Uzun yıllardır üstün yetenekli/zekalı çocuklarla ilgili çalışıyorum ve bu konularda eğitimler veriyor, danışmanlık yapıyorum. Gerek öğrenci velilerince gerekse bu konuya ilgi duyanlarca tarafıma bu alanla ilgili pek çok soru yöneltiliyor. Bu tür konuları okuyucularımla da paylaşmak ve zaman zaman buradan bu tür konularda bilgilendirici yazılarımı sunmayı düşünmüşümdür. Bu sorular yüzleri buluyor ancak bir işe başlamak onu tamamlamanın yarısıdır fehvasınca “Bismillah” deyip bu anlamda birkaç soruyu cevaplamaya çalışacağım.
Çocuğum üstün yetenekli/zekalı olarak biliniyor veya bir ebeveyn olarak böyle olduğunu düşünüyorum peki sadece zeki bir birey olmak yeterli mi?
Son haftalarda gündemi sarsan Amerika’daki karanlık ada olayları da gösterdi ki sadece zeki olmak, üstün yetenekli olmak, deha olmak yetmiyor. Bu anlamda yapılan işlerin, ortaya konulan ürünlerin de etik ve ahlaki olması gerekiyor.
Teknolojide, ilimde, irfanda, bilimde, sanatta ağzınızla kuş da tutsanız insani değerleri ötelediğinizde, genel ahlaki normlar haricine çıktığınızda, yaptığınız iş de ancak bir “HİÇ”ten ibaret kalıyor…
-Geçenlerde Sakarya’da bir konferans için ağırladığımız Prof. Dr. Mehmet Görmez Hocamızın tabiriyle- “Karanlık ada” dosyaları içinde pek çok karanlık ünlü ismin içinde günümüz bilim ve teknolojisine yön veren duayen isimlerin baş sıralarda olduğu dikkat çekiyor. Bu isimlerin “Siyonist” çevrelere yakınlığı, işbirlikçiliği bir tarafa bilimi, teknolojiyi de kendi iğrenç şahsi ve guruhi çıkarlarına alet etmeleri, kendilerine insanlığa hizmet için ilahi bir ödül olarak verilen bilgi ve kabiliyetlerini alenen şeytanın emrine sunmaları zeki de deha da olsalar insanların ne denli alçalabileceğine en güzel örneklerinden birini teşkil ediyor.
Şimdiye dek bize dayatılan bilim, sanat, ekol ve idollerinin geçerliliği tartışması bir yana bırakılıp düşünüldüğünde çocuklarımıza bilhassa üstün yetenekli ve deha çocuklarımıza evrensel erdem, fazilet, ahlak, insanlık sevgisi ve bilinci gibi insani değerlerin öğretilmesi, onlara bu değerlerin küçük yaşlardan itibaren aşılanmasının ne denli önemli/öncül bir fayda sağlayacağı muhakkaktır.
Zeki olmak, deha olmak yetmiyor… Bilim ve sanat eğitimi yanı sıra ahlak, erdem, insani değerler öncül ve başat değerlerimizden olmalı, aksine düşünüldüğünde daha nice “karanlık ada”larla yüz yüze gelmemiz bu kader çerçevemizde hep gerçekleşecektir.
Bu konudaki başka sorulardan biri. Bu üstün yetenekli olarak nitelendirilen üstün zekalı/kabiliyetli/potansiyelli çocuklar/insanlar gerçekten rahatsız insanlar mıdır ve neden toplumda bu insanlar “biraz değişik” olarak nitelendirilir?
Bu soru zeki, üstün yetenekli birey anne babaları tarafından çokça bize sorulan sorulardandır. “Benim çocuğum çok zeki, üstün yetenekli, çok kapasiteli ancak bir sorunumuz var, çocuğum biraz problemli hatta bize rahatsızlık verici derecede dikkat, odaklanma, çevreye duyarlılık, sorunlara ve problemlere odaklılık gibi konularda olumsuz yönleri hatta rahatsızlıklara varan boyutta olumsuz yönleri var…”
Bu tür şikayetler hiç de anlamsız değil. Kısaca özetlemek gerekirse, her şeyden önce zeki, üstün yetenekli ve potansiyelli bu çocuklar akranlarına oranla çevrelerindeki problemleri hemen fark edebilen, sorunları ani bir kavrayışla görebilen, hatta çevrelerince gerçekleşebilecek, gelişebilecek, yakın tehlikeleri bilgileriyle sezebilen, oluşabilecek olumsuz tutumları, durumları algılarıyla sezebilen bireyler olduklarından yaşıtlarına ve diğer bireylere nazaran elbette daha düşünceli, daha nahif, zihince de daha hassas ve başkalarının gözünde de bu durumlarıyla rahatsız edici hatta problemleri, olumsuzlukları göremeyen, sezemeyen insanlarca bu çocuklar başkalarınca “rahatsız çocuk” şeklinde bile damgalanabilir.
Bu yüzen bu zeki, üstün potansiyelli, nadir zekalara rahatsız bir insan nazarıyla değil sorun ve problemleri hatta yaklaşan tehlikeleri önceden sezebilen nadir bireyler olarak bakmalı ve bu özelliklerini bir rahatsızlıktan ziyade içlerindeki o büyük potansiyelin bir yansıması olarak görmek gerekir.