Batı Sahra, Fas Yönetimi ve insanlık krizi

Fas'ta Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidarın en büyük ortağı olması, Batı Sahra Sorunu'nda daha barışçıl ve özgürlükçü bir yaklaşımın hakim olacağı iyimserliğini ortaya çıkarmıştı ama Clinton'un Fas ziyareti temaslarında söyledikleri bu iyimserliği ort

Son bir yıl içerisinde Tunus'ta başlayan halk ayaklanmaları özellikle Kuzey Afrika ülkelerinde önemli siyasal değişiklikleri beraberinde getirdi. Tunus, Mısır ve Fas'ta gerçekleştirilen seçimlerde İslami hareket geleneğinden gelen partiler kazanarak yönetimde en önemli güç haline geldiler. Tunus'ta parlamento seçimlerini kazanan Nahda, Fas'ta ise Adalet ve Kalkınma Partisi koalisyon kurarak bölgenin jeopolitik merkezinde belirleyici olacaklarını gösterdiler.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimle iktidarın en büyük ortağı haline gelmesi, Batı Sahra Sorunu'nda daha barışçıl ve özgürlükçü bir yaklaşımın hakim olacağı iyimserliğini ortaya çıkarmıştı. Fakat Dışişleri Bakanı Sadeddin Osman'ın, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton'un Fas ziyareti temaslarında söyledikleri monarşik ulus devlet yaklaşımın hala Fas dış politikasında geçerliliğini koruduğunu gösterdi. Batı Sahra Sorunu'nun Fas'ın iç meselesi olduğunu, dış güçlerin sorunun çözümünden yana olmayıp isyancılara desteklerinin sürdüğünü belirtmesi ve üstü kapalı şekilde Cezayir'i suçlaması, şimdilik Adalet ve Kalkınma Partisi'nin dosyasında devlet refleksi dışında bir çözüm önerisi bulunmadığını doğruladı.

Oysaki partinin geçtiğimiz ay açıkladığı "Geniş Atlantik Perspektifi" adlı politikası umut vericiydi. Komşu ülkelerle "0" sorun yaklaşımını benimsiyor, bölge ülkeleriyle kültürel, sosyal, ekonomik ilişkileri geliştirerek ortak temalar üzerinden barışçıl bir yaklaşımdan söz ediliyordu. Fakat bu politikanın, Atlantik'e kıyısı olan Batı Sahra'yı henüz kapsamadığını gördük. Çünkü Fas yönetimi geçen haftalarda artan terör olaylarını bahane ederek Cezayir sınırında mültecilere yardım götüren konvoyları durdurarak, insani yardımların ulaştırılmasını engelleyip, açlık alarmının verilmesine neden oldu.

Cezayir'in güney batısında özerk bir şekilde yaşayan 150 bin mülteci bulunuyor, mültecilerin çoğunluğu Fas'ın Batı Sahra'yı işgal ettiği 1975'ten sonra gelen ve dış yardımlar sayesinde hayatlarını devam ettiren ailelerden oluşuyor. 1991'de Fas hükümeti ile Batı Sahra'nın bağımsızlığı için mücadele eden Polisoria Cephesi arasında ateşkes anlaşması imzalandığı için bir iç savaş yaşanmıyor.

Birleşmiş milletlere bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) Tindouf Mülteci kampında yardımların gelmesi hükümet tarafından engellendiği için bebek ölümlerinin başladığını yetersiz beslenme oranının yüzde 18'den yüzde 32'ye ulaştığını ileri sürdü. Açlık alarmı verildi ve eğer yardımlar mültecilere ulaşmazsa kitlesel ölümlerin yaşanabileceği duyuruldu. Şüphesiz geçen sene Doğu Afrika'da etkili olan kuraklığın bu sene Sahra ve Sahel bölgesinde etkili olabileceği söylenmektedir. Eğer yeterli önlemler alınmazsa bu kuraklık ve olası açlık felaketinden en fala etkilenecek olanların başında yardımlara bağlı bir şekilde hayatlarını devam ettirmeye çalışan Sahravi halkı olacaktır.

