Ateist ve Deistlerin Gözünde Hz. Muhammed (asm)-5

Erdem AKÇA

Soru 5) Hz. Peygamber kadın düşkünü değil diyorsunuz. Ama “Onun sokakta bir kadın görünce hemen eşi Zeyneb’in yanına gittiği” ne dair hadis var. Buna ne diyeceğiz?

Cevap 5) Bu sözü aktaran tam aktarsaydı ortada bir problem olmadığı görünecekti. Fakat aktaran kasden yarım aktarıyor ki, okuyucu metnin tamamını bilmediği için midesi bulansın. Kur’an, hak ve hakikate tabi bir hayat yaşamayan kişilerin getirdiği haberleri araştırın, hemen inanmayın, der.[1] Fakat okuyucuların yüzde 80’i araştırmadığı için hemen bu tarz ideolojik oyunlara gelir ve tuzağa kapılırlar. Bu söz şöyle bir hadisenin parçasıdır: İbnü’l-Esir’in hazırladığı Üsdü’l-Ğâbe isimli Hz. Peygamber’in arkadaşlarının hayatlarını anlatan kitapta 5 farklı sahabe aynen şöyle diyorlar:

Bir gün Hz. Peygamber’le beraber yol kenarında oturuyorduk. Yoldan bir kadın geçti. Sonra Hz. Peygamber aramızdan ayrıldı. Eşi Zeyneb binti Cahş’ın yanına gitti. İhtiyacını giderdi, geldi. Sonra bize şöyle dedi:Sizden birisi hoşuna giden bir kadın gördüğü zaman aynen benim yaptığım gibi yapsın, eşinin yanına gitsin. Eğer bunu yapmazsa şeytan, o kadının sûretini devamlı onun zihnine getirir. Tâ ki onu zinaya düşürsün. Bu hadis, İbnü’l-Esir’ce 5 farklı sahabeden rivayet ediliyor. Kaynaklar taransa daha da fazla olduğu tespit edilebilir. Bu manada bu hadis, mütevâtir hadisler sınıfına girmektedir. Görüldüğü üzere metnin tamamı okunduğunda bir problem yoktur. Çünkü bu hadise bir profesörün, uygulamalı dersi gibidir. Hz. Peygamber, kendi talebeleri ve müridleri olan sahabelere güzel bir eğitim ve öğretimde bulunuyordu. Bu hadis bütün zamanlara hitap eden, her bir insanı ilgilendiren zina probleminin çaresi ve çözümünü sunan bir irşaddır. Hz. Peygamber bizzat kendi uygulaması ile İslam toplumunda olabilecek zinaların ve yanlış fiillerin önüne geçiyor. Buradaki irşada bu asrın insanları ve özellikle yaz aylarında sıcak memleketlerde olanlar ne kadar muhtaçtırlar. Peygamberler hayatın her karesine ve bölümüne ait uygulamaları, rehberliği ve hocalıklarıyla, insanları hatalardan, manevi ve maddi zararlardan kurtarmaya çalışmışlardır. Şimdi hakikat ve hak bu iken, nerede kaldı bu sözü kasden yarım aktaran Turan Dursun gibilerin, hayatı cinsellikten ibaret gören bakışları!

Bu asrın gülünçlüğünü, insana çaldığı boyayı ve kendimizin de bu boyayla ne derece boyandığımızı aşağıdaki hadis rivayetini okuduğumuzda aklımıza gelen ilk manada ölçebiliriz: “Hz. Muhammed’in 9 eşi vardı. Her akşam hepsinin yanlarına uğrardı.” Bu asrın boyası “Yanlarına uğrar”dan, onlarla cinsellik yaşardı, mesajını alıyor. Fakat ne tıbben, ne fizyolojik ve ne de biyolojik olarak böyle bir şeye imkân vardır. Rivayetin tam metni şu şekilde: Urve bin Zübeyr’den rivayet edildiğine göre; Âişe (r.a) O'na şöyle dedi: “Ey kızkardeşimin oğlu, Rasulullah (s.a.v) bizim yanımızda kalacağı zaman gecelerini bize taksim etme hususunda hiçbirimizi diğerinden üstün tutmazdı. Hemen hemen her gün hepimizi (evlerini) dolaşır ve cim'a etmeksizin hanımlarından her kadına da ayrı ayrı uğrardı. Bu hal ta nöbet günü kendisinin olan kadına varıncaya kadar böylece devam ederdi. Artık onun yanında gecelerdi.[2] Önceki alınan mesaj nerede, işin gerçek ve doğru hali nerede! Buna binaen Bediüzzaman Said Nursi siyer okuması yapan kişilere şöyle seslenir: “Gel! Bu asrın giydirdiği elbiselerden, yani anlayış ve bakışlardan soyunup zaman nehrine dalıp Asr-ı Saadet’e gidelim. O zâtı (ASM) icraatları başında görelim, temaşa edelim” diyor.[3]

