Bismillahirrahmannirrahim
Ey kudretiyle bütün yeryüzünü kuşatan Yâ Kadîr! Ey azameti karşısında bütün varlıkları boyun eğdiren Yâ Azîm! Ey gökleri ve yeri hakikatin nuruyla aydınlatan Yâ Nûr! Ey bütün mahlûkatı hikmetle yöneten Yâ Müdebbir! Ey arzı canlıların hayatına uygun şekilde hazırlayan Yâ Rezzâk! Ey Habîbin Muhammed'i ﷺ yeryüzünün tesbihini insanlığa bildiren Yâ Resûl-i Rahîm'in Rabbi!
Allah'ım! Yeryüzünün Senin kudretinin azameti karşısında secde hâlinde bulunması ve Habîbinin ﷺ diliyle Seni hamdinle tesbih etmesi ne büyük bir şehadettir!
Yâ Kadîr! Toprağın bağrından hayatı çıkaran, küçücük bir çekirdeği ağaca, bir damlayı canlıya, bir topraktan binlerce nimete dönüştüren kudretini bize tanıttır. Bizi arzın büyüklüğüne bakıp yalnızca maddî bir âlem görme gafletinden kurtar. Yeryüzünün her zerresinde Senin azametinin ve rubûbiyetinin izlerini okuyabilmeyi nasip eyle.
Bakışlarımızı nurlandır ki toprağı yalnız toprak, taşı yalnız taş, ağacı yalnız ağaç olarak görmeyelim; onların Senin kudretini, hikmetini ve rahmetini gösteren birer ayet olduğunu okuyabilelim.
Yeryüzünün nizamını bize bir ders eyle. Onun dönüşündeki ölçüyü, hayatındaki dengeyi, canlılar arasındaki münasebeti ve rızıkların taksimindeki hikmeti tefekkür ederek Senin tedbirini tanıyalım. Yeryüzünü bizim için tüketilecek bir mal değil, Senin bize emanet ettiğin büyük bir sofra ve tesbih eden bir kitap olarak görmeyi nasip et.
İnsanlığı yeryüzüne hükmeden zalim bir tüketici olmaktan çıkar; onu koruyan, imar eden, canlılara merhamet eden ve nimete şükreden bir emanetçi eyle.
Yâ Hakîm! Bize öyle bir tefekkür ver ki yeryüzünün secdesinden kendi secdemizi, onun tesbihinden kendi tesbihimizi, onun intizamından kendi hayatımızdaki nizamı öğrenelim.
Yâ Hafîz! Gelecek nesillere yalnız teknolojik bir dünya değil; Allah'ın emanetini bilen, yeryüzünü koruyan, canlılara merhamet eden ve kâinatı bir tesbih kitabı olarak okuyabilen bir şuur bırakmayı nasip eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْأَرْضُ سَاجِدَةً تَحْتَ عَرْشِ عَظَمَةِ قُدْرَتِكَ بِلِسَانِ مُحَمَّدِهَا عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ.
“Sübhânsın! Ey öyle bir Zât ki, yeryüzü, kudretinin azametinin Arşı altında secde hâlinde, kendi Muhammed'i ﷺ olan Peygamberinin diliyle Senin hamdinle Seni tesbih eder.”
Bu cümle, önceki “dünyanın Muhammedî şeriatın eserleriyle tesbihi” bahsinden daha derin bir merhaleye geçiyor. Burada arz, Allah'ın kudreti karşısında secde eden bir varlık olarak tasvir ediliyor; onun tesbihi ise “Muhammed'i” ifadesiyle Peygamberimiz ﷺ üzerinden dile getiriliyor. Buradaki temel kavramlar: Arz → secde → kudret → tesbih → Muhammed ﷺ şeklinde birbirine bağlanıyor.
Bu cümlenin en açık Kur'ânî bağlantısı:
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ “Göklerde ve yerde bulunanların Allah'a secde ettiğini görmez misin?”(Hac, 18)
Bu âyet, yeryüzünün ve onun üzerindeki varlıkların Allah'ın kudreti karşısındaki secde ve itaat hâlini doğrudan destekleyen bir çerçeve sunuyor.Bir diğer temel bağlantı:
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ “Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamdiyle tesbih etmesin.” (İsrâ, 44)
Bu âyet ile cümlemiz arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Çünkü:
تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْأَرْضُ ifadesi, İsrâ 44'teki küllî tesbihin yeryüzü özelindeki bir tefekkürünü ortaya koyuyor. Ayrıca
وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
“Göklerde ve yerde bulunanlar Allah'a secde ederler.”(Ra'd, 15)
âyetiyle de “arzın secdesi” fikri güçlenmektedir.
Bu cümle, özellikle Âyetü'l-Kübrâ'nın kâinatı bir bütün olarak Allah'a şahit gösteren yaklaşımıyla yakından ilişkilidir. Bediüzzaman'ın tefekkür metodunda insan, kâinata bakarken “Bu ne söylüyor?” sorusunu sorar.
Dağ, taş, ağaç, hayvan, gökyüzü ve yeryüzü yalnız maddî nesneler olarak değil; Allah'ın isim ve sıfatlarına işaret eden varlıklar olarak okunur. Burada ise yeryüzü “سَاجِدَةً” — secde eden bir varlık olarak tasvir edilmektedir. Bu, kâinatın itaat eden bir mahlûkat topluluğu olduğu fikrini güçlendirir. Risale-i Nur'daki önemli bir prensiple ifade edersek; Kâinatın kendisi konuşan bir kitap gibidir; insan ise onun mânâsını okuyup ifade eden okuyucudur. Bu cümlede Hz. Muhammed ﷺ, bu okumayı en mükemmel biçimde yapan ve yeryüzünün tesbihini insanlık diliyle ilan eden merkezî şahsiyet olarak görünmektedir.
Bu nedenle: Arz → Peygamber ﷺ → Allah arasında bir şehadet ve tesbih bağlantısı kuruluyor.
Hazırlayan: Nuran Şahin