Annesiyle, evliliğinin bitmesine neden olacak kadar, büyük sorunlar yaşamış bir tanıdığıma "Cennet annelerin ayakları altındadır!" hadisini hatırlatmıştım bir zamanlar. O da bana şöyle cevap vermişti: "Aleyhissalatuvesselam Efendimiz elbette doğruyu söylüyor. Âmenna. Fakat benimkinin diğer ayağının altında da bir cehennem var..." Ben de aynı hadisi düşünüyorum bu sıralar. "Belki" diyorum "bunun Aleyhissalatuvesselam Efendimizin yetimliğiyle de bir ilgisi vardır." Düşünsenize, o küçük yaşlarda annesiz kalmışsınız, subhanallah, bir parça 'cenneti yitirmişlik' hissi oluşmaz mı?
Hem herşeyin cenneti, bir anlamda, geldiği yerdir. Varlığa ilk çıktığı yerdir. Sılasıdır hem. Hem sıla-i rahimidir. Âdem aleyhisselamın cenneti, dünyaya oradan indirildiği için, hakiki bir cennettir. Âdemiyet sırrıyla biz de orayı özleriz. Evet. Fakat bizim de dünyaya üzerinden gönderildiğimiz küçük cennetlerimiz var. Onları yitirdiğimizde biz de bir 'cennet yitirmiş' yoksulluğu yaşıyoruz. Elbette herbirimiz aynı şiddette yaşamıyoruz. Çünkü o cennete muhabbetimizi aynı şiddette tutamıyoruz.
Lakin, vatanı kadarcık olsun, bir cennet yitiren güçsüzleştiğini hissediyor. Öyle ya, vatan, insanın üzerinde kendisini güçlü hissettiği yerdir. Ait hissettiği yerdir. Tamam hissettiği yerdir. Tanıdık hissettiği yerdir. 'Toprağından yaratılmış' hissettiği yerdir. "Bayramlarda nerede olmayı özlerseniz orası vatanınızdır!" derler. Ben bu hakikate biraz da Bediüzzaman Hazretlerinin acz/fakr tefekkürünü eklemek istiyorum. İnsanın vatanı oradayken aczinin/fakrının dahi lezzetli geldiği yerdir. Ve annesi hakikaten böyle bir cennettir onun için. Zayıflıkların korkulası şeyler olmadığı bir kucaktır.
Ne diyor yine mürşidim, Üstadım, efendim bu makamda: "Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse, 'En leziz ve en tatlı haletin nedir?' Belki diyecek: 'Aczimi, zaafımı anlayıp validemin tatlı tokatından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.' Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecellî-i rahmet1tir. Onun içindir ki, kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberrî edip Allah'a acz ile sığınmışlar; aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar."
Yetim Sultan aleyhissalatuvesselamın, cennetini, annesinin ayaklarının altında tarif etmesi o yüzden bana hiç garip gelmiyor. Mübarek kalbinin inceliğine bir delil tutuyorum bunu da. Evet. Mümkündür. Ve de öyledir. Ayaklarının altında olduğuna göre, anne nereye giderse, o cenneti de beraberinde götürür. Yahut da şöyle söyleyelim: Çocuk, annesinin ayaklarının altında, böyle bir cenneti düşler. Belki sezer. Kokusunu alır. O yüzden ayaklarının dibinden ayrılmaz. Uzakta kaldığında güvensiz hisseder. Ve, en önemlisi, ayaklarının altında cennet olan 'kadın' değil 'anne'dir. Her kadın anne olamaz. Belki her anne de 'anne' olamaz. Tıpkı her evladın hakkıyla evlat olamayışı gibi...
Yaşarken çok azımız annemizin değerini bildik. Ben de kendimi bilenlerden saymıyorum. İmtihan dünyası. Onunla tartıştığımda bazen odamda ağlardım. "Allah 'Öf bile demeyin!' buyuruyor. Benim halime bak. Nasıl olacak bu iş?" derdim. Verdik-veremedik, imtihanın süresi de oldu, annem rahmet-i Rahman'a göçtü. Arkasından hayır yollayarak aramızı düzeltmeye çalışıyoruz. "Ölülere Kur'an okunmaz!" diyenleri öldürmeyi içimden en çok geçirdiğim zamanlar böyle zamanlar oluyor. Bizim bu yangınları aşmamızın, Allah'ın bir bahşı olarak, ruhlarına hediye göndermekten başka hangi ümidi var? Şimdi bu bedbahtlar son ümidimizi de çalmaya çalışıyorlar. Eğer mezarları başında oturup, bir parça Kur'an okuyup, ölmüşlerine bağışlayamayacaksa, insan, nasıl tevbesini yapacak? Aynen. Ölülerimize Kur'an okumak yaşarken eda edemediğimiz haklarına karşı da bir teselli mesabesindedir.
Anne cennettir. Âmenna. Fakat her anne bu cennetliğin hakkını veremeyebilir. Her evlat da cennetinin kıymetini bilmeyebilir. Tamam. Amma ikisi de illa kanuna dahildirler. Cennetlik hukuku haklarında câri sayılabilir. Lakin, 'kedi-köpek anneliğini' sahici anneliğe tercih edenler, ayaklarının altında cennet gezdiremeyeceklerini de kabullenmiş olurlar. (Gezdirdikleri ancak köpek olur.)
Hayvanlar cenneti bilmez. Hayvanlar cennete gitmez. (İstisnalar dışında.) Cennete gidecek olan insandır. Tasmasız gezdirilen insan. Annelerin de bu hadis-i şeriften bir dikkat öğrenmeleri lazım. Ayağının altında cennet gezdirenlerden olmak onlara da bir nasihattir. Ahvallerini, bu nasihatin rehberliğinde, cennet-misal hâle dönüştürebilirler. Hatta bu hadiste erkeklere dahi bir nasihat var. En azından mü'min kullar için ayaklarımızın altında cennetler gezdirmeliyiz. Bir kapıdan girdiğimizde kimse cehenneme denk gelmiş gibi ürker olmamalı... Hülasa: Cennete basmakta herkese bir imtihan var. Bastığımız yere toprak diyerek geçmemek gerekiyor.