Âlem-i şehadetin sınırlarını aşmak, yüce makamlara çıkmak, gaybi âlemleri temaşa ile ilahi sırlara vakıf olmak, “Kab-ı Kavseyn” ile ifade edilen imkân ile vücub arası bir daireye yanaşmak beşeriyet içinde sadece Hz. Muhammed’e (a.s.m) has bir Lütf-ü Ehadiyettir.
Bu kudsi seyahat âyet ve hadis-i şeriflerde bir kısım temsiller ve teşbihler ile ifade edilmektedir. İnsanlara göre gaybi ve meçhul olan miraç hadisesine dair yüksek hakikatlerin temsiller ve teşbihler ile ifade edilmesi, sırr-ı irşadın bir iktizası olarak değerlendirilmektedir.
Evet miraç hadisesine dair teşbihler ile temsillerin birer mirsad-ı tefekkür olduğu bilinmekte, ulvi ve külli hakaika işaret için kullanıldıkları düşünülmekte, o kudsi seyahatin her yönüyle idrak edilmesinin imkânsız olduğunu bildirmektedir.
Âliy ve Müteâl (yüce ve aşkın) Rahman’ın muhabbet-i münezzehesine mazhar ‘en sevgili’ bir abdin seyahatini anlatan Miraç hadisesi; in’amdan Mün’im’e, ihsandan Muhsin’e vuslattan, arş-ı kemalata uruçtan haber vermektedir.
Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m) meratib-i kemalâtta terakkisinin mebde ve müntehasını anlatan hadise-i miraç, Velayet-i Ahmediyenin kemaline ayinedarlığı ifade etmektedir.
Hadise-i Miraç; Sultan ve Bürhan olan Zat-ı Zülkemalin, “bir kısım ayetlerini” göstermek üzere abd-i mahsus Hz. Muhammed’i (a.s.m) Burak’a ve Berk’e bindirmesi, “Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksaya” götürmesi, âlem-i mülk ve melekûtunda gezdirmesi, Nebiler (a.s) ile görüştürmesi, meratib-i kemalatta seyr’ü süluk ettirmesidir.
Miraç hadisesi; ehl-i şirk ve inkâr tarafından gadre uğrayan Hz. Muhammed’in (a.s.m) bedeni ile beraber âli ruhunun sema âlemlerine yükseltilmesi, akrebiyet tecellisi ile teselli edilmesi, habibiyetinin ve derece-i velayetinin sema ehline gösterilmesidir.
Miraç hadisesi; gâibane ubudiyetini itmam eden, ‘ihsan şuuru’ ile hâzırane bir makama yükselen abd-i mahsusa, Rabb-i Rahim’in ehadiyeti ile, kelamı ve rüyeti ile teveccüh etmesidir.
Arizî ayetlerden sonra semaî âlemlerin temaşa ettirilmesini anlatan hadise-i Miraç; bir Ferd-i Ferid olan Hz. Muhammed’i (a.s.m) Rahman’ın huzur-u kibriyasına yükseltmesidir.
Bizler için asıl olan Miraç hadisesinin Efendimiz Hz. Muhammed’e (a.s.m) bakan sırrını anlamak ile beraber, Miraç ile müminlere verilen mesajları kavramak, o mesajların rehberliğinde yaşamak, namaz ile açılan kapıdan kendi miracının zeminini hazırlamak, uruc-u maneviye için namazı en mühim bir vasıta görmektir.
Evet namaz’ın açtığı yoldan kendi miracını tahakkuk ettirmek, hususi gayreti ile kemalatının sidresine yükselmek her mümin için mümkün görünmektedir. Bu itibarla müminler için namaz ile miraçvari bir yükseliş; mananın maddeye galip gelmesini, semaî olanların arizî olanlara tercih edilmesini, nazarların ulvi âlemlere çevrilmesini iktiza etmektedir.
Sema, arz ve cibalin çekindikleri, izhar-ı acz ettikleri ağır mes’uliyetlerini idrak etmek, teslimiyet ve temsiliyet şuurlarına ermek, aczin ve fakrın kanatlarına binmek, ruhun arşına yükselmek, yüce âlemleri seyretmek, her mümin için kendi miracının tahakkuk ettirmek manalarına gelmektedir.
Elhasıl; Miraç hadisesi muhit bir ilim, nafiz bir irade, mutlak bir kudret sahibi Rahman’ın en sevgili abdi Hz. Muhammed’i (a.s.m) semaya yükseltmesi, âlem-i mülk ve melekûtünde gezdirip Rububiyet dairelerini temaşa ettirmesi, çektiği meşakkatler için bir nev’i teselli etmesi, mazhar olduğu kemalat mertebelerini melaikeye göstermesi, ehadiyeti ile kelamına ve rüyetine mazhariyet ile pek yüksek hakikatleri havi kudsi bir seyahati temsil etmektedir.
Nefsin cüz’i arzularını aşamamış, “Allah bes bâki heves” sırrını anlayamamış, dünya muhabbetine sevdalanmış, hayat-ı cismaniyeye rıza ile kalbi ve ruhi hayattan hisse alamamış insanların namaz ile miraçvari yükselişi muhaldir. Vahiy ile yere indirilen “gök” sofrasından feyizlenmek, burak-ı salat ile yüce makamlara yükselmek azim bir mazhariyet, bir Lütf-ü Ehadiyettir...