Allah İyiliğinizi Versin...

Mustafa Uçurum'un yazısı...

“İyilik” sözünün bu kadar kirletileceği, ayaklar altına alınacağı, horlanacağı kimin aklına gelebilirdi ki. İyilik yapmak ve bunu bir nimetmiş gibi herkesin gözüne sokmaya çalışmak. Bunun iyilikle falan ilgisi olamaz. Herkese müstear isimlerle ağzına geleni söyleyip, kendilerine iğnenin ucu dokununca buldukları ve işin içinden çıkamadıkları durumu fırsat bilerek saldırmak ancak işini gizli saklı yapanların başvuracağı metottur.

Elbette benim derdim iyilikle, kötülükle değil. Benim konu etmek istediğim, “sanal cengaverler” meselesi. Yani, klavyenin başına geçerek buldukları uyduruktan isimlerin arkasına sığınarak, ne doğru ne yanlış bilmeden aklına geleni söyleyenlere.

Köroğlu bu günleri görseydi, internet için değilse de müstear için aynı haykırışını tekrarlardı. “Müstear icad oldu, mertlik bozuldu.” Söyleyip duruyoruz da, bilen vardır bilmeyen vardır. Müstear sözcüğünün anlamını söyleyeyim de bundan sonra yazacaklarım daha iyi anlaşılsın. Müstear ad demek takma ad, lakap anlamlarında kullanılmakta. Yeni neslin nickname dediği şey. Hayatın birçok alanında müstear ad kullanan kişiler vardır. Örneğin, edebiyatta müstear adla yazan birçok yazar, şair bulunmaktadır ama bizler onların kim olduğunu da bilmekteyiz, onlar da saklama gereği duymamaktalar. ( Fehmi Koru- Taha Kıvanç gibi)

Bu durum sanal alemde böyle yürümemekte. Malumdur ki, internet ortamında kimin kim olduğunu bilmek bazen fermana mahsus. Durum böyleyken, kendine bulduğu takma bir isimle ağzına geleni söyleme hakkını herkes kendinde bulmakta. Ne insaf, ne din, ne iman hakkı gözeterek. Ne de olsa onun kim olduğunu kendinden başka bilen de yok ya. Ne söylese kâr, ne söylese kendisi için bir tür rahatlama yöntemi.

Karşılıksız İyilik sitesinde çıkan yazıdan sonra orada yorumlarda ne tür zırvalıkların olacağını tahmin ettiğim için hiçbirini ne okudum ne de duyduklarıma itibar ettim. Tâ ki, bir dostumun, “Keşke yorum yazmasaydın.” demesine kadar. Çünkü ben orada yorum falan yapmamıştım ki. Benim sözümü söyleyeceğim birçok yer varken neden gidip de sürekli haklarında bir şeyler yazdığım bir sitede kendimi savunmaya çalışayım. Hem de savunmaya hiç ihtiyacım yokken. Müsteardır, yalandır, dolandır derken bazıları işi o kadar ileri götürmüş ki; benim adımla yorum bile yapmış. Buna ancak yuhhh! denir. İnsaf desem bir işe yaramayacak, biliyorum ve yuhhh! diyorum sadece.

Mecburen yorumların bazılarına göz atmak zorunda kaldım. Aman Allahım. Arkadaşlarını savunma derdine düşenler neler demiş neler. Tehditler, aşağılamaya çalışmalar, boyundan büyük laflar etmeler. “Hiçbir dergi yazdırmasınlar.” demiş bir klavye mücahidi de. Çok korktum şimdi. Ne olacak halim diye kara kara düşünmeye bile başladım. ?

Orada, gizli bir adın ardına gizlenen yeni yetmelerin yaşının bilmem kaç katı kadar sayısı olan dergiler çıkardım ben. Hem de o küçümsedikleri ama işlerine geldiğinde yapmacık gülücüklerle sarıldıkları Anadolu’da. Onlar telaş etmesin. Benim söyleyecek sözüm olduğu müddetçe ben yazacak yer bulurum. Bana “Hayrola, nedir bu olup biten?” demeden dergisinde yazdırmayacak ya da tavır alacak varsa,  benim de onlara kocaman bir eyvallahım olur. Şükür, yaram yok ki gocunayım.
 
Köşe bucak yazıyoruz dostlar. Başka yere ne hacet. Gördüğünüz ,duyduğunuz her şeye hemen inanmayın derim. Çok komik oluyor sonu. Benden söylemesi. 

 

 

 

Edebiyat Haberleri