Adam olma gayreti

Himmet UÇ

Mimar Sinan, orduda inşaat işlerine bakarmış, seferlerde köprüler yaparmış, gittiği her ülkede binaların mimari yapılarını merak edermiş. Atina’da gördüğü kiliselerin taşlarına dikkat edermiş. İnsan doğarken büyük doğar ya, herhalde öyle. Victor Hugo 16 yaşında orta okul öğrencisi. “Bir hafta sonra bir roman ile geleceğim” demiş ve yazmış getirmiş.

1822’de bir sabah 18. Lui’nin kitapçısı vitrinde Hugo’nun bir şiir kitabını görmüş. Kral büyük şiir meraklısı olduğundan, yazarın kötü kağıda ama kendi adına bastırığı kitabı almış. Kitabın üzerinde yılanlarla dolu bir vazo var. “Fena basılmış dedi” Kral kitabı okuttu sonra kendi okudu. Bir şiiri “kendi için yazılmış” dedi çok beğendi. İhtiyar kral şaire hemen kendi kesesinden bir franklık bir yıllık bağladı.

Ben de 30 kitap yazdım, Anadolu’yu dolaştım, biyografiler yazdım. Tecer ile ilgili olana 25 yıl çalıştım. Prof. İnci Hanım çalışmayı gördü. “Daha iyi düzenleyip iyi bir yerde bastırabilirsin” dedi. Mehmet Celal’in 3 bin sahifeyi aşkın hikaye ve romanlarını Osmanlıcadan okudum bir kitap yazdım. Adamı diriltmek gibi bir şey. SDÜ’de adamlar bırak kitabı bir gün cesedimi sürükleyip çıkaracaklar. İç işleri bakanı ile YÖK başkanı Ceren Damar olayı üzerine protokol imzalamışlar. Üniversite demek çete demek, çetenin bile kuralları vardır, kuvvet dengeleri. Siz üniversiteye akademik gelenek, din, iman, insaf sokamazsınız, bir ticari şirket gibi çalışır. Bir imza atmak için ellerinden gelen hileyi yapar. Sonra altı kişi alacakken otuz kişi alırlar. Denetim ahirette. Bir bölüm başkanı var 10 yaşında çocuğa yapamayacağı hakareti size yapıyor. Dekana gitsen o da hakaret ediyor. Ben geldikten sonra bölümde hoca kalmamış, hepsi fetöcü. Benim yaptığım bir şey yok, zaten onlar çete imiş sonra gitmişler geri kalanlar onlardan on misli fazla çete. Sayın bakan sayın başkan bu yazı bir imdad sayılır, inşallah duyarsınız. Ben öldükten sonra duysanız ne yazar. 30 kitap yazmış bir nadide adam, dört tane sadece doktorası olan profesör forslu adam seni koyar mı, yaşatır mı?

Sadede gelelim. Hugo 7 yaşından beri şiirler yazar. Namık Kemal “Hugo olmasaydı ben olmazdım” diyor. Ölürken Sefillerin Fransızcası yatağın baş ucundadır. Hugo dünyayı etkilemiş. Tolstoy’dan Ruso’ya kadar daha neler neler. Bütün Tanzimat edebiyatımız daha sonrası da onun silik kopyaları ile dolu. Andre Bellesort’un Fransa’da yazılmış bir tercümesini batı edebiyatı diye çocuklara verdim. Bir büyük adam nasıl yetişir, çünkü en büyük eksiğimiz çocuklara ideal insanlar gösterememek. Kitabı fotokopi ettirdim, dağıttım, sonra paralarını topladım, verdiğimi de alamadım ama niyetim büyük adam hasreti, bir kişi de olsa kendini farketse yeter.

Bediüzzaman bir büyük adam. Nerde Hugo nerde başkaları… Ona benzemeye çalışan kaç tane insan var. Sadece kendine bakmayıp yukarı bakan insanlar. İspanyolca öğrenmiş, Latinceyi küçük yaşta öğrenmiş. Daha çocuk yaşta “Ya Chaeubrilland (şatobiryan) olurum ya da hiç” demiş. Türklerle ilgili yazıları moda haline sokmuştur. Şatobiryan İspanyol Arap romanını canlandırmıştır. İçine kapanıp dünyaya açılmayan bir kafa bir şey yapmaz. Ağaç alttan toprağı emer. Havadan başka mineraller sonra meyveyi gösterir. Bediüzzaman kaderin sevkiyle Hugo da isteyerek Avrupa’yı dolaşmış. Bazı insanlar kendini yetiştirmeyi dert etmeli, hanımın peşine takılıp edavat-ı aliye ile uğraşmanın yanında.

Hugo, “Bir alem taşıyorum sırtımda“ diyor. Felsefi değil mi? Durmadan hücuma uğramış, alaya alınmış ama yılmamış onları demir döğen demirciye benzetmiş. Muhayyilesi tabiatı şekillendiren ortaçağı insanlarının muhayyilesine benzer. Bediüzzaman da aynı değil mi? İkisi de tabiat seyircisi ve dönüştürücüsü. Neler okumuş neler işte ondan sonra Hugo olmuş