"Ya Allâmü’l-Ğuyûb, Ya Kāşife’l-Esrâr!
Celcelutiye’nin içine sakladığın o gizli şifrelerin, esma zırhlarının hürmetine kalbimizi cehalet karanlıklarından kurtar; aklımızı Kur'an’ın ve Sünnet-i Seniyye’nin hikmetleriyle tenvir eyle. Bu muazzam ilmi, hikemi ve kalbi hasılatı; ruhumuzu, aklımızı ve asrımızı nurlayacak sönmez bir meşale olarak kalbimizde ebediyen parıldasın.
Ya Allah, Ya Nûru’l-Envâr, Ya Âlim!
Allah'ım! Bize faydalı ilim öğret. Öğrettiğin ilimle bizi faydalandır. İlmimizi, hikmetimizi, marifetimizi ve ihlâsımızı artır. İlmimizi Sana ulaştıran bir rehber kıl; Seni bizden perdeleyen bir engel kılma. Allah’ım, kullarına Seni nasıl tanıyacaklarını ve Sana nasıl kulluk edeceklerini öğretmek ve isimlerinin hazinelerini tarif etmek üzere, kâinat kitabının ayetlerinin tercümanı ve kulluğuyla Senin Cemâl-i Rububiyet’ ine bir ayna olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm et.
Allah'ım, Bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve iman ehlinden eyle. Efendimiz Muhammed'e ve âline ve ashâbına, Kur'ân'ın ilk indiği günden kıyametin kopmasına kadar onu okuyan her bir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin hava dalgalarının aynalarında Rahmân'ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca salât ve selâm et. Ve bunlar adedince, bize, anne ve babamıza, bütün mü'minlere ve risale-i nur talebelerine rahmetinle merhamet et. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi.
Allah'ım! Bizi marifet, muhabbet, ihlâs ve yakîn ehli kullarından eyle. Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
"Sen bütün kusurlardan, noksan sıfatlardan, aczden ve şerikten münezzeh olan Sübhânsın. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen her şeyi hakkıyla bilen Alîm, her şeyi hikmetle yapan Hakîm'sin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT: İmam Ali’nin (r.a.) riyasetinde, Süryanice, İbranice ve Arapça esma nurlarının dikey ve yatay boyutlarda dokunduğu Celcelutiye Kasidesi, mana âleminin en yüksek ufkunda, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) feyiz deryasından ve Sekîne nurundan mülhem olarak telif edilmiştir. İslam irfan tarihinin en muazzam tefekkür, münacat ve korunma metinlerinden biridir. Kasidenin 102 beyitlik o haşmetli zaman, mekân, nebatat, semavat ve ilim ihatasını tamamlamış bir mümin ve mütefekkir nazarıyla bakıldığında; bu eser sadece bir vird yahut sığınak değil, kâinatın şifrelerini taşıyan kozmolojik bir fihrist ve manevi bir epistemoloji manifestosudur.
Eser, teolojik, ahlâkî, psikolojik, kozmolojik ve epistemolojik boyutları bulunan çok katmanlı bir irfan metnidir. Celcelûtiye'nin dikkatli bir okuması, onun insanın varlık içindeki yerini, Allah ile ilişkisini, kâinatın anlamını ve insanın nihai hedefini açıklayan bütüncül bir dünya görüşü sunduğunu göstermektedir. Eser boyunca kullanılan semboller, dualar, Esmâ-i Hüsnâ, peygamberler, ahiret tasvirleri ve salavâtlar bir araya geldiğinde Celcelûtiye'nin aslında bir "manevî antropoloji" ve "tevhid merkezli insan teorisi" ortaya koyduğu görülmektedir. Eser boyunca evren; bağımsız güçlerin çatışma alanı değil, ilâhî isimlerin tecelli sahası, olarak görülmektedir. Bu yaklaşım, modern bilimin ortaya koyduğu kozmik düzenle de dikkat çekici şekilde örtüşmektedir.Bugün; astrofizik, moleküler biyoloji, kuantum fiziği, genetik, evrende olağanüstü bir düzen bulunduğunu göstermektedir. Celcelûtiye ise bu düzeni; tesadüf değil, "Esmâ Düzeni(kanunları)" olarak okumaktadır.
Metin, İlahi Esma felsefesiyle başlar; varlığın ilk varoluş şifrelerini (Bismillah ve İsm-i Azam sırlarını) çözer.
Orta bölümlerde, mahlûkatın tabakalarını (arz, sema, nebatat, yağmurlar, rüzgârlar, melekût) kozmik birer şahit olarak duaya dâhil eder. Son bölümlerde ise, Risâlet penahına getirilen külli salavatlarla, ashabın ve evliyanın şahs-i manevisine bağlanarak mutlak rıza ve kifayet makamında mühürlenir.
Celcelûtiye'nin temelinde tevhit bulunmaktadır. Modern insan, bilginin enkazı altında kalmış ama "hakikate" açtır. Bireye bilginin sadece ezberlenen bir veri (data) olmadığını, kalbi bir tefekkürle birleştiğinde ruhu şifalandıran bir "nur" (marifetullah) olduğunu öğretir. Kasidede geçen "Yeryüzünün bitkileri (nebat) ve esen rüzgârlar adedince" fermanı, kâinatı canlı bir organizma, her bir yaprağı ise birer zikir kelimesi olarak tanımlar. Bireye bastığı toprağın, soluduğu havanın ve yağan yağmurun başıboş olmadığını, kâinat sarayının haşmetli birer memuru olduğunu hatırlatır. İnsanı, kâinatın halifesi o muazzam külli zikir korosunun anlamlı, farkındalıklı, saygılı, şükreden bir cüz’i üyesi olmaya davet eder.
Sonuç olarak Celcelûtiye;
- bir dua kitabı,
- bir tasavvuf metni,
- bir ahlâk risalesi,
- bir insan psikolojisi çalışması,
- bir deniz feneri
- bir tevhid manifestosu,
- bir marifetullah rehberi,
- bir inşirah menbaı olarak okunabilecek çok katmanlı bir eserdir.
İmam Ali (r.a.), bu ebedi eseriyle günümüz insanına; “kâinatı bir ayet gibi okuyun" "Fani gölgelerden sıyrıl, İsm-i Azam’ın ve külli salavatın burcuna yüksel, sen kâinatın gözbebeğisin ve asla sahipsiz değilsin" haykırışıyla muazzam bir teselli ve izzet beraatı uzatmaktadır. Korkudan tevekküle, günah duygusundan tövbeye, bilgiden hikmete, hikmetten marifete, marifetten muhabbete, muhabbetten rızâ-yı İlâhîye ulaştırmaktır.
Bu nedenle Celcelûtiye, yalnız geçmiş asırlara ait bir metin değil; anlam krizi, kimlik krizi, yalnızlık, korku ve amaçsızlık yaşayan modern insan için de güçlü bir manevî ve entelektüel rehber niteliği taşımaktadır. Hz. Ali'nin diliyle başlayan bu yolculuk, sonunda insanı Allah'ı tanımaya, kendini tanımaya ve kâinatı hikmet nazarıyla okumaya davet etmektedir.
Hazırlayan: Nuran Şahin