Sen misin korkan?

Aile Danışmanı Ayşenur KAHVECİ

Olmayacak şeylerden korkmak… Yaşamayanımız yoktur herhalde. Evet, fobiyi kasdediyorum. Günümüzde öyle sıradanlaşmış ki bu sözcük, insanlarla tanışırken bile hangi yemeği seversin dercesine “Hobilerin nedir? Peki ya fobilerin?” diye sorar olmuşuz.

Kısaca fobi nedir? Kimsenin korkmadığı şeylerden korkmak durumudur. Buradaki “şeyleri” nesne olarak kabul edebiliriz. Kedi, köpek, örümcek, yükseklik vs… Ve pek tabi korktuğumuz zaman o nesne ile yüzleşmekten çekinip, kaçarız. Bu kaçınma hali ise gündelik hayatımızı zorlaştırır ve hatta bazen ızdırap haline dönüştürebilir. Şimdi söyleyeceğimi sadece korku duygusu için değil tüm duygularımız için kabul edin lütfen. Herhangi bir duygumuz gündelik hayatımızı sıkıntıya sokmaya başladıysa orada bir sapma gerçekleşmiştir. Yani duyguyu haddinden fazla büyüten bir takım düşüncelere boğulmuş ve kendimizi farkında olmadan bir bataklığa saplanmış gibi hissetmeye başlarken bulabiliriz. Evet fazlalıklar her zaman için insana zarar verir. Duygularımızı istikamette, kullanım alanlarına ve dozuna göre yaşayalım ve kontrol edebilelim diye Allah biz insanlara düşünme becerisini vermiştir. Öyleyse hadi gelin biraz düşünelim ve sevgili korkuyu buyur edelim seans odamıza.

İlk gözümüze çarpan o ki; kuvvetli bir işbirlikçisi var. “Ön yargı.” İnsan otomatik olarak birşeylerden korkuyorsa, bu durum kişinin otomatik ön yargılarının sahneye çıkması ile ilgilidir. Sezgilerimizin algıladığı korku nesneleri, sezgilerimizin radarına giren korkuyu aktive eder. Kısacası ön yargılarımız sebebi ile o şeyden korkuyor olma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Korkuların yani fobilerin nesilden nesile, bir başka deyişle atalarımızdan bize miras olarak genetik aktarımla geçmiş olma ihtimali de vardır. Fakat öte yandan bilmemiz gereken şey şu ki; korkuyu besleyip büyüten su, ön yargıdır. Ön yargı ise bir çeşit düşünce şeklidir. Daha öncesinden edindiğimiz olumsuz bilgi veya tecrübelerin sulayıp beslediği ön yargı; sayıca çok az da olsa çabuk hatırlanmaları ile ün salmış olumsuzluklardan meydana gelir ki, bu olumsuzlukları çabucak hatırlıyor olmamız bizi yanıltmasın. Insan sayıca az da olsa çabuk hatırladığı tehditlerden korkar. Ön yargının en güzel ilacı ise diyalogtur. Kişinin zihninde, korkusunu oluşturan düşünce ile konuşmayı öğrenmesi gerekir. Yani düşünceye karşı başka bir düşünce üreterek ön yargıyı ortadan kaldırmayı başaran kişi, fobik davranışlarından kurtulmuş olur ve iyileşme gerçekleşir. Peki nasıl bir konuşma gerçekleştirebiliriz zihnimizde, gelin kısa bir örneğini Bediüzzaman’dan dinleyelim:

Bir zaman Allah rahmet etsin mühim bir zat kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.

Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”
Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”
Dedi: “Belki bin var.”
Dedim: “Senede kaç kayık gark olur?”
Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”
Dedim: “Sene kaç gündür?”
Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”
Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden birtek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”

Tam da bu noktada en çok şunu sorarız: “Öyleyse Allah neden bu duyguyu yaratmış ve bize vermiş?” Kesinlikle çok güzel bir soru. Evet her duygumuzun istikamette bir kullanım alanı vardır. Korku duygusunu ise Allah hayatımızı tehlikeye atacak durumlardan korkup kendimizi koruyalım ve hayatımıza sahip çıkalım diye vermiştir. Örneğin korku duygusunun hiç yaratılmadığını hayal edelim şimdi. Dünya nasıl bir yer olurdu veya insan kaç zaman hayatta kalabilirdi? Bir akrebi, bir yılanı dostane okşamak isterken veya bir uçurumdan kuş misali uçmak isterken hayatımızın sönmesine sebep olurduk muhtemelen. Görünen o ki; korku bir sınırdır. “Burada dur! Tehlike var!” der bize. Bunun haricinde, hayatî tehlike içermeyen durumlarda ise, gündelik hayatımızı ızdıraba çevirecek seviyede herhangi bir nesneden korkmak ve akabinde kaçınmak makul bir davranış değildir. Bakın Bediüzzaman Hazretleri bu sınırı nasıl belirlemiş:

“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf (korku) iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.”

Başka bir diyeceğiniz yoksa sevgili korkuya, seans odasından uğurlayalım mı kibarca…

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.