Asrın garibi Bediüzzaman

Misafir Kalem

Muazzez, Muhterem ve Mübarek üstadımıza…

Bir ilk bahar, 23 Mart günü seni anarken, anlamaya çalışırken ellerimiz duada, seni düşündük.

Sen ki; ‘’Nur talebelerine dua ettiğim vakit, onların gelecek nesillerine de, çocuklarına, torunlarına da niyet ediyorum’’ demiştin. ‘’Ben kışta geldim, sizler cennet asa bir baharda geleceksiniz’’ diyordun.

İşte bizler, bu dua ve ümitlerle büyüdük.

Aziz Üstadım. Sen ve saffı evvel talebelerin, dostların, hep kışı yaşadınız. Hani bir kış günü vatanından koparıp, günler süren bir yolculuktan sonra seni dağların arasında ıssız bir kasabaya koydular.

Seni unutturmak, belki yok etmek istiyorlardı.

Gariptin, yalnız ve kimsesizdin. Ama ümitsiz değildin. Kışın göz yaşlarında baharı görmüştün.

Ateş yurdu Barla’da gül yağmurları yağmıştı. Barla’da sana sadık yarenler gönderildi.

Şamlı Hafız Tevfikler, Sıddık Süleyman ve Mübarek Süleyman’ların vardı. Belli ki mevsimin ardı bahardı.

Kalem tutan eller kuytu yerlere girer, sessiz tezgahlar gibi işlerdi. İman tekniğe meydan okumuştu. Gecelerin karanlığında mum ışığı altında bin kalem birden yazıyordu. Nur postacıları çantaları sırtında, orman yüklü dağları aşardı.

Eğridir gölü mavinin en tatlı tonlarıyla titrerken, Çam dağında yıldızlar sana tebessüm ediyordu. Aylarca katran ağacının dallarındaki kulübeciğinde yıldızlarla söyleşip derdini onlara dökmüştün. Yıldızlar bile ağlamıştı haline.

Bu garip ve hazin halde iken Kur’an ın feyzi , Rahmanın lütfu imdadına yetiştiğinde ferahlamıştın.

‘’Cenab-ı Hakkı bulan, neyi kaybeder? Ve onu kaybeden neyi kazanır’’ hikmetli sözünden hareketle;

‘’Onu bulan her şeyi bulur; onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur’’ hakikatini bizlere öğrettin.

Sürgünler yerini hapishane günlerine bırakmıştı. Ama sen hiç yılmadın.

İstikbal inkilâbı içinde en yüksek gür seda İslamın’dır dedin.

Öyle de oldu. Anadolu’ya saçtığın tohumlar sümbül verdi. Mayıs cuntaları, eylül fırtınaları, şubat soğukları, tipi ve boranlar tomurcuklarınla baş edemediler.

Senin gaye-i hayallerinden birisi de. Din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı Medresetü’z- zehrâ’ları açmaktı. Ancak bu hayalin bazı engellere takılı kaldı.

Ey! asrın büyük çilekeşi, mimar-ı azamı..

Yalnız, garip ve tutsak olduğun yıllarda!.. Bir kış günü, Sanan tepesinde ulu bir çam ağacına sırtını dayamış; ‘’Ben medresemin planını çiziyorum demiştin ya! İşte o emrin üzere, manevi evlatların’dan Mustafa Sungur, Tifliste planını çizdiğin medreseni açtı.

Anadolu’nun ve dünyanın her köşesinde bu mekteplerin binler şubelerini vefalı talebelerin açtılar.

Dünyanın dört bir bucağında medreselerde, ışık evlerde hep senin sözlerin ve duaların terennüm edilmekte.

Geleceğe ışık tutan bu kutlu hayal, artık ülkenin ve dünyanın dört bir tarafında sevgi süvarilerince bir bir gerçekleştirilmekte.

Fecrin son süvarileri artık dolu dizgin, dünyanın dört bir yanındalar. Kışla baharın kavgasını bahar kazandı.

Ektiğin tohumlar sümbülendi. Baharı müjdeleyen çiçekler açtı.

Binler minnet şükran ve dualarla sana rahmet diliyor, Erhamürrahimînden dileniyoruz.

Yakup Aksoy

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.