Ne Bekliyordunuz? Rüzgar Eken Fırtına Biçer… Beterlerinden Sakının!

Bahri YAĞMUR

Evet beyler ne bekliyordunuz? Ektiğiniz rüzgarlar karşınıza böyle fırtınalar şeklinde çıkacak elbette, kimilerinin yuvaları yıkılacak, kimilerinin canları yanacak, kimileri de canlarından olacak… On yıllardır bağıra çağıra tükenen nefeslerimiz size bir türlü yetemedi, derdimizi, meramımızı bir türlü anlatamadık size, soluğumuz tükendi...

Olmaz dedik, sadece bu seküler, Batılı eğitimle gönüllere, kalplere, vicdanlara girilmez. Avrupa’nın kokmuş, kokuşmuş medeniyet tasavvuruyla bu necip milletin ruhundaki ulvi manalar bağdaştıralamaz. Kalplere Allah korkusu girmeden, iman, Kur’an dersleri verilmeden insani tekâmül olmaz dedik ancak sesimizi, sözümüzü dinletemedik bir türlü.

Şu an ortalık kan revan… Öğretmenler, öğrenciler katledildi, insanlar tedirgin, veliler çocuklarımızı okula göndersek mi evde mi tutsak telaşı içerisindeler. Hemen her vahim olay gibi, bir benzeri tekrarlanıncaya kadar bu hadisede de nedeninin, niçininin üstüne gidilmeden bir süre unutulacak sonra başka bir yerden, başka bir şekilde nüksedecek bu hastalığın değişik tezahürleri…

Evet bir yönüyle bu tür olaylara sadece bir yönden değil de BÜTÜNCÜL BİR BAKIŞ AÇISIYLA BAKMALI, ancak bu tür hadiselerin ana ekseninde din, maneviyat, değerler sistemi olduğunu da unutmamak lazım. Bu anlamda milletin asıl zafiyetinin iman, din zafiyeti olduğunu vurgulayan Bediüzzaman, bir asır öncesinden bakın bu tür olaylara nasıl bakıyor ve bu konuda nasıl yerinde bir tesbitte bulunarak, bize nafi tenbihlerde bulunuyor:

"Nev'-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyata mağlub, cür'etkâr, akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse; hayat-ı içtimaiyede ehl-i namusun malı ve ırzı ve zaîf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı bir dakika lezzeti için bir mes'ud hanenin saadetini mahveder ve bu gibi hapiste dört-beş sene azab çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başına alır. "Gerçi hükûmet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim, fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelal'in melaikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zaîf olacağım." diye birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar." (Şualar (RNK) – 220)

Ve şimdi bu tür olayların önüne geçmek için her okula birkaç polis dikmek mi daha faydalı olacak, yoksa kalplere, gönüllere Kur’an’la, iman hakikatleriyle girerek her vicdana bir iman polisi koymak mı daha faydalı olacaktır?

Hemen her fırsatta bu tür vahim olacak olaylara karşı ilgililerin dikkatini çekmiş ve üstüme pek de vazife olmasa da onları uyarma bahtiyarlığında da bulunmuştum. Geç değil henüz geçen aylarda 28 Şubat 2026’da burada, risalehaber.com’da yayınlanan “Efendilik en büyük kabadayılıktır” başlıklı yazımda bu konuda şöyle demiştim: “Rüzgâr eken, fırtına biçer” der atalarımız. “Ne verirsen elinle o gelir senle” de diğer manidar bir söz bu konudaki. Yani diyeceğim o ki okullarda, mekteplerde, yurtlarda, medreselerde ne verirseniz bir dönem sonunda ektiğinizi biçer, emek verdiğiniz meyveleri toplarsınız. İntikam kan, merhamet af getirirken; vahşet katliamı, zulümse ahı taşır. Geleceğin insanlarının nasıl şekilleneceğini, kişilik, şahsiyet, insaniyet, maneviyat değerlerinin derecesini görmek isterseniz günümüzde onlara verilen/verilmek istenen/verilmeye çalışılan değerler manzumesine, maarif bilincine bakmanız lazım. Öyle ya Mevlana’nın tabiriyle “toprağa darı mı ektik de onu bekleriz, buğday eken buğday bekler. Darı eken, darı.”

Aslında bu zararlı gidişatı bundan 20 yıl önce TVlerde gençlerin gözlerine soka soka dikte eden mafya dizilerinin karanlık bölümlerinde fark etmiş ve hatta bu konuda “Bir Mafya Babasının Özüne Dönüş Hikayesi-Sarı Ferit” adında bir biyografik çalışmayı da üzerime vazife olmadan yayınlama cüreti göstermiştim. Bu eser, ilk yayınından sonra epey gündemde kalmıştı daha sonraki yıllarda iki üç baskı da yapmıştı. Gençler için madde ve uyuşturucu kullanımının bir çözüm ve çare olmadığı, mafyavari oluşumların gençleri bir amaca taşıyamayacağı, vurdulu kırdılı bir dünyanın onlara göre olmadığını, bunların toplum nezdinde onlara saygınlık katmayıp bir yerlere getiremeyeceğini, asıl insani gayenin iman ve Kur’an dairesinde İslam terbiyesiyle terbiyelenip insanca bir hayat sürmek olduğunu, bu hayatı bizzat yaşamış Sarı Ferit’in ağzından gençlere aktarmaya çalışmıştım. Ancak maalesef bu ve buna benzer çalışmalar diğer özendirici faaliyetler karşısında çok cılız kaldığından onların yanında çok fazla ses de getirememişti. Ancak TV ekranlarında bu ve buna benzer sahneler bu kitabın yayınlanmasının ardından 20 yıldır azalmadı aksine kat be kat arttı.”

Ne diyelim umulur ki bu son uyarılarımız dikkate alınır, bunlara kulak kesilinir. Ve umulur ki bir felaket gelmeden, canlar heba olmadan, yuvalar dağılmadan imani, Kur’ani tedbirler alınır, konu BÜTÜNCÜL bir yaklaşımla eğitim yönüyle, emniyet tedbirleri yönüyle, eğitim politikaları yönüyle, pisikolojik, sosyolojik vb yönleriyle değerlendirilir de böyle elim, vahim hadiseler bir daha tekerrür etmez.

Konu ile ilgili son olarak üstad hazretlerinin şu cümlelerine kulak vermek yerinde olacaktır kanaatindeyim: “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: “Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?” (Emirdağ Lahikası)

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.