Derslerimde öğrencilerime anlattığım ve onların oldukça ilgilerini çeken, hayatlarında onlara yol gösterici, kilometre taşlarından olan pek çok hikâyeyi bir araya derlemiş ve zaman zaman değişik ortam ve oturumlarda da izleyicilerimle, dinleyicilerimle paylaşmıştım. Bu çok manidar hikayelerden insan hayatının anlamını, kıymetini gözler önüne seren, dikkat çeken “hayata dair” anlamlı birini siz sevgili okuyucularımla da paylaşmak istedim.
Hikâye değişik şekillerde anlatılsa da mesaj çok derin, anlamlı ve oldukça da güzeldir.
Zamanın birinde bir köyde büyük bir bilge yaşarmış. Çok okur, düşünür ve bildikleriyle çevresini aydınlatmak istermiş. Bilgisi, görgüsü; köyü, kenti, ülke sınırlarını bile aşarmış. Tabii isteyeni var istemeyeni böylelerinin…
Bir gün köyde yaşayan iki kız kardeş bu bilgeye bir oyun yapmak onu alt etmek isterler ve aralarında konuşup “ona öyle bir soru soralım ki ünü, itibarı yerle bir olsun, artık sesi soluğu çıkmaz olsun” derler ve onu alt edebilecek o meşhur soruyu düşünmeye başlarlar.
Günler, haftalar geçer hatta aylar ancak bilgenin itibarını yerle bir edecek o soruyu bulamazlar. Ancak bir gün küçük kızın aklına o çözülemez soru gelir. Küçük kız kırda yakaladığı kelebeği avuçlarının içine alacak ve bilgeye soracaktır. “Avuçlarımdaki kelebek ölü mü, diri mi?” Eğer bilge diridir derse, kız avuçlarındaki kelebeği elleriyle ezecek eğer ölüdür derse avuçları açacak ve onu salıverecektir. Her halükârda bu imtihandan küçük kız galip çıkacaktır.
İki kardeş sevinçle ve şimdiden bir şeyleri kazanmanın şımarıklığıyla bilgenin yaşadığı mütevazi eve giderler. Küçük kız doğru alamayacağı cevabın eminliğiyle avucundaki kelebeğe işaret ederek kapıyı açan bilgeye heyecanla sorar: “Ey bilge sen ki her şeyi bildiğini iddia edersin, ancak avucumdaki gizlediğim kelebeğin canlı mı olup olmadığını bilecek misin acaba, söyle bakalım avuçlarımdaki kelebek yaşıyor mu yaşamıyor mu?”
Bilge uzun bir düşünme süresinin ardından cevabını verir. Cevap kısa, net ve oldukça anlam yüklüdür. “Kelebeğin yaşayıp yaşamaması senin elinde kızım, senin elinde” der.
“İnsana çalıştığından başkası yoktur” buyuruluyor bir ayette. Bizim hayatımız da böyle değil midir? Hemen her konuda hayatımızı mamur etmek, anlamlı kılmak veya berbat etmek; hayatta kazanmak ya da kaybetmek, başarılı olmak veya olmamak tamamen bizim elimizde değil midir? Ve bu her iki dünya hayatı için de geçerli değil midir?