Ah şu dindarlar

Ahmet TAŞGETİREN

Müjde bir çocuğumuz daha oldu!

Dindarların Kürtler'in derdine sahip çıkmadığı anlaşıldı. 

Bunu dindar bir arkadaşımız keşfetti.

Zaten dindarların Ermeniler'e, Rumlar'a sahip çıkmadığını da bilmekteydik.

Dindarlar solculara da sahip çıkmamışlardı.

Dindar Hanefiler dindar Şafiiler'e de sahip çıkmamışlardı. Dindar Türkler dindar Kürtler'e de sahip çıkmamışlardı.

Dindarlar Necip Fazıl'a da Said-i Nursi'ye de sahip çıkmamışlardı.

Dindarlar, İskilipli Atıf Hoca'ya da sahip çıkmamışlardı.

Dindarlar, Es'ad Erbili'ye de onunla ilişkili görüp Menemen'de darağacında sallandırılanlara da sahip çıkmamışlardı.

Yani dindarlar kendi kendilerine bile sahip çıkmamışlardı.

Dindarlar neden sahip çıkmadılar.

Çünkü devlettiler!!!

Devlet olarak Türk, Sünni ve Hanefi olmaları, bütün bu alanların acısına göz yummalarına yetti.

Türk, Sünni ve Hanefi devlet, Türk, Sünni ve Hanefi olanlara da cevretti, kimse sesini çıkaramadı.

Peki kendi kendilerine neden sahip çıkamadılar?

Çünkü devlet onlarındı, ama devleti de onlar adına dindar olmayan başkaları yönetmekteydi!

Aman Allah'ım ne karmaşık işler.

Dindarlar, başörtülü çocuklarını okutamadılar.

Dindarlar partilerini kapatmaktan kurtaramadılar.

"Dindar bir Başbakan", dindar, Türk, Sünni ve Hanefi devlet tarafından, bir 28 Şubat operasyonu ile devrildi.

Dindarların çok istediği İmam Hatip Okulları, hep üvey evlat muamelesi gördü. Çocukları yıllarca katsayı zulmü altında inledi.

En son yüzde 47 ile destekledikleri parti, kapatılmanın kıyısından döndü, laiklik diye bir şey, başlarının üzerindeki kılıç oldu, onun sallanmasını önleyemediler.

Ah şu dindarlar.

Bir gün neredeyse memleketin sokaklarının bile kamusal alan olup, kendi görünürlüklerine engel olmasına mani olamayacaklardı.

Türk, Sünni ve Hanefi devlet!

Nasıl bir şey bu?

Hem de jakobencesine, yani sapına kadar laik!

Kim bu dindarlar?

Kim bu Kürtler?

Kim bu Sünni, Hanefi, Türk devlet?

Var mı böyle efradını cami, ağyarını mani "Dindar" kitle, Kürt kitlesi, Hanefi, Sünni ve Türk kitlesi? Var mı?

Sevgili kardeşim Cemal Uşşak var mı?

Anlıyorum sizi...

Biraz empati iyi geliyor hepimize. İçimizi rahatlatıyor.

Ama onu yapalım derken işleri de bir hayli karıştırıyoruz.

Kimse dindarlar için, Hanefi, Sünni ve Türkler için empati yapmaz hale geliyor.

"Zalim" damgası alınıp sırtımıza vuruluyor, en azından "zalimlere ses çıkarmama" damgası...

Dindarlar bu mu?

Ya da siz bu musunuz?

Necip Fazıl merhumunun bir sözü vardır:

- Bu memlekette komünisti de dövecek olsalar, üstüne Müslüman'ı yatırır öyle döverler, derdi.

Yani Türkiye'de dayağı önce Müslüman yer. Çünkü Türkiye teslim alınmış bir ülkedir ve onun teslim alınmasının temel şartı, bu ülkenin ana insan unsurunu derdest etmektir.

Empati iyi gelir, anlıyorum.

Ama gerçeğin tespiti daha iyi gelir.

Türkiye'de yanlış giden bir şeyler olduğu doğru. Bana göre bunun adı kurulu düzendir ya da sistem. Onun herkesi ezdiğini, ezerken de dün, bugün, yarın, araç olarak insanları kullandığını, kullanılan insanlar arasında sağcı, solcu, dindar, dinsiz, Türk, Kürt, Müslim gayrimüslim herkesin bulunduğunu, sonuçta insanların mevki, makam, statü, emir-komuta adına yanlışların içine yuvarlandığını, mesela Kürt Şeyh Said'e, Kürt bacanağının tuzak kurduğunu ve askerlere teslim ettiğini, "tevbe etmek" ise, herkesin tevbeye ihtiyacı olduğunu ama herkesin üzerine, bu sistemi restore etme görevi düştüğünü unutmamak lazım.

Yani işin gerçeği, dindarlar, devleti ve sistemi de kontrol edemediler ve onu hep başka birileri kullandığı için, kendileri de acılar yaşamaktan kurtulamadılar. Ne garip!

Bugün

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.