Kısa Hayat Yolculuğumuzu Uzun Edecek Manidar Bir Anekdot…

Bahri YAĞMUR

“Daha çocuktum, babamla bir ormanda yürüyordum” diyor, bir yabancı yazar. “Ormanın derinliklerine doğru epeyce yol almıştık ve bu yürüyüş beni epeyce yormuştu” diye devam ediyor anlatımına yazısında.

“Bir süre sonra baba, dedim çok yoruldum beni kucağına alır mısın? Babam bana bir karşılık vermedi, yüzüme hafifçe tebessümle baktı, ilerideki ağaçtan büyükçe bir dal kesti ve bana uzattı oğlum dedi, bak artık bir atın var, ona bin ve bu yorucu yürüyüşünü bununla tamamla. O ağaç dalını bir at yapıp babamdan daha hızlı bir şekilde yürümeye hatta koşmaya başlamıştım artık.”

Hikâye manidar. Hayat bazı zamanlarda çekilmez, katlanılmaz hallere gelir, yaşam yolunu yürüyemez, kat edemez durumlara gelebiliriz. O an, o yolu bizce daha zevkli, eğlenceli kılan uğraşlar, meşgaleler bulmamız gerekir.

Okumak, yazmak, resmetmek, araştırmak veya bu uzun, karmaşık, sürprizlerle dolu yorucu hayat yolunda bizi ferahlatacak, eğlendirecek, dinlendirecek bize değer katacak uğraşılar günlük hayatımızın rutinliğini, yorgunluğunu büyük ölçüde üzerimizden alacaktır.

Büyük yazarın çocukluk anısındaki o ağaç dalı, aslında sadece bir oyuncak değil; zihnin, ruhun ve hayal gücünün yorgun bedene galip gelme biçimidir. Babasının ona verdiği şey bir nesne değil, hayatın yükünü hafifletecek bir "perspektif"tir.

İşte tam da bu yüzden, o yazıyı okuduktan sonra ne zaman hayatın dik yokuşlarında nefesim kesilse, gözlerim hemen yol kenarındaki o gizli ağaç dallarını arar. Kimi zaman elime aldığım bir kitap, beni zamanın ötesine taşıyan sadık bir at olur; kimi zaman beyaz bir kâğıda damlayan mürekkep, ruhumu engebeli yollardan uçurarak geçiren kanatlara dönüşür. Bilirim ki, bizi yoran bu yolun uzunluğu veya bu yoldaki taşlar değil; adımlarımıza eşlik edecek bir heyecanın, içimizde filizlenen bir anlamın olmamasıdır. Çünkü insan, sadece etten ve kemikten ibaret bir yolcu değildir; o, hikayelerle beslenen, hayalleriyle büyüyen bir varlıktır. Rutinin kurşun gibi ağırlaştığı modern çağın ormanında kaybolmamak için, her birimizin o kendi "ağaç dalını" bulması gerekir. Kimi için bir fırça darbesi, kimi için bir melodinin esintisi, kimi için de bir çocuğun gözlerindeki o saf merakı keşfetmektir bu dal.

Hayat yolculuğu, biz onu sadece yürümek zorunda olduğumuz bir zorunluluk olarak gördüğümüzde kısalır ve tükenir. Ancak onu anlam katacak meşgalelerle donattığımızda, yol ne kadar engebeli olursa olsun, adımlarımız bir çocuğun neşesiyle hafifler. O halde, yolun yoruculuğundan şikâyet etmeyi bırakıp kendimize sormalıyız: Bugün hayatı daha zevkli ve manidar kılacak hangi atın sırtındayız? Ruhumuzu koşturacak o sihirli dalı bugün nerede bulacağız?

Çünkü yol ne kadar uzun ve yorucu olursa olsun; heybesinde merak, kalbinde ümit ve elinde bir parça hayal gücü olanlar için o yolculuk, asla bitmesini istemedikleri muazzam bir maceraya dönüşür.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.