Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal, çocukların anaokuldan üniversiteye kadar yoğun bir Atatürk eğitiminden geçtiğine dikkat çekti.
Ünal'ın yazısından bölümler şöyle:
Atatürk Mahallesi Atatürk Sitesi’nde oturan genç, sabah okula gitmek için evinden çıkıyor, Atatürk Bulvarı’ndaki Atatürk heykelinin bulunduğu Atatürk Meydanı’ndan geçip Atatürk Caddesi’ndeki Atatürk Lisesine geliyor. Onuncu Yıl Marşı eşliğinde okul bahçesindeki Atatürk büstünün önünden geçiyor, okul binası içindeki Atatürk köşesinin de yanından geçerek Atatürk’ün sözlerinin yazıldığı merdivenleri çıkıyor, sınıfına giriyor. Kara tahtanın üstünde Atatürk portresi. Ders kitabını çıkarıyor, ilk sayfasında Atatürk resmi. Tarih, matematik, inkılap tarihi derslerinde Atatürk anlatılıyor, müzik dersinde Atatürk’ün sevdiği şarkılar söyleniyor, resim dersinde Atatürk portreleri çiziliyor, din dersinde bile Atatürk’ün görüşleri işleniyor…
Kimseyi rencide etmeden, kimsenin kutsallarına ya da değerlerine kastetmeden, tüm samimiyetimle soruyorum: 1940’larda terk edilmiş, bugün Kuzey Kore’de, Asya ya da Afrika’nın koyu diktatörlüklerinde bile olmayan böyle bir formatlamayı çocuklara, gençlere neden yapıyoruz?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıç Kısmı’nın ilk cümlesinde “Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda” ibaresi var. 5’inci paragrafta “Atatürk medeniyetçiliği” kavramı geçiyor. 2’nci Madde’de “Atatürk milliyetçiliği” kavramı var. Eğitimle ilgili 42’nci Madde’de “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda … yapılır” ifadesi var. Başka yerlerde de benzer ifadeler yer alıyor.
BİZ NE YAPIYORUZ, Bİ DURALIM, NEFESLENELİM, DÜŞÜNELİM!
Atatürkçülük ya da Kemalizm’in Mustafa Kemal tarafından kurulmadığını, onun ölümünden sonra ortaya çıktığını, ona dayandırılan “milliyetçilik”, “medeniyetçilik”, “ilericilik”, “çağdaşlık”, “Batıcılık”, “Laiklik”, “müspet bilim”, “çağdaş bilim” gibi kavramların net, belirgin çerçevelerinin çizilmediğini, bu kavramların zamana, zemine ve çıkarlara göre keyfîce yorumlandığını da tarihi tecrübelerden biliyoruz.
Anaokulundan fakülte mezuniyetine kadar her çocuğa ve gence verilen bu formasyon sonucunda, “Atatürkçülük” nedir sorusuna verilen cevapların da bildik sloganların ya da “Atatürk olmasaydı adın Yorgo olurdu” seviyesinin üzerine çıkmadığını da tecrübe ediyoruz.
Bu meseleyi Türkiye’de henüz sağduyuyla, soğukkanlılıkla, samimi soru ve sorgulamalarla ele alabilmek mümkün değil. Öyle görünüyor ki bir müddet daha Türkiye’de kimse çıkıp “Biz ne yapıyoruz”, “Bi duralım, nefeslenelim, düşünelim” ya da “Kral çıplak” diyemeyecek.