Bediüzzaman aydınlanmacı mı?

Mustafa ÖZCAN

1990’lı yıllarda Zaman gazetesinde çalışırken yabancı bir sima gazetenin eşiklerini aşındırıyor ve tepelerde birisine ulaşmak istiyordu. İstemeyerek de olsa birkaç defa karşılaştık ve bizim aracılığımızla Şemseddin Nuri veya Latif Erdoğan Bey ile görüşmek istiyordu. Latif Erdoğan Bey ise tabir caizse fellik fellik kaçıyor ve görüşmekten imtina ediyordu. Sonrasında kendisini istemeden de olsa yıllar boyu görmek veya kendisiyle karşılaşmak mecburiyetinde kalacaktık.  Zira baskın çıkmış ve piyasada kendisine yer açmış ve  tutunmuştu. Bayburt asıllı olan bu akedemisyen ilgi alanı olarak yükselen değer olarak Nurculuk ve özellikle de Fethullah Gülen hareketini seçmişti. ABD, Türkiye ve İsrail arasındaki üçgende akademik faaliyet yürüten ve Utah Üniversitesi siyasal bilgilerde öğretim üyeliği yapan Hakan Yavuz bu ilgisinin bir meyvesi olarak “İslamı Aydınlanmaya Doğru: Gülen Hareketi/Toward an Islamic Enlightenment: The Gülen Movement” (Oxford University Press, 2013)” başlıklı bir kitap kaleme alıyor.  Kitap, Fethullah Gülen hareketinin içeride ve dışarıda tartışıldığı bir devreye denk geliyor. 9 Şubat tarihinde (2014) Şahin Alpay,  mutat olarak yazdığı Today’s Zaman’da kitapla alakalı bir  makale kaleme alıyor (http://todayszaman.com/columnist/sahin-alpay_338942_toward-an-islamic-enlightenment.html)

*

Bir zamanlar Şemseddin Nuri veya Latif Erdoğan’ın kaçındığı bu kişiler şimdi  hareketi tanımlamada merkezi bir rol oynuyorlar.  Hakan Yavuz Amerikan ve batılı çevreler adına hareketi süzgecinden geçirdiği gibi, Şahin Alpay da aynısını yapıyor.  Şahin Alpay da yazılarıyla Gülen hareketini hem içeride hem de dışarıda tanıtıyor.  Bu itibarla, Şahin Alpay’ın Gülen hareketini tanıtırken Hakan Yavuz’u referans vermesi hiç şaşırtıcı değil.  Şahin Alpay’ın makalesinde en fazla yadırgadığım hususlardan birisi İslam adına Gülen hareketinin barış, demokrasi ve sekülerizmin sözcülüğünü yaptığını yazmasıdır. Fethullah Gülen’in İslami anlayışının sekülerizm ile bağdaşık olduğunu iddia etmesidir. Bu her açıdan vahim bir durumdur. Sekülerizm adına veya üzerinden dine yeni kalıplar vermek yeni anlamlar yüklemek vahim bir durum arz etse gerekir. Yıllardan beri kendilerinin dini bir hareket veya cemaat olmadığını söyleyip duruyorlar. Bununla birlikte Risale-i Nurları tabana daha fazla yakınlaştırmak bahanesiyle Risale-i Nurları  kuralsız bir biçimde sadeleştiriyorlar. Şahin Alpay Fethullah Gülen hareketini seküler bir hareket olarak tanımlıyor.  Hizmet hareketine bağlı ana yayın organı Zaman’da yazdığına göre demek ki Hizmet veya Camia da kendisi hakkındaki bu tanımı zımni olarak kabullenmektedir.

*

Cemaat sekülerliği kabul etti ise bu durumda bu alanda da Bediüzzaman ile ters düşüyorlar anlamına gelmektedir. Hissi mesafe daha açılmış anlamına gelecektir. Bediüzzaman başkalarına göre konuşan birisi değildir. İbtida değil, ittiba ile mükelleftir. Ve sekülerleşleşmeye arzileşme ve arzileştirme olarak bakmaktadır. Dini ülviliğinden arındırarak suflileştirmektir. Hakan Yavuz tek bir İslam olmadığını ve günümüzde modernizm ve globalizm süreçleriyle birlikte iki zıt İslami anlayışın veya ekolün ortaya çıktığını savunmaktadır.  Bunlardan birisi fundamentalizm diğeri de aydınlanmacı İslam’dır. Hakan’a göre, fundamentalizm Kur’an ve Sünneti esas alan ve ama çağdaş ihtiyaçlarını göz ardı eden ve esnek olmayan bir dini anlayıştır.  Hakan Yavuz’a göre, fundemantalizm katıksız ve püriten bir İslami anlayıştır. Aydınlanma ise serbest düşünce üzerine müesses bir yaklaşımı benimsemektir.  Hakan Yavuz ve dolayısıyla Şahin Alpay’a göre, Gülen hareketi Fazlurrahman, Aliya İzzetbegoviç,  Abdurrahman Vahid, Abdulkerim Suruş ve Raşid Gannuşi ile yolda buluşan bir damarı temsil eder. Aydınlanmacı ve modernisttir. 

