Bediüzzaman ile görüşen Son Şahitlerden Ali Sert Hoca vefat etti

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

Ahmet Bilgi'nin haberi:

RİSALEHABER-Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini gören son şahitlerden, hayatını Kur'an ve Risale-i Nur hizmetine adamış Ali Sert Hocaefendi vefat etti.

Cenaze salı günü

Ali sert hocanın cenazesi yarın (Salı) Hatay'ın Kırıkhan ilçesindeki Ulu Cami'de kılınacak ikindi namazının ardından Kırıkhan mezarlığı külliyesinde defnolacak.

Bir hatıra

Bediüzzaman Hazretleriyle de görüşen Ali Sert Hocaefendi'nin cevaplar.org sitesinde yer alan günümüzle ilgili bir hatırası şöyle:

Kırıkhan'da sıcak yaz günleri ortalığı kavuruyordu. Bu havalarda çocuklara Kur'an okutmak ve ezberletmek çok zordu. Bunun için gerekli mercilerden resmi izin alarak Kırıkhan Kur'an Kursu olarak çalışmalarımızı Belen Tepesindeki bir yaylada yürütmeye başladık. Yaylada bize ayrılan yere bir çadır kurarak kursun yaz çalışmalarını oraya taşıdık. Daha oraya geleli bir iki gün olmamıştı ki bir gece yarısı herkes uykudayken "Teslim olun, teslim olun" sesleriyle uyandık. Kimdi bu gelenler? Kimdi bu eli silahlı kişiler? Bizden ne istiyorlardı? Ben hemen pijamalarımla çadırın dışına çıktım. Gelenlere: "Bizden ne istiyorsunuz? Siz kimsiniz?"diye bağırarak sordum. Beni elimde bastonumla yaşlı ve sakallı gören rütbeli bir subay bize doğrulmuş olan elindeki otomatik silahı indirerek cevap verdi: 

"Siz kimsiniz hacım, biz sizi terörist zannederek baskın yaptık." Bu cevap üzerine durum anlaşılmıştı. Bu yaylada yer yer teröristler geziyor, olay yapıyor ve gizleniyordu. Ordu kuvvetlerimiz de onları takipteyken bize rastlamışlardı. Ben durumu hemen anlamış ve onlara seslenmiştim: "Komutanım, biz Kırıkhan Müftülüğü Kur'an Kursu öğrencilerini kampa getirdik. Ben onların hocasıyım." Bu cevabım karşısında rütbeli subayın yüzü güldü. Hemen yürüyerek yanıma geldi. Onun gelmesiyle birlikte siperden çıkan bir sürü asker de mevzilerini bırakıp bir araya toplandı. "Aman yavrularım, gecenin bu saatinde biz uykulardayken bizim güvenliğimiz için yayla yayla, dağ dağ dolaşan yavrularım" diye düşündüm. Onlara içimde bir şefkat, bir sevgi duydum. Sanki benim Kur'an öğrencilerim sadece arkamdaki çadırda yatanlar değil, aynı zamanda bu önümde hazır silah bekleyenlerdi. Hemen, rütbesi yüzbaşı olan komutanın elini sıkarak, onları oturmaları için çadırın önünde bir yere davet ettim. İçeride de aşçıya çay yapmasını söyledim. Biraz sonra hep birlikte çaylarımızı yudumlarken bizim terörist olmadığımızı, Kur'an kursu mensupları olduğumuzu görünce çok sevinen komutanla sohbet ettik. Aramızda aynen şu konuşmalar geçti:

-Yüzbaşım, Allah aşkına söyleyin, bu koca devletin bu güçlü ordusu yirmi otuz yıldır eline silah almış üç beş bin kişilik bir terör örgütüyle niçin baş edemiyor? Ordumuz bu kadar aciz ve başarısız mı?

- İş bildiğiniz gibi değil hocam. Bu mesele ne üç beş bin kişilik silahlı olan bir örgüt işidir, ne de Kürt meselesidir. Hocam elimize geçen belgeler, aldığımız istihbaratlar gösteriyor ki bunları destekleyenler sadece Irak, Suriye ve İran da değildir. Eğer sadece bunlar olsaydı, çözüm gene kolay olurdu. Hocam elimize geçen bilgilere göre bunları en başta Avrupa'nın en büyük devletleri olarak dünyanın da ileri gelmiş bir kısım devletleri destekleyip ve her türlü yardımı yaparak bize karşı olan haçlı zihniyetini devam ettiriyorlar. Aslında hocam, İstiklal Savaşı daha bitmedi. Şu anda biz yedi düvele karşı çarpışıyoruz. Eğer bu mesele Kürt meselesi olsaydı Avrupa bu işe karışmazdı, biz de bin yıldır beraber yaşadığımız bu insanların her türlü insani hak ve hukukunu verir, kardeşliğe devam ederdik. Oysa bu mesele gizli dünya güçlerince kendi çıkarları doğrultusunda kurulan sistemlerle idare edilerek sürekli bir çatışma, sürekli bir huzursuzluk ortamı oluşturuluyor.

-Yüzbaşım, bu mesele bu kadar girift ve karışık mı?

-Hem de nasıl hocam, bir tarağa geçmiş saçlar gibi.

-Yüzbaşım, yani düşman cephesi, açıkça belli değil mi?

-Belli değil hocam.

-Yani ezeli tarihi düşmanlar uyumuyor.

-Evet hocam uyumuyor.

-Demek ki biz onlarla mı savaşıyoruz.

-Evet hocam, biz yedi düvelle savaşıyoruz.

-Yüzbaşım karnınız aç mı? Ne olur hemen bir sofra açalım.

-Aç değil hocam. Hem o kadar zamanımız yok. Daha birkaç yere daha uğramamız gerekiyor. Sabah olmadan uğramalıyız.

-O zaman komutanım, ne olur bir sütümüzü için.

-Olur hocam, birer süt içeriz.

Süt hemen hazırlanıp getirilir. Başta komutan olarak herkese ikram edilir.

-Yüzbaşım buyurun sütünüz.

-Teşekkür ederim hocam.

-Yüzbaşım bir daha içiniz.

-Yetti hocam.

Hoca diğer askerlere dönerek:

-Dolduralım evlat.

-Hocam dolu.

-Yavrularım tekrar dolduralım.

-Teşekkür ederiz hocam, bize yetti. Allah razı olsun.

-Sizden de Allah razı olsun evlatlarım. Allah sizi korusun. Güle güle yavrularım.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Nur Talebeleri Haberleri