Bismillahirrahmânirrahîm
Ey haşir meydanında dağınık kemikleri, zerreleri ve ruhları tek bir emirle toplayacak olan Bâis ve Câmi', ey hesabı en süratli şekilde gören Serîu'l-Hısâb,
Ya Allah, Ya Bâis, Ya Mübdi! Mahşerin o dehşetli, hararetli, herkesin nefsi nefsi diye feryat ettiği o büyük toplanma gününün korkusuyla Sana sığınıyorum. Ya Rabbi! Güneşin bir mızrak boyu yaklaştığı, dillerin sustuğu, amellerin konuştuğu o çetin duruşmada benim yüzümü kara çıkarma. Amel defterimi kirleten günahları, gafletleri, kusurları af suyunla şimdiden yıka ve o gün saadet karnemi, sahifemi sağ tarafımdan ak, parlak ve nurlu olarak elime vermeyi müyesser eyle. Beni mahşer halkının önünde mahcup ve mahzun etme.
Ya Adl, Ya Latîf, Ya Hakem! 'Ve šeqqil mevâzînî bi lutfike in ħaffet' sığınışıyla mizan-ı ekberinin önüne şimdiden gözyaşlarımla yalvarıyorum. Ya Rabbi! Benim namazlarım, oruçlarım, kulluğum Senin azametine layık olmadı. Mahşerde hasenat terazim günahlarımın, riyakarlıklarımın ve kusurlarımın karşısında hafif kalacak olursa; bana adaletinle değil, nihayetsiz kereminle ve fazl'ınla muamele eyle. Senin o hudutsuz, o ezeli lütfunu sevap kefeme öyle bir ağırlık olarak koy ki, terazim ağırlaşsın. Senin Habibin, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) mizanı ve amellerin ağırlığını anlatırken şöyle buyurmuştur: "Mizanda en ağır çekecek şey güzel ahlaktır." (Ebu Davud) sözüyle ahlakımı faziletli imanla güzelleştir, zerre ve latifelerime nakşet. Başka bir hadisinde: "Dile hafif, mizanda ağır, Rahman'a sevimli gelen iki kelime vardır: Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahil azîm." (Buhari). Kelimeleriyle birlikte Kelime-i Tevhid olan Lailaheillallah dilime, kalbime,ruhuma ve latifelerime vird eyle. Meleklerin 'Kurtuldu!' müjdesiyle ebedi saadete uçayım. Senin lütfun, benim dağlar kadar günahımı bir anda eritmeye muktedirdir.
Ey mizanı adalet ve lütuf üzerine kuran Adl ve Latîf, ey noksan amelleri rahmetinin ağırlığıyla tamamlayan Kerîmü'd-Dineyn!
Allah’ım! Ahir zamanın dehşetli fitneleri arasında amelleri zayıflamış, ihlası zedelenmiş, günahların ağırlığı altında ezilmiş ümmet-i Muhammed’e (s.a.v.) acilen bu mukaddes 'Haşir ve Mizan' sırrıyla külli bir necat ve bağışlanma lütfeyle. Müslümanların mahşerdeki sayfalarını Efendimiz’in (s.a.v.) Liva-ül Hamd sancağı altında bembeyaz eyle. Ümmetin zayıf, çaresiz ve darda kalmış fertlerinin mizanlarını katından indireceğin özel bir lütufla ağırlaştır. Bizleri dünyada hesaba çekilmeden evvel nefsini hesaba çeken, ahirette ise mizanı ağır gelip cennete neşeyle giren o mesut kullarından eyle.
Ruhumuzu mahşerde rızanla ferahlat, mizanımızı lütfunun azametiyle ebediyen ağır eyle.
Ya Hayy, Ya Kayyûm! Bu samimi mahşer niyazımız, noksanlığımızın itirafı ve mukaddes beytin esrarı hürmetine dualarımızı kabul eyle.
Âmin, âmin, âmin... bi-hürmeti Sırrı Mîzâni'l-Adli ve bi-hürmeti Sırr-ı Celcelûtiye
DİPNOT: Celcelutiye’nin 83. beyti; mülkün ve hükmün tamamen yegane sahibine ait olduğu, perdelerin yırtılıp saklanan her şeyin açığa çıktığı o en dehşetli mizan gününe dair bir istimdattır. Bu beyit, Mahşerde Ak Sayfa (Beyâz-ı Sahîfe), Mizan Güvencesi ve Mutlak Lütuf makamıdır.
Bütün beşeriyetin kendi derdine düştüğü, en yakınların bile birbirinden kaçtığı o büyük duruşmada (Haşir meydanında), amel defterinin sağ taraftan verilerek yüzün ak edilmesini (ve fîl ĥaşri beyyiđ yâ ilahî śaĥifetî) ve eğer ameller, ihlassızlık veya eksiklik yüzünden terazide hafif çekecek olursa, ilahi lütuf ağırlığıyla o terazinin sevap kefesinin basmasını (ve šeqqil mevâzînî bi lutfike in ħaffet) talep etme sırrıdır.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, "Sözler" (On Dokuzuncu Söz, On İkinci Söz ve özellikle Haşir Bahsi olan On Birinci ile Yirminci Sözlerin odağı Yirminci Mektup ve Dokuzuncu Şua) bünyesinde haşir ve mizan hakikatini akli, kalbi ve nakli delillerle en zirve noktada şerh eder. Üstad, kâinattaki mutlak adalet ve lütuf dengesini anlatırken mizanı şöyle tarif eder:
"Şu kâinatta gözle görünen muazzam bir adalet ve mizan (denge) vardır. En küçük bir zerre dahi başıboş değildir. Bu dünyada her şeyi nizam ve mizan ile tartan o mutlak adalet, elbette mahşer meydanında 'Mizan-ı Ekber'i (en büyük teraziyi) kuracaktır. İnsanın her bir ameli, hattâ kalbinden geçen hatıraları dahi o hassas terazide tartılacaktır."
Bediüzzaman, ehl-i imanın en büyük sığınağının ilahi adalet içindeki mutlak lütuf olduğunu vurgular. Yirmi Üçüncü Söz’de ifade edildiği gibi, iman insanı öyle bir sultanlığa çıkarır ki, kul kendi cüzi ameliyle değil, intisap ettiği o nihayetsiz rahmetin azametiyle kurtulur.
Celcelutiye'nin bu beytini vird edinen bir mümin; ahir zamanın amelleri eriten, ihlası zedeleyen günah seline karşı mahşer emniyeti alır. "Ben acizim, amel sahifem lekeli, terazim hafiftir; fakat Senin 'bi lutfike' tecellin kâinatı ağırlaştırır" sırrıyla hareket ederek mizan korkusunu vuslat ümidine çevirir.
Hazırlayan: Nuran Şahin