Şu “Epstein Belgeleri” açıldı ya… Herkeste bir telaş, bir vehim, bir düşünce, bir “şoke oluş”, bir güvendiğim “Batı’ya karlar yağdı” söylemi… “Okuduğumuz bilim de bize yutturulan ilim de yalan mıydı yani” türünden kafa karışıklığı… Bir bizdeki uzantıları kimler, acep içimizde, komşularımızda, arkadaşlarımızda uzantıları var mı ola endişelerinden mütevellit bir sosyal güven eksikliği ve tüm bu olup bitenler karşısında bir şeyler yapamamaktan neşet eden düşünce dünyamızdaki bir düşünce bezginliği, bir fikir yılgınlığı…
Ben, tüm bunların ötesinden bakıyorum olaya: “وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ “Amel defterleri neşredildiği zaman” yani “İnsanların yapıp ettiklerinin dosyaları açıldığında” diyor ya Tekvir Suresi 10. ayette. Ve bir gün yalansız, dolansız, itiraz edilemeden, ispatlı, delilli, elimizin, gözümüzün şehadetiyle amel defterlerimiz ellerimize verilecek diye düşündüğümde bu açıklanan dosyaların amel defterlerinin neşrinin dünyadaki çok ufak bir numunesi olduğunu görüyorum.
10-20 yıl öncesinin görüntüleri neden şimdilerin ince siyasi çekişmelerinin, nedensiz ülke işgallerinin, çok ince planlanmış savaş arifelerinin hengamesi içinde bir anda gündemimize getirildiğini nezaketen bilmemezlikten gelerek; aslında raporlarda isimleri geçen bu zalim, cani, insanlıktan çıkmış, ayinlerinde bebek kurban edip bu çocukların etlerini yiyebilen, şeytana tapan, hayvandan “edal” güruhun aslında bir piyon gibi kendilerini her zaman ve zeminde çok iyi kamufle ederek yukarılardan bağladıkları ipleriyle oynatanların varlıklarını da gayet bilerek ama görmemezlikten gelme ferasetini de göstererek “burası dünya, olur böyle şeyler yahu” diyerek Enfâl Suresinin 30. Ayeti aklıma geliyor:
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ “Hani inkar edenler seni bağlayıp hapsetmek, öldürmek veya (Mekke'den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”
Bu ayet gönüllerimize bir kez daha su serpiyor ve Bediüzzaman Hazretleri’nin "Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâm’ın sadası olacaktır!" müjdesi tüm bu çirkinliklerin, çirkefliklerin arkasında çok hayırlı neticelerin olduğunun müjdesini vermektedir.
Evet artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Eğer Epstein vakasına “muhakkik” bir nazarla bakılırsa aslında asırlardan beri bize dayatılan “bilim”in kandırmaca, sanatın değerlerimizi çarpıtma, ekonominin ve sağlık verilerinin -yüzbinlerce insanın telef olduğu Covit 19 örneğinde olduğu gibi- bir aldatmaca ve daha nice insanlığı tehdit eden ve edegelmiş aldatmaca, kandırmacalar bulunduğu ve bunlar içinde yaşıyor olmakta olduğumuz yakinen görülebilir…
“Mim”siz medeniyetin gayr-i meşru çocuklarına bakıp, güzel günlerle müjdelenen istikbalimize muntazır; hemen her akşam nurlu sohbetlere iştirak edip bu kirli oyun ve düşüncelerden uzak kalmak bir nimet.
"Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda'nın meclisine git bak: Orada fukara kıyafetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar…” (Mesnevi-i Nuriye, 221) sözlerine muhatap olmak ve bu mana çerçevesinde “dünya bomba olup patlasa” Kahhar-ı Zülcelalimizin azametini temaşa edip “pencerelerinden seyredip” içlerine girmeden mesut, bahtiyar, insancasına, Müslümancasına yaşamaya devam edeceğiz, inşallah…
Ancak insan yine de edemiyor. Bu çerçevede çok güzel tesbitleri olan bilim insanlarımız, düşünürlerimiz de yok değil. Sözü fazla boğmadan aşağıya bahsi geçen bu konuyla ilgili olarak Prof. Dr. Osman Çakmak Hocamın ve yıllar öncesinden bu günleri görebilen ve görmüş bir İslam alimimiz Mustafa Sabri Efendi’nin Ali Ulvi Kurucu vasıtasıyla bize taşınan düşüncelerini almak isterim. Şöyle diyordu Osman Hocam bu hususta:
“Epstein dosyalarının ifşası ile bugün şahitlik ettiğimiz manzara, iliklerimize kadar işleyen sömürü düzeninin lağımının artık patladığı ve saklanamaz hale geldiği bir kırılma noktasıdır. Bu kokuşmuşluk, bir son değil; sömürge sistemine karşı bayrak açmak, kendi ontolojik ve epistemolojik temellerimize, yani bin yıllık varlık ve bilgi tasavvurumuza geri dönmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Bu uyanışın ilk adımı, hürriyet zannıyla uyutulduğumuz o sinsi hapishanenin duvarlarını görmektir.
Asıl trajedi ise şudur: Biz kendimizi hür zannediyoruz, oysa kavramlarımızın ve yasalarımızın çalındığı derin bir işgalin içindeyiz. Aileden maarife, hukuktan ticarete, siyasetten en mahrem evlenme adetlerine kadar her şey, yabancı birer kalıp olarak ruhumuza zerk edildi. Eğitim sistemimiz ve üniversitelerimiz, kendi medeniyetine yabancı, tarihine ise düşman nesiller imal eden birer fabrikaya dönüştürüldü. Bin yıllık yasalarımıza ve kadim değerlerimize dönüş yolundaki her asil çaba; 'gericilik' yaftasıyla, laiklik maskesiyle veya 'küresel standartlar' aldatmacasıyla bizzat içeriden prangalanmaktadır.
Bu noktada küresel akıl, iktidarı bir 'Truva Atı' misali kullanarak, dışı parlak ama içi boş projelerle toplumsal dokumuzu eritmektedir. Bu, tam anlamıyla bir 'Altın Tastaki Zehir' sunumudur. Görünüşte göz kamaştıran her icraatın içinde, medeniyetimizin kılcal damarlarını tıkayan bir damla zehir gizlidir. Son yıllarda aileyi kökten sarsan düzenlemelerin 'evrensel haklar' ambalajıyla kabul edilmesi, bu sinsi işgalin en acı meyveleridir.
Bu düzenin nöbetçiliğini ise medya, statükocu yapılar ve sermaye odakları üstlenmiştir. Artık onların kirli bezlerini sergilemenin vakti gelmiştir. Çünkü bürokrasiye ve mevzuata hakim olan bu yapılar, yerli ve milli olan her türlü buluşçu zekâyı ve şahsiyetli duruşu 'mevzuat' çarkları arasında öğütmekte; bizi gerçekte kavramları yağmalanmış bir sömürge haline getirmektedir. Kurtuluş; bu acı gerçekle yüzleşmek, dışarıdan nasıl idare edildiğimizi idrak etmek ve kendi epistemolojik köklerimize sarılarak uyanmaktır. “
BEŞ YAHUDİ
Ali Ulvi Kurucu anlatıyor:
Mustafa Sabri Efendi derdi ki: "Yahudiler insanlık âlemine beş tane kimyasal veya hidrojen bombası atsalar, beş tane küfür ve dalâlet önderi Yahudi âlimin icra ettiği tesiri yapamazlar. Bunlar Komünist Marx, Evrimci Darwin, Avusturya'lı Freud, Fransalı pozitivist Auguste Comte ve Sosyolog Durkheim'dir. Bunlar insanlık âleminin akıl, düşünce, anlayış ve ahlâkını perişan eden insanlardır. Yahudiler bu insanları büyüttüler, insanların gözünde yücelttiler ve neticede bunları küfre öncülük edecek kişiler olarak karşımıza çıkardılar. Bu gün bize düşen onlarla savaşmak ve mücadele etmektir. Zira dinimiz bize küfre öncülük edenlerle savaşmayı emrediyor. Ben yakinen biliyorum ki bir gün gelip bunların maskeleri düşecek ve ilim adına işledikleri cinayetler ortaya çıkacak. Çünkü Hakk'ın dışında dalâletten başka bir şey yoktur."