Alışkanlık sorunu

Ali IRMAK

Alışkanlık sorununun ortaya çıkışı insanın hayret etme duygusunu yitirmesiyle eş zamanlıdır.

Hayret etme duygusu ne zaman ve nasıl yitiriliyor? Bu sorunun cevabını bir örnekle vermeye çalışalım. Bir çocuk. Daha yeni yürümeye başlıyor. Konuşmaya da yeni başladığını varsayalım. Babası büyük bir heyecanla çocuğunu gezdiriyor. Çocuk bir köpek görüyor. İlk karşılaşması. Hayret ediyor. Bir de köpeğin “Hav hav!” seslerini duyuyor. Heyecanlanıyor. Hayret ve heyecanını babasıyla paylaşmak istiyor. “Baba baba! Bak!” Baba bakıyor ama bir şey görmüyor. Daha doğrusu ilgilenmiyor.

Çocuk için köpek ve havlaması hayret uyandıran bir şey. Çocuk köpeği her gördüğünde babasına hayretle gösteriyor ama baba yine ilgilenmiyor. Çocuğunun heyecanını duymuyor. Çocuğunun hayret etme duygusunu es geçiyor. Çocuk zamanla alışıyor buna. Artık köpek ve havlaması normal geliyor.

Bizler de hayret edilmesi gereken çoğu şeylere alıştık. Her gün etrafımızda yaşanan sayısız mucizeleri görmez olduk. Her gün doğan güneşi umursamaz olduk. Her saniye nasıl nefes aldığımızın farkında değiliz artık. Güneşin doğuşuna güneş doğmadığında hayret etme zamanımız olmayacak. Ya da nefes almadığımız zamanda yine aynı şekilde hayret edemeyeceğiz. Yetişkinler yitirdiler hayret etme duygularını. Onlar alıştılar artık her şeye. Alışkanlık sorunu yetişkinler için yaşadıkları ama farkında olmadıkları bir sorun. Çocukları da bu konuda kendimize benzetiyoruz. Onların hayret etme duygularını kendi elimizle öldürüyoruz.

Çocuklarımız neye hayret ediyorlarsa biz de onlarla sanki ilk kez görmüş gibi davranalım. Bu konuda onları taklit edelim. Aynı heyecanı onlarla yaşayalım. Bu konuda onlara biraz kulak verelim. Aslında çocuklar bize çevremizdeki güzellikleri yeniden keşfetmemize yardımcı oluyorlar. Yani bizimkisi aslında kazan kazan ilişkisi. Küçük bir farkındalıkla çocuklarımızın hayret etme duygularını öldürmemiş oluyoruz onlar da bizim yitirdiğimiz bu duyguyu tekrar hayata geçirmiş oluyorlar.

Bizler de bazen ilk gördüğümüz şeylere hayret etmiyor muyuz? Örneğin rengârenk yaratılmış ve önceden görmediğimiz bir kuşa. Ama sonra ne oluyor? Kuşu ikinci görüşte aynı heyecanı duymuyoruz. Alışmış oluyoruz. Kuş aynı kuş. Sanat aynı sanat. Mucize aynı mucize. Değişen ne? Tabiki de bizin kaybettiğimiz hayret etme duygusu.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.