Kelimede Zenginlik Manada Derinlik-II

Ahmet AKCAN

Kâdir-i Mutlak isim ve sıfatlarıyla tecelli etmiş, mahlûkat ilahi rahmetin temerküz noktası Nur-u Muhammedi’den (a.s.m) halkedilmiştir. İlahi rahmet ve muhabbet, hilkat ayinesinde nazarlara gösterilmiştir. Evet, kâinat büyük bir kitap olarak tasvir edilmiş, daire-i ilimdeki eşya “Kün” emri ile âlem-i şehadete getirilmiştir.

Her biri mücessem birer ayet olan kesretli masnuat ile Mütekellim-i Ezelinin kudsi iradesi ve mukaddes şuunatı bilinmiş, ilm-i ilahiyenin sınırsızlığı görülmüş, Ulûhiyete dair gına-yı mutlaka ile vahdaniyet-i ilahiye izhar edilmiştir. Rahman’ın sınırsız hazineleri ve mutlak zenginliği, mütenevvi güzellikler ile tezahür ettirilmiştir.

Varlık tabakaları sureten ayrı ayrı şekillendirilmiş, siretleri ile de farklı oldukları gözlere gösterilmiştir. İlahi isimlerin tenevvüü, nev’lerin tehalüfüne, yani mahiyetlerinin ve suretlerinin çeşitliliğine ve kesretine sebebiyet vermiştir.

İlm-i ilahiyedeki mevcudat harfler, kelimeler, ayetler ve manalar olarak isimlendirilmiştir. Harfler ile kelimeler istihsal edilmiş, kelimeler kulakta seslere, sesler ayetlere, ayetler dimağda manalara tahavvül etmiştir.

Bu itibarla tefekkürde genişliğe, marifet-i ilahiyede derinliğe sebebiyet veren kelime zenginliğini ehemmiyetli görmek gerekmektedir. Bu mananın önemine vâkıf olan ehl-i tefekkür, gayet geniş manaları uyduruk kelimelerin dar kalıpları ile ifade etmekten içtinap etmektedir.

İmana ve Kur’an’a dair derin hakikatleri uyduruk kelimeler ile ifade edilir zannetmek, sokak ağzıyla, hafif meşrep bir edayla dile getirmek, yüksek hakikatleri basit kelimelere sığdırmaya teşebbüs etmek cehalet, gaflet ve fikri atalet gibi esbabın varlığını göstermektedir.

İnsan fıtratının akıl cihazı ile beraber kalp, vicdan, sır, hafi ve ahfa gibi sayısız letaif ve hissiyat ile teçhiz edildiği bilinmektedir. Hissiyat-ı insaniyenin cezalet, halavet, selaset, fesahat, bedaat gibi belagatin envaına müştak ve müstaid bir mahiyette halkedildiği görülmektedir.

Binaenaleyh, böyle bir mahiyetin taleplerini ihmal eden, mananın kıymetini tenzil ile değersizleştiren teşebbüslere karşı olmayı insanın cami mahiyeti istemektedir.

Rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle “Kamus, namustur!” Kamusa, yani lügata uzanan eller namusa uzatılmış telakki edilmeli, Kur’ani mefhumlar ile takviye ve teyit edilmiş bir lisana tecavüz hükmünde görülmelidir.

Evet kelimeler, insanları hakikat sarayına taşıyan vasıtalar veya kemalat arşına çıkaran kanatlar olarak düşünülmelidir. Kağnı arabası gibi bir vasıtaya, yüz tonluk büyük bir yükü yükleme niyetinin hatalı olması gibi, sığ ve uyduruk kelimeler ile büyük manaları ifade gayretlerinin de abes ile iştigal olduğu görülmeli, kelime tercihinde azami dikkat edilmelidir.

İlahi emir ve nehiylere göre tespit edilmiş İslami bir medeniyeti inşa ve imar adına, bize ait kelimeleri içtimai hayata taşımak, yani Mehdiyetin “hayat” safhasına dair vazifelerin ehemmiyetini anlamak, Risale-i Nura talebe olanlar açısından azim bir mesuliyet olarak görülmektedir. Nurlu külliyatta geçen şu ifade bu manayı teyit etmektedir:

“Türk lisanının sadmeler geçirmesine bakılırsa, “Risale-i Nur, Türkçe'de, lisan üzerinde de imam olacağına; yani yarın hâlis Türkçe olan Risale-i Nur'un kesb-i imtiyaz edip diğerlerini terk edeceklerine dair işaret-i Kur'aniyedendir demiş olsam hata etmemiş olurum zannederim.”[1]

Evet Evet! Köklü inancımız ve örfi kabullerimiz ile şekillenmiş, Arabi ve Farisi lisanlardan dilimize geçmiş, zihnimize yerleşmiş kelime ve mefhûmları ihtivâ eden, tağyiri kabil görülmeyen bir lisanın kıymetini görememek, kelime zenginliğinin ehemmiyetini idrak edememek, efkâr ve hissiyatça fakirleşmek, ifade nimetinin derinliğinden mahrumiyet manalarına gelmektedir.

Elhasıl; lisan, ferdlerin ve cemiyetlerin duygu ve düşünce birliğini temine vesile olduğu gibi, dini ve milli beraberliğe de hizmet etmekte, aidiyet ve mensubiyet şuurunu tezyide ve tekmile kuvvet vermektedir. Arabi ve Farisi dillerden lügatimize geçip Türkçeleşmiş kelimeleri tasfiyeye kalkışmak, mideye girmiş, hazmedilmiş, hücrelere inkılap etmiş taamı kusmaya çalışmak gibi abesle iştigal manalarına gelmektedir.

Kelime zenginliği kadar tefekkür ufkunun sınırlarında dolaşır, manada derinliğe ulaşırız. Mana deryasında tarifsiz hakikatler ile tanışır, içimize sığmaz taşarız. Kelimelerde zenginlik, fikirlerde derinlik yoksa bağırırız, yine de sözlerimizi kalplere duyuramayız.

Kitabı sahifelerde, sahifeleri cümlelerde, cümleleri kelimelerde, kelimeleri harflerde cem eden, kül’lün özelliklerini cüz'e derceden, cüz'ü külle numune olarak gösteren Allah'ın şanı ne yücedir...

[1] Emirdağ Lahikası-1, 99

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.