Meleklerin duası bize ne lazım?

Ahmet AY

Meleklerin ahlakı 'bilmediğini bilmek'tir. Yani 'bilmediğini kabullenmek'tir. Eğer insan bilmediğini kabullenmekte çabuklaşırsa melekleşmeye de başlar. Zaten 'cehl-i mürekkep' tâbir edilen bed halin tasvirini de Bediüzzaman Hazretleri şöyle yapar: "Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat, dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar hem kendilerini bilir zannediyorlar." Şol sebeple, tâlim-i esma meselesinde, melek kardeşler pişmanlıklarını hemen izhar ettiler: "Melekler, 'Seni her türlü noksandan yüce tutarız,' dediler. 'Senin bize öğrettiklerinden başka bilgimiz yoktur. Herşeyi bilen ve herşeyi hikmetle yapan Sensin.'" İblis gibi inad etmediler. Bilmezken 'Bilirim!' demediler. Bilmediklerini bildiler. Bilmediklerini kabullendiler. Fakat İblis bu yola girmedi. Tevbesizliği için de lanetlendi.

Tevbe kapısından girmek, demek, 'bilmediğini bilmekle' yakından ilişkilidir. Yani bilmediğini bilenler ancak tevbe ederler. Bilmediğini kabullenenler ancak tevbe kapısını bulurlar. Oraya varılmadan şuraya çıkılmaz.

Denilebilir ki: "Nasıl 'bilmediğini bilmekle' bir ilişkisi var? Halbuki bazı günahkârlar işledikleri amelin nice günah olduğunu bilirler. Yine de işlerler. Yine de o yanlışı yaparlar." Doğrudur. Günah böyle de işlenir. Ancak aklın başa gelip pişmanlığın hissedildiği ân yeni bir bilinç ânıdır. Pişman kişi de yeni bir kişidir. Eskisi değildir. Kendisinde meydana gelen bu değişiklik neticesinde keyifle işlediğine karşı bir pişmanlık duymuştur. Elhamdülillah. İşte o da, o pişmanlıkla karılmış yeni benliği eşliğinde, eskisine bakıp, "O bilmiyormuş!" diyebilir. "O cahilmiş!" görebilir. Burada cehaletten kastı 'hakkıyla bilmemek'tir. Yahut da aklının bilip nefsinin bilmemesiyle ilgilidir. Her temsilde biraz da kendini ara. Her kıssada içinin izlerini bul. Zira insan tek parçadan ibaret değildir. Çok sayıda lâtifenin özerkliğinde bir devlettir. Devletin bir parçası birşeyi bildiğinde bütün parçaları aynı şeyi biliyor olmazlar her zaman. Aklın ilmi 'bütün lâtifelerin malumu' haline gelmez.

Ne diyor mürşidim Bediüzzaman yine bu sadedde?

"Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler..." Veya yine şurası: "Madem insanda bazı letâif var ki, teklif altına giremez; o lâtife hâkim olduğu vakit, tekâlif-i şer'iyeye muhalefetiyle mes'ul tutulmaz. Ve madem insanda bazı letâif var ki, teklif altına girmediği gibi, ihtiyar altına da girmez, hattâ aklın tedbiri altına da girmez; o lâtife, kalbi ve aklı dinlemez. Elbette, o lâtife bir insanda hâkim olduğu zaman—fakat o zamana mahsus olarak—o zat, şeriata muhalefette velâyet derecesinden sukut etmez, mâzur sayılır. Fakat bir şartla ki, hakaik-i şeriata ve kavâid-i imanîye karşı bir inkâr, bir tezyif, bir istihfaf olmasın."

Tevbe kapısından girmek 'hakaik-i şeriata' ve 'kavâid-i imaniye' karşı 'bir inkâr, bir tezyif, bir istihfaf'ta bulunulmadığını doğrulamaktır. Tevbe eden kişi içindeki pişmanlığı diri tutar. Hatayı kendisine alır. Böylece Cenab-ı Hak'tan güya çaldığı subhaniyeti iade etmiş olur. Eğer bunu yapmazsa, Hüda yerine nefsini temize çıkarmaya başlar, o zaman da (farketsin/etmesin) subhaniyeti kendi nefsine atfeder. Gasbeder. Melek kardeşlerin pişmanlıklarını izhara 'Subhaneke' diyerek başlamaları nedendir? Subhanallah. Kusurlardan münezzehiyeti Allah'a verirsen, sen, 'gayet kusur işleyebilir' olarak kalırsın. Ardından 'bilmediğini kabullenmek' kolaylaşır. Bilmemenin arkası yanlışa baktığı için de 'hatayı kabullenmek' kolaylaşır. Öyleyse Zât-ı Zülcelal'in subhaniyetinin kabulü arkasında hemen bir mükafat var. Bu kabul, edende, melekleşmeye sebep oluyor.

Melekleşmek hiç hata yapmamak değil. Âdem aleyhisselam ile Havva annemizin melekleşmesi, kusursuzluktan değil, kusurlarını kabulden doğmuştu. Onlar Cenab-ı Mevla'dan sağlam bir tevbe ile aflarını dilediler. Mevla Teala da onları ne güzel affetti. Zaten şânına bu yakışırdı. İblisse inatlaşmayı seçti. Hatalarında ısrarı seçti. Heyhat. Yanlışında inadı/ısrarı seçenlere dikkat et. Ne kadar da İblis'e benziyorlar. Bir de hatalarını kabule yatkınlara bak. Ne kadar melekleri andırıyorlar. Bu durum bile Kur'an'da bize meleklerin dualarının ne hikmetle aktarıldığını anlatmaya yetmiyor mu? Ki, nurcular, derslerini bitirdikten sonra, Fatiha'dan hemen önce, bu ayetleri tekrar ediyorlar. Ve mahlukiyetin yükünü, tıpkı melek kardeşleri gibi, bilmediklerini itiraf etmekle hafifletiyorlar. Evet. Evet. Evet. Allah öğretirse biliriz. Allah nasip ederse yaparız. Allah lütfederse olur. Onun öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. İddiamız yoktur. Âdemiyetin Allah'a karşı ademinde vücud vardır. Kemal vardır. Fazilet vardır. Allah'a karşı vücudunda adem vardır. İddialaşma vardır. İnat vardır. Ne kadar yokluğuna yok derse varolur. Ne kadar yokluğuna var derse yokolur. Çünkü yok 'yok' ise o vardır. Yok 'var' ise o yoktur.

Bu içimizin fiziğidir. Dışımızın değil. Bu bahiste fiziğin kuralları da tersine işler:

"Nasıl ki, yıldızböceği kendi ışıkçığına itimat eder, gecenin hadsiz zulümatında kalır. Balarısı kendine güvenmediği için gündüzün güneşini bulur; bütün dostları olan çiçekleri, güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder. Öyle de, kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan, yıldızböceği gibi olursun. Eğer sen fâni vücudunu, o vücudu sana veren Hâlıkın yolunda feda etsen, balarısı gibi olursun, hadsiz bir nur-u vücut bulursun. (...) Çünkü nefy-i nefy ispattır. Yani, yok yok ise, o vardır. Yok, yok olsa, var olur."

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.