Akla ziyan

Doğu ERGİL

Son zamanlarda kimi psikiyatristler ve psikologlar, insanın "akıllı" düşünmesinin çok zor olduğunu ileri sürmeye başladılar.

Bu iddia ne kadar gerçek? Aslında aklı anlamanın daha başlangıç aşamasında olmamıza rağmen, tam resmi vermeseler bile, aklın nasıl çalıştığına ilişkin birkaç sağlam kuram (teori) var.

Akıl yürütmekte en fazla kullanılan yönteminin "bağlı muhakeme" olduğu ileri sürülüyor. Bu yönteme göre, insan akıl yürütürken o sırada bilinen veya eldeki verilerden hareket eder. Sınırlı bilgi, insan aklının sınırlı kapasitesi ve karar süresinin sınırlılığı, varılan hükmün niteliğini belirler. Başkaca dendiğinde, "bağlı muhakeme" teorisine göre, karar vericiler, optimal (en uygun) hükme varabilmek için yeterli kabiliyet ve kaynaklara sahip olmadıkları için ellerindeki seçenekler arasında seçim yaparlar. Dolayısıyla karar verici, en uygun hükme varmak yerine işe yarayan sonucu seçer.

Doğada çabuk karar veremeyen, tereddüt eden bir hayvan daha hızlı düşünen hayvanlar karşısında kaybetmeye mahkûmdur. Yırtıcı bir hayvanla karşılaştığında hareketsiz kalan bir geyiğin uzun süre yaşamda kalma şansı yoktur. Birkaç veri ile hüküm veren ve kesin bir eylem planı geliştiren türler doğada her zaman daha şanslıdır. İnsan böyle bir canlı türüdür.

Bağlı akıl yürütme yanında insanın bir akıl kuramına sahip olduğu ileri sürülür. Buna göre, insan başkalarının kendisininkinden farklı dünya görüşleri olduğunu düşünür. Hatta bunların bazılarının kendisininkine göre 'yanlış' olduğuna inanır. Başkalarının, doğru karar vermelerini sağlayacak yeterli verilere sahip olmadığını, yanlış düşünebileceklerini veya aldanabileceklerini düşünen sosyal hayvanlar her zaman daha avantajlıdır. Çünkü bu düşünceden hareket eden birey, diğerlerini aldatabilir ve onları kendi yararına (ama onların zararına) yönlendirebilir.

Bu yaklaşım, akıl kuramı açısından bir sadeleştirme gibi algılansa da son zamanlarda bazı araştırmacılar, aklın doğruyu, hatta gerçeği anlamak için değil rekabeti kazanmak (üstünlük sağlamak) için geliştiğini ileri sürüyorlar. Sahiden insan aklı, muhakeme kabiliyeti, kazanma içgüdüsüne göre mi çalışıyor?

Eğer öyleyse, önyargı, akıldışı iddialar, diğerlerini alt emek üzere geliştirdiğimiz adaptif (zamana ve mekâna uygun) araçlardan ibarettir. Bu görüşe göre insan muhakemesinde ve davranışında kesinlik, hakikatten daha önemlidir.

Bu kuram (teori), uzun süre bilim hayatında geçerli olan, insan düşüncesi ve davranışını açıklamakta kullanılan "bilişsel uyumsuzluk" (congitive dissonance) kuramıyla ilintili. Bilişsel uyumsuzluk, aleyhine pek çok delil olsa da insanların kendi seçimlerinin doğru olduğuna inanmalarından kaynaklanan ön yargıdan kaynaklanıyor.

Özetlersek: "Bağlı muhakeme" (sınırlı bilgi ile süratle karar verme); akıl teorisi yani diğerlerinin yeterli verilere sahip olmadıkları için yanılacakları veya istenildiği gibi yönlendirileceği inancı; "bilişsel uyumsuzluk" (yanılabileceğimize dair yığınla delil varken, doğru düşündüğümüze inanmak) sonucunda gerçeklere rağmen dünya ve yaşam hakkında yanlış kanılara varmanın tek nedeni var. Pek çok yararlı, hatta kritik bilgiyi süzgeçten geçirip (dışarıda bırakarak) önemsediğimiz pozisyonlarımızı korumak ve diğerlerini kendi doğrultumuzda yönlendirmek! Bu, ne yazık ki bizi genellikle "kaybet-kaybet" sonucuna götürüyor.

Bunu hisseden insanoğlu ya vahyin güvenli limanlarına sığınıyor ya da önyargı, duygusallık ve sübjektiflikten arındığına inandığı, ispata dayanan bilime yöneliyor. Bu makas açık kaldıkça madde ve mana arasındaki bağın kurulması zorlaşıyor. İnsan, kâmil olmaktan çok egemen olmakta ısrar ediyor. Ne dersiniz, düşünmeye değmez mi?

Bugün

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.