Yıldız'ın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:
1. "Babalarımızdan zengin olduğumuz" söylemi kalkınmacı Sağın söylemiydi. Şimdi benzer bir sorumuz daha var: “Atalarımızdan daha dindarız!” Bu tez, günümüz Türkiye toplumunda dindarlığın arttığını ileri sürerken görünür dindarlık göstergelerine dayanıyor.
2. Kamusal alanda dini sembollerin artması, ibadet pratiklerinin yaygınlığı ve dini dilin siyasette ve gündelik hayatta normalleşmesi görünür dindarlığın yüzleri. Özellikle 2000’ler sonrasında önceki Cumhuriyet dönemlerine kıyasla daha “dindar bir görünüm”den bahsedilebilir.
3. İronik olan ise şu: Görünür dindarlığın artması, ahlak üretme kapasitesi olan bir dindarlık anlayışının güç kazanması anlamına gelmiyor. Dindarlığın yaygınlığı ile dindarlığın derinliği ve ahlaki bağlayıcılığını birbirinden ayırt etmek gerekiyor.
4. Ahlak merkezli itirazlar dini normların kamusal bağlayıcılığının zayıflamasını işaretliyor: Adalet, kul hakkı, emanet, liyakat gibi temel ahlaki kavramların siyasi ve ekonomik alanda askıya alınması, dinin, ahlaki bir ölçüt olmaktan ziyade kimlik ve aidiyet işaretine dönüşmesi.
5.“Bizden olanın hatası” ile“ötekilerin hatası” arasındaki ahlaki asimetri, haksızlık, kayırmacılık, yiyicilik karşısında suskunluk veya rasyonalizasyon, ahlaki eleştirinin “dine zarar veriyor” gerekçesiyle bastırılması görünür dindarlığın ilkesel değil sekter karakterini işaretliyor
6. AK Parti dönemi, Türkiye’de dindarlık–siyaset ilişkisini niceliksel olarak güçlendirdi: Dindar kimliğin kamusal meşruiyet kazanması, dindar kesimlerin sosyo-ekonomik mobilitesi ve dinin “bastırılan kimlik” olmaktan çıkması dindarlığın güçlenen tarafları olarak görülebilir.
7. Dinin iktidarı sınırlayan ahlaki bir ölçüt olmaktan çıkması, eleştirel dinî söylemin “ihanet” veya “fitne” ile yaftalanması, dindarlığın, iktidarı meşrulaştıran bir sembolik sermayeye dönüşmesi ise görünür dindarlığın zayıflayan tarafları olarak öne çıkıyor.
8. Paradoks dindarlığın iktidarla birlikte güçlenirken, ahlaki bağlayıcılığının zayıflamasıdır. Bunu bir ahlaki çöküş olarak nitelendirmek fazla genellemeci olur. Bireysel dindarlık hâlâ yaygın, ritüel dindarlık da güçlü. Ahlaki-siyasi dindarlık ise ciddi bir krizde.
9. Bu kriz, dindarlığın ahlak üreten bir iç disiplin olmaktan çıkıp kimlik, aidiyet ve güçle temas eden bir söylem haline gelmesiyle ilgilidir. Temel soru aslında şu: Dindarlık, iktidarı meşrulaştıran bir ilke mi yoksa iktidarı sınırlayan bir referans mı?
10. İlkini savunanlar “en dindar toplum” söylemine yaslanıyor. İkincisini savunanlar ise dindarlığın ahlaki özünü kaybettiğini söylüyor. Görünür dindarlığın niteliklerine dönük eleştiriler dindarlık karşıtı bir nitelik taşımıyor; aksine ahlak merkezli bir dindarlık talep ediyor.
11. Paradoks ise iktidar gücüyle sınanan dindarlıkların ahlaki disiplin üretebilme kapasitelerinin zayıflaması. Bu durum ibn-i Haldun’un mülk teorisindeki iktidar döngüsü anlayışını da teyid ediyor.
12. Hukuk devleti, şeffaflık, hesap verebilirlik, politik çoğulculuk, muhalefetin meşruiyeti ve siyasete aşkın bir nitelik atfedilmemesi, İslam siyaset geleneğinin demokratik bir iktidar anlayışına evrilmesini ve "ahlaklı bir dindarlık" imkanını birlikte mümkün kılabilir.