Allah’ın varlığı ve ateizm problemi

İdris TÜZÜN

Şahin Doğan ağabeyime hürmet ve muhabbetle

Modern Zamanların Problemi: Ateizm

İnsanlık tarihinde, insanların yıldızlara, Güneş’e, taşlara, putlara taptıkları çoklukla görülse de Allah’ı inkâr ettikleri pek görülmez. Âdem (a.s)’dan Peygamberimiz (s.a.v)’e kadar bütün peygamberler müşrik kavimlerle –yani Allah’a inanan, fakat putları ona eş koşan kimselerle- mücadele etmişlerdir. Keza İslâm’ın ilk döneminden günümüze kadar da İslâm toplumlarında -bir kısım filozofun haricinde- ateist insanlar görülmemiştir. İslâm âlimleri toplumda ateistlerle değil, Mu’tezile, Şi’a gibi bid’at fırkalarıyla mücadele etmişlerdir. Yeniçağa gelinceye kadar Hristiyan Avrupa’da da ateizm görülmez.

Ortaçağ Avrupa’sında kilisenin akla aykırı ve bilimsel çalışmalarla çatışan inançları, kilisenin halk ve bilim adamları üzerindeki aşırı baskıları, filozofların kiliseden nefret etmesine ve bilimsel çalışmaların ateizme kaymasına sebep oldu. İlk defa filozoflar arasında ortaya çıkan ateizm, daha sonra halkı da tesiri altına alarak –bilhassa 19. yüzyılda- Batı toplumlarını ateist toplumlara dönüştürdü. Batı kültürünün bütün dünya milletlerini etkilemesiyle ateizm bir veba gibi her tarafa yayıldı.

19. Yüzyıldan itibaren Batı’nın tesirine girmeye başlayan İslâm âleminde de yavaş yavaş ateist felsefeler yaygınlaşmaya başladı. İslâm âlimleri, bu ateist felsefeler üzerinde durdular. Onu tanıma, tahlil etme ve çürütme yönünde çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar içerisinde Üstad Bediüzzaman’ın çok önemli bir yeri vardır.

Üstad Bediüzzaman’ın telif ettiği Risâle-i Nûr Külliyatında, bütün iman esasları üzerinde durur, fakat Allah’ın varlığını ve birliğini ispat etmek bu konular içinde merkezi bir yer işgal eder. Pek çok risale bu konuya tahsis edilmiştir. Tevhitten bahseden bu risaleler içerisinde en kapsamlı ve en kuvvetli olanı hiç şüphesiz “Tabiat Risalesi”dir. Bu risale, külliyattaki tevhid konularının merkezinde bir yer işgal eder. Üstad da “Diğer risalelere dağılmış bir durumda olan müteaddit burhanlar, bu burhanda kısmen birleşiyor, her biri bunun bir cüz’ü (bir parçası) hükmüne geçiyor.” Diyerek bunu dile getirir.

Üstad, bu risalesi için: “Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi (ateizmi) dirilmeyecek bir surette öldürüyor, küfrün temel taşını zîr-ü zeber ediyor.” demektedir. Bu iddia felsefî açıdan oldukça büyük bir iddiadır. Tabiat Risalesi’nin telifinden bu yana 80 yıldan fazla bir zaman geçtiği halde, hiç kimse tarafından bu iddianın çürütülememesi ve pek çok insanın, bu risale ile imana gelmesi, ya da imanını kuvvetlendirmesi, bu iddianın doğru olduğunu göstermektedir.

Allah’ın Varlığını İsbat Etme Yolları:

Âlimler ve filozoflar, Allah’ın varlığını isbat etmek için değişik deliller ortaya koymuşlardır. Bu delillerden bazıları şöyledir: Hudus delili, İmkân delili, Nizam ve Gaye delili, Kabulü Amme delili, Dini tecrübe delili, ahlak delili.

Bunlar içerisinde en mühim olan delil, Nizam ve Gaye delilidir. Nizam ve Gaye delili kısaca şöyle izah edilmiştir:

  1. Kâinatta büyük bir nizam/düzen vardır. Bu nizam/düzen belli bir plan ve gaye doğrultusunda faaliyet göstermektedir.
  2. Şuursuz varlıkların kendiliklerinden veya tesadüfen bir düzeni icad etmeleri ve bir plan ve gayeyi takip etmeleri mümkün değildir. Bilhassa cüzlerin, parçaların birleşmesiyle ortaya çıkan bütündeki irtibat, birlik, düzen bu varlıklar tarafından oluşturulamaz.
  3. Bu âleme bir gaye (veya gayeler) doğrultusunda nizam veren ve bu nizam ve gayeyi devam ettiren ilim, irade, kudret sahibi birisi olması gerekir.
  4. Bu ilim, irade, kudret sahibi zat Allah’tır.