Bu noktalara binaen, İslamiyet’ten binlerce yıl önce başlamış olan kölelik ve çok eşlilik gibi meseleleri Hz. Peygamber başlatmış gibi göstermek… hem hiçbir ferdî ve sosyal hastalık ve problem bir anda iyileşmediği ve tedavi edilemediği halde Ondan bir anda kölelik ve çok eşliliği o toplumdan tamamen kaldırmasını beklemek, içinde yaşadığı dünyayı ve onun kanunlarını bilmemekten kaynaklanan gayr-ı ilmî ve hakikatten bigane bir tavırdır. Kur’anı dikkatle okuyunca görüyoruz ki, o toplumdan içki tedricen kaldırılmıştır.[4] Çünkü hakiki tedavi insan fıtratına uygun olarak böyle olabilir. Kur’an, şifadır; sosyal ve ferdî hastalıkları tedavi eder. Bu noktalardan diyebiliriz ki Kur’an ve Sünnetle gelen sistem tam uygulandığında dünyada ne kölelik kalabilir, ne çok eşlilik!

Çok eşliliğe ihtiyaç duymanın temel sebebi, çocuk talebi olanlar hariç, nefis terbiyesi ve tezkiyesi yaşamamaktır. Nefsini terbiye etmeyen, bir psikolojik kanundur ki, maddi zevk ve lezzetlerin peşinde koşar. Bunların menbaı da, kadın ve yiyeceklerdir. Rahman suresinin cennet tasvirlerindeki sıralamalar bu kanunu beyan eder, gösterir.[5] Fakat bununla beraber Kur’anda 7 nefis mertebesinin[6] isimleriyle sayılması; nefis terbiyesi yapmayan ve bunu yaşamamış kişinin “Münâfık” sayılması en azından “Münâfıklığa yakın gösterilmesi” ifade eder ki Allah, nefsin terbiyesini farz-ı ayn tarzında herkese yazmıştır. Bu terbiyeye girmeyi reddeden münâfıklara, Kur’an “Rics” ( Leş ) der.[7]

Nefis terbiyesi yaşayan bir erkek, manevi zevk ve lezzetlerle tanışır. Maddi zevkler anlık, küçük, gelip-geçici bir yapıda iken manevi zevkler ise külli, büyük ve kalıcıdırlar. Bu büyük manevi zevk ve lezzetler, bedensellikten uzaklaşmakla ancak elde edilebildiği ve çocuk gayesi olmayan çok eşlilik, bedene mahkûmiyetin ilanı olduğundan nefsini aşan birisi çok eşliliğe ihtiyaç duymaz. Bu manada nefsini ve benciliğini aşan kişiye Kur’anda “Evliya” denilir.[8] Bütün peygamberler, evliyalık sıfatını en üst seviyede taşırlar ve 1000 evliya kuvvetinde kutsallık seviyesine erişirler. Bayezid-i Bestamî Hz.lerinin dediği gibi “Evliyalığın son noktası, peygamberliğin başlangıç noktasıdır.” Bu yüzden bencillikten doğu-batı kadar uzaklaşmış olan peygamberlerin çok eşe ihtiyacı yoktur. Onlar peygamberlik hizmetinin aile hayatına, akrabalık ilişkilerine ve sosyal kurallara ait boyutlarını, çeşitli karakterde ve meziyetlerde birer talebe ve mürîde konumunda olan eşleriyle yaymışlar ve yaşamışlardır.