Hakan Yavuz’a göre, aydınlanma dini veya İslamı reddetme değil belki kritik akılla toplumu ve kainatı anlamaya çalışmaktır. Hakan Yavuz, Bediüzzaman Said Nursi ve Fetlulllah Gülen’in  aydınlanmış İslam  anlayışını temsil ettiklerini ve  ikisinin de aklın ve bilimin ışığında dini yorumladıklarını ve daha insani bir cemiyet için bu yorumlardan reformlar türettiklerini ileri sürmektedir.  Burada Hakan Yavuz Fethullah Gülen ile birlikte Bediüzzaman Said Nursi’nin de İslami aydınlanma ekolüne sokmaktadır!  Bunu yaparken neye dayanmaktadır? Acaba bunu nereden çıkarmıştır? Elbette Bediüzzaman ilcaat-ı zamanı dikkate alır ama esas almaz. Bu anlamda modernizmi dinin üzerine hakim kılmaz. Kılsaydı herhalde Mustafa Kemal ile bir uzlaşma yolu bulabilirdi. Zaman kaydını izhar eder veya ilcaat-ı zaman bir gerçektir.  Lakin bu zamanı mutlaklaştırmak değildir. Bunu yapanlara veya modernistlere geçmişte dehriler denmiştir. Mutlak kriterleri reddederek zamanı kriter alan ve ona tapınan ekoller veya kişiler çıkmıştır.  Bunlar genellikle zındıka cereyanını temsil ederler. Buna mukabil, bazen zaman gizli kalmış gerçekleri izhar ederek hakikatin tecellisine yardımcı olur.  Nice akim tartışmaların ilacı haline gelir.

Bediüzzaman skolastik olmadığını söylemiştir.  Bediüzzaman çağa bağlı ya da çağa kapalı değildir. Çağa bağımlı hale gelmeden çağa açıktır. Bir çağa bağlı olarak esnekliğini kaybetmiş anlayışlardan uzak olduğunu dile getirir. Bu ise aydınlanma değildir.  Zira aydınlanma,  çağa hapsolmaktır. Belki Bediüzzaman yerine Muhammed Abduh veya Seyyid Ahmet Han gibiler bu kategoriye girebilirlerdi.  Bediüzzaman skolastik değilse de aydınlanmacı da değildir. Onun bakış açısı muayyen bir asırla sınırlandırılamaz. İskilipli Atıf Hoca’nın ifadesiyle İslam asri değil a’saridir. Bundan dolayı skolastik olamayacağı gibi aydınlanmacı da olamaz. Onun nuru asırdan değil Allah’tandır.  Hakan Yavuz ve  Şahin Alpay bir demet isim üzerinde duruyor. Bunların birbirleriyle pek alakası yoktur.  Fazlurrahman  ve Abdulkerim Suruş ve benzeri isimleri Bediüzzaman’la birlikte anmak hem bu kişileri hem de Bediüzzaman’ı tanımamak olur. Abdulkerim Suruş, Ali Şeriati’nin devamı sayılan İranlı bir düşünürdür. Son sıralarda Şiilikten ayrılarak Mutezile mezhebine intisap etmiştir. Hala arayışı istikrar kazanmış ve tatminsizliği dinmiş değildir.  Bediüzzaman’ın istikrarlı çizgisi ise malumdur.

Hakan Yavuz, Fethullah Gülen’in toplumu ve siyasete şekil vermek istediğini ama toplumu ve devleti ele geçirme niyetinin olmadığını ileri sürmektedir. Bu yerinde bir tezkiye midir?

Şahin Alpay geçmişte İslam içinde bir Luther çıkmasını bekleyen ve herkesi buna yakıştıran bir adamdır. Mehdi bekler gibi Luther beklemektedir.  Bu yönde Fethullah Gülen de kendisini tatmin eden bir nokta var mıdır? Bilinmez. Ama keşke Fethullah Gülen de bir zamanlar Latif Erdoğan’ın yaptığını yapsaydı da yolları bu adamlarla hiç kesişmeseydi. Belki şimdi yaşadığı istikamet sorununu hiç yaşamamış olurdu. Hep kazanımlar üzerinden gidildi. Keşke bir kez olsun kaybedilenlerin muhasebesi yapılabilseydi. O zaman gerçek tablo ortaya çıkardı. Belki zarardan dönme imkanı da olurdu.  Kendileri dönemeseler bile herhalde sevk-i kader ile dönecekler.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (20)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.