Saddeddin Osman'ın "Batı Sahra sorunu Fas'ın iç sorunu" yaklaşımı, reel politikte haklı ve doğru bir yaklaşım gibi görünmemektedir. Batı Sahra, 1975'e kadar Fas'a ait değildi, İspanya sömürgesiydi. İspanya'nın çekilmesinden sonra Fas, Batı Sahra bölgesini fiili olarak işgal etti ve bu işgal referandum sözü verilmesine rağmen hala devam etmektedir. Batı Sahra'nın işletilmeyi bekleyen doğalgaz yataklarına sahip olması eski sömürgeci İspanya başta olmak üzere Avrupa devletlerinin, sorunu kendi bağlamlarında çözmeye çalışmalarına neden olmaktadır. İngiltere, ABD ve Fransa Batı Sahra ülkeleriyle yakından ilgilenen ülkeler olup ortak bir zeminde buluştukları takdirde sorunu da çözeceklerdir. Fas yönetimi, Cezayir, Mali ve Moritanya yönetimlerini isyancıları desteklemekle itham ediyor, buna karşılık Cezayir, Mali'de, İslami Mağrip Cephesi ve Tuaereg isyancılarını Fas'ın desteklediğini söylemekteler. Mağrip ülkeleri arasındaki bölgesel suni çatışmalardan haklar etkilenmekte ve çatışmaların bedelini Fas'ta Sahravi, Mali ve Moritanya'da Tuareg halkı ödemektedir.

Batı Sahra sorununun çözülmemesinde rol oynayan ülkelerin başında ABD ve Fransa gelmektedir. Soğuk savaş döneminde Fas kralı Hasan, ABD'nin bölgedeki en önemli partneriydi, Kuzey Afrika'da ki komünizme karşı savaş, Kral Hasan'ın muhafazakârlığında yürütülüyor, Batı Sahra'nın isyancı sosyalist eğilimli Polisorio'ya da Sovyet Rusya yardım ediyordu. Fas aynı zamanda ABD'nin bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olmasından dolayı Kral Hasan ve varisi 6. Muhammed'in yaptıkları, ABD yönetimi tarafından sürekli desteklenmektedir. Fransa, Cezayir'le ilişkilerini iyi sürdürdüğü gibi Fas'la da sürdürebilmiştir. Fas bürokrasisi ve derin yapılanmasında Fransa'nın her zaman önemli bir rolü olmuş, Fas modernleşmesi Fransa örnek alınarak gerçekleştirilmiştir.

Batı Sahra'nın geleceği ile ilgili referandumdan kaçılmaması gerekli, fakat Sahravi halkının sağduyulu davranmasının da şartları oluşturulmalıdır. Batı Sahra'nın bağımsızlığına kavuşması heyecan verici gözükse de uzun aşamada Müslüman toplumların çıkarlarıyla örtüşen bir sonuç olmayacaktır. Batı Sahra'nın bağımsızlığı, Müslüman ülkelerin bölünmesinin, parçalanmasının bir örneği olacak ve bölgedeki insani, siyasi, ekonomik güç paylaşılacak, Sahravi halkından ziyade sömürgeci güçlerin çıkarlarına hizmet edecektir.

Batı Sahra sorununa siyasi bir akılla değil, insani duyarlılıkla bakmak gereklidir. İslam ülkelerinden bölgeye gelen Cezayir dışında hiçbir ülkenin yardım örgütü bulunmamakta, yardımlar Birleşmiş Milletler kanalıyla Güney Batı Avrupa ülkelerine ait yardım kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Türkiye'den ilk kez Kurban Bayramı'nda bir yardım örgütü, Cezayir'de ki Tindouf kampına giderek yardımda bulunmuştur. İslam ülkelerindeki sivil toplumların bölgedeki azlığı, Sahravi mültecilerini Avrupa ülkelerinin politik yardımlarına maruz bırakılmakta, Başta Polisorio, Batı Sahra Demokratik Partisi gibi hareketleri bu ülkelerin kucağına atmaktadır.

Dolayısıyla Kızılhaç, Oxfam gibi kuruşların yardımlarını gören kamplarda yaşayan gençler, Batı Sahra'nın barışçıl bir süreçle hak ve hürriyetlerine kavuşacağına inanmayıp, özgürlük ve hak taleplerinin onların yardımıyla gerçekleşeceğine inanmaktadır. Batıdan ithal edilen modası geçmiş liberal ve sosyalist eğilimleri benimseyen gençler arasında, çözümün radikal fikirlerden geçtiği düşüncesi hakim olmaktadır. Kaddafi sonrasında Sahel bölgesindeki istikrarsızlığın artması da başta Tindouf kampı olmak üzere bölgeyi güvenlikten yoksunlaştırmakta; açlık, şiddet ve terör olaylarına ortam hazırlamaktadır. Batı Sahra'nın Somali'den bize daha uzak olmadığını hatırlamak ve Sahravi halkının da ortak kimliğimizin bir parçası olduğunu unutmamak gereklidir.

Dünya Bülteni

Güncel Haberleri