Nizam ve Gaye deliline örnek olarak Üstad Bediüzzaman’ın çok veciz olan şu cümlelerine bakalım:

“Bir kitap, kâtipsiz; bir ev, ustasız; bir köy, muhtarsız olmaz.” Kitabın yazılması, evin inşası ve köyün idaresi ister istemez ilim, irade ve kudret sahibi kimseleri iktiza eder.

Kâinat kitabı, dünya sarayı ve canlılar ordusu da ilim, irade ve kudret sahibi muhteşem bir nakkaşı, ustayı ve idareciyi gerektirir. Aksi halde ne bu kadar mükemmel olan kâinat, ne de dünya ortaya çıkmazdı. Keza bir idareci olmasaydı canlı varlıklardaki harika düzen de karmaşaya -kaosa- dönerdi.

Allah’ın varlığını isbat için biz “Bir harf kâtipsiz, bir ev ustasız, bir köy muhtarsız olmaz.” dediğimiz zaman, ateistler asabileşir ve “Bu ne biçim delil, bu çok basit.” gibi sözlerle, bu sözün delil olamayacağını, bununla onları ikna edemediğimizi ve edemeyeceğimizi iddia ederler.

“Bir harf, kâtipsiz olmaz.” cümlesi gerçekten basittir. Fakat mantıklıdır. Tartışmada delilin basit olması veya fevkalade acayip olması önemli değildir. Mantıklı olması önemlidir.

Ateist olanların bu delili “basittir” diyerek reddetmesi yanlıştır. Yapmaları gereken bu sözü, delil ve ispatla çürütmektir. Eğer bu sözü çürütemezlerse kendi davalarının bu kadar basit bir delille yıkıldığını, yıkılacağını kabul etmek zorundadırlar. Aslında onları kızdıran, rahatsız eden de budur.

Bazı dinsizler, dünyanın tesadüfen meydana geldiğini iddia ediyorlar ve “Bir maymun rastgele bilgisayar tuşlarına basarak, tesadüfen Şekspir’in edebî eserlerinden birisi gibi bir şaheseri yazabilir” diyorlardı. Bilim adamları bu iddianın doğru olup olmadığını test etmek için İngiliz Ulusal Sanat Konseyi’nde altı maymunun olduğu bir kafese, bilgisayar koydular. Bir ay boyunca maymunlar bilgisayar tuşlarına rastgele vurdu. Bir ay sonra maymunların rastgele yazdığı elli sayfa çıkarıldı. Yazılar kontrol edildi. Elli sayfa içinde anlamlı tek bir kelime bile yoktu. İngilizcede “I” tek bir harftir ve “Ben” anlamına gelir. Fakat bu harften önce ve sonra boşluk varsa, bu bir anlam ifade etmektedir. Maymunların elli sayfalık yazılarında bu bile yoktu. (Antony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, Profil Yayınları, İstanbul, 2008, s, 80.)

Elli sayfalık yazıda tesadüfen bir kelime bile olmazsa, bir kitap gibi düzenli, intizamlı, anlamlı olan bitkiler, hayvanlar nasıl tesadüfen meydana gelebilir?

Allah’ın varlığına dair ortaya konulan delilleri çürütemeyen ama reddeden ateistler, kendi iddialarını isbat edebilmişler midir? Elbetteki hayır. Onlar, akla, mantığa, isbata değil, sübjektif olarak ortaya attıkları bir iddiaya sarılmışlardır. Bu yönüyle ateistler delil ve isbata göre değil yalnızca bir kabule göre hareket etmektedirler. Örneğin evrimciler “Dünyada ilk defa hayat nasıl oluştu?” sorusuna “tesadüfen” derler. “Bir tek hücreden diğer varlıklar mutasyon yoluyla evrimleşerek nasıl oluştu? Harikulade olan, akıl, göz, kulak gibi organlar nasıl oluştu?” bunlar da “tesadüfen”. Peki, bu tesadüflerin bir ispatı var mı? Tabii ki yok. Tesadüfün kuralı, kaidesi, isbatı olmaz.

Burada tesadüfün, olasılık (ihtimal) hesapları açısından durumunu ele alalım:

Elimizde 1’den 10’a kadar numaralandırılmış pullar olsun. Bu pulları bir torbaya koyup rastgele çektiğimizde 1 rakamının gelme ihtimali 10’da birdir. Fakat pulların birden ona kadar sırayla çıkma ihtimali ise 10 milyarda bir ihtimaldir. (10. 000. 000. 000). Üstelik bu bir ihtimaldir. Yani 10 milyar defa pulları çekme işini tekrarladığımız zaman, 10 milyara geldiğimizde bu pullar sırayla muhakkak çıkacak diye bir kural da yoktur.

Eğer yalnızca 1’den 10’a kadar pulların sırayla çıkması 10 milyarda 1 ihtimal ise vücudumuzdaki had ve hesaba gelmez atomların, hücrelerin, organların oldukça karmaşık, ama intizamlı bir şekilde dizilmeleri kaçta kaç ihtimaldir? Bunu bütün bitki, hayvan ve insan vücutları için bir düşünelim.

İngiliz biyoloji bilgini G. B. Leathes “Bir protein molekülündeki amino asitleri meydana getiren atomların bir araya gelerek hayat için elverişli olan zincirleme bağlantıyı meydana getirebilmeleri için –tabii tesadüfen- mevcut ihtimal 1x1048’dir” der. İsviçreli ünlü matematik bilgini Charles Eugenie Guye ise bir protein molekülünün tesadüfen meydana gelebilmesinin ancak 1x10160 olduğunu ortaya koymuştur. (John Clover Monsma, Niçin Allah’a İnanıyoruz, Hikmet Yayınları, c, 2, s, 20-22.)

DNA zincirimizde Tolemer adında bir protein molekülü vardır. Tolemer, DNA’nın ömrünü yani kaç defa bölünebileceğini belirler. Matematikte olasılık hesaplarına göre 1050 imkânsız kabul edilir. Tolemerin kendi kendine rüzgâr ve şimşeklerle dizilme olasılığı 10652’dir. Yani olasılık hesaplarına göre 1050’nin çok üstündedir ve bu da tesadüfî varoluşun imkânsız olduğunu göstermektedir. (Nevzat Tarhan, İnanç Psikolojisi, Timaş Yayınları, 2009, s, 36.)

Yalnızca DNA’nın tek bir protein molekülünün bile bu derece ince bir hesaba dayanması, ondan daha karmaşık olan hücrenin, canlı vücudunun, birbiriyle irtibatlı olan canlı varlıkların, onun da ötesinde her tarafında hassas ayarların olduğu evrenin tesadüfî varoluşla açıklamanın imkân dışı olduğunu gösterir.

Bütün bunların tesadüfe havale edilmesi yalnızca önyargı ve şartlanmışlıktan kaynaklanmaktadır. Yani ateistler bir kabulle hareket ediyorlar. Onlar “Ben böyle diyorum ve bu böyledir.” iddiasındalar.

Martin Lings “Antik İnançlar ve Modern Hurafeler” adlı kitabında şunları anlatır: Sarbonne Üniversitesi zooloji eski profesörlerinden Yves Delage şöyle der: “Bugüne kadar bir başka türün atası olan herhangi bir türe rastlanmadığını, böyle bir şeyin bir kerecik olsun gerçekleştiğini gösteren hiçbir kanıt bulunmadığını kabul ediyorum. Ama yine de evrimin nesnel olarak kanıtlanmışçasına doğru olduğuna inanıyorum. Sözün kısası bu konuda bilimin bizden beklediği, kendisine iman etmemizdir. Ve gerçekten de evrim düşüncesi, genel olarak bir tür ilham edilmiş gerçek kılığında ileri sürülmektedir.” (Martin Lings, Antik İnançlar ve Modern Hurafeler, Ağaç Yayınları, İst, 1991, s. 10..)

Encyclope’die Française’in (canlı organizmalarla ilgili) 5. cildini hazırlayan Fransız jeolisti Paul Lemoine çeşitli yazarların makalelerinden sonra, sonuçta şunları söylüyor: “Bütün bunlar gösteriyor ki evrim kuramı imkânsızdır. Aslında dış görünüşe rağmen, artık hiçbir kimse evrim kuramına inanmamaktadır... Evrim, artık çobanların inanmadığı ama sürülerinin selameti bakımından savunmayı sürdürdükleri bir tür doğmadır.” (Martin Lings, a.g.e. s. 11)

Bu yönüyle ateistlerin evrimi kabul ettirmek için, tahakküm yaptıklarını söyleyebiliriz. Yani delilsiz bir iddia, sanki ispat edilmiş gibi büyük bir yaygarayla herkese kabul ettirilmek isteniyor.

Şu fıkrayı herkes bilir, ama biz yine de anlatalım:

Temel arkadaşlarına bilmece sormuş “Saridur, kafeste durur, cik, cik öter, bilün bakayum bu nedir?”. Arkadaşları “Kanarya, bülbül” falan deyip bütün öten kuş cinslerini saymışlar, nafile. Temel, hep “Yanlış” demiş. “Bilemedik, sen söyle!” demişler. Temel “Hamsidur.” demiş. Arkadaşları kızmışlar “Hamsi sarı olur mu?” demişler, Temel, “Boyadim oni” demiş. “Kafeste olur mu?” demişler. “Koydum oni” demiş. “Cik cik öter mi?” demişler. Temel gülmüş “Bu da bilmecenin şaşırtmacasidur daa” demiş.

Ateizm, Temel’in bilmecesi gibi bir bilmecedir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.