Çünkü hakikat noktasında bir erkeğin, bir kadına yapacağı tebliğin tesiri ile bir kadının bir kadına yapacağı tebliğin tesiri aynı değildir. Bir kadın, peygamber dahi olsa çoğu noktada bir erkeği örnek alamaz ve her şeyi ona soramaz. Fakat kadın, kadına mükemmel bir model olabilir. Bu ince noktayı Medine’li kadınların mahrem konularda Hz. Peygamber’e sordukları detaylı sorularda Hz. Peygamber’in yüzünün haya ile kızarması üzerine Hz. Aişe’nin “Sorunuzu ben cevaplayayım” demesi durumlarında görebiliyoruz. Bu tebliğ noktasında Kur’an Hz. Peygamber’in eşlerinin Hz. Hatice dâhil 10 ana karakteri bölüştüklerini, Hz. Peygamberin ise bu 10 karakteri erkekler dünyasında bizzat yaşadığına işaret eder.[9] Bu nefis terbiyesi bahsi iyi idrak edilirse, Hz. Peygamber’in 25-50 yaşları arasında 25 yıl neden yaşlıca bir kadınla yetindiğinin sırrı anlaşılır. Evet, cinsellik aileyi kurduran bir ihtiyaçtır. Fakat aileyi hürmet, muhabbet, şefkat, merhamet, acıma ve yardımlaşma gibi binlerce hisler ayakta tutar ve devam ettirir.

Hz. Peygamber için Kur’an “Onun kalbinde âlemleri ve bütün insanlığı içine alacak bir merhamet vardır[10] diyerek Hz. Peygamberin bencillikten uzaklık çapını gösterir. Maneviyat ehli bütün zatların ittifakıyla sabittir ki, bir kişinin kalbindeki Hakikat aşkı ve ruhundaki Hakk şevkinin çapına göre o kişide halka karşı merhamet ve şefkat hissi uyanır. Aşk ve şevk, mutlak dereceye ilerlediğinde, o şahsın merhamet ve şefkat kanatları altına girmeyen hiç bir şey kalmaz. O kendini, herkesin şefkatli babası ve merhametli annesi olarak hisseder. Bu noktada Kur’an şöyle der: “Peygamber, bütün kadınları, kızları; erkekleri ise, oğulları gibi görüp hissediyor. Hanımları da, kendilerini size karşı anne gibi hissediyorlar.[11]

Hz. Peygamberin ömrü boyunca sergilediği affedicilik, hoşgörü, sabır, tahammül ve hayvanlara karşı merhameti ve acımayı birçok yaşanmış hadiseyle gözümüz önüne getirdikten sonra ateist ve deist çevrelerin Onun için düşündüğü ve iddia ettiği “Kadın düşkünlüğü, cariyeleri kendine ve sahabelerine seks kölesi yapma” gibi hakikatsiz fikirlerin o yüce şefkat âbidesinden sonsuz derece uzak olduğunu her sağlıklı akıl, temiz vicdan ve hakperest kalb görür diyebiliriz.

[1] Hucurât suresi, 6.
[2] Ebu Dâvud, Nikâh 37-38, (2135); bk. Buhârî, Nikâh 98; Müslim, Ridâ 47; Müsned, VI, 608.
[3] Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar, 4. Reşha.
[4] Bu süreç Nahl suresi, 67 ile başlamış; Bakara suresi 219. âyet ile devam etmiş; Nisa suresi 43. âyetle sınırları belirmeye başlamış ve Maide suresi 90-91. âyetlerle kesin hükme ve karara bağlanmış ve bitirilmiştir. Bu sürecin kendisi sosyolojik bir mucizedir; mükemmel bir rehberlik ve irşaddır; sosyal bir pedagojidir. Hevesine uyan çocuksuları, akıl ve kalbiyle hareket eden hakiki yetişkinlere dönüştürür.
[5] Bakınız 46-77. Âyetler.
[6] Nefs-i Emmâre, Yusuf suresi, 53; Nefs-i Levvâme, Kıyamet suresi, 2; Nefs-i Mülheme, Şems suresi, 8; Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Radiyye ve Nefs-i Mardiyye, Fecr suresi, 27-30; Nefs-i Zekiyye, Kehf suresi, 74…
[7] Tevbe suresi, 95.
[8] Yunus suresi, 62.
[9] Ahzab suresi, 35.
[10] Enbiya suresi, 107.
[11] Ahzab suresi, 6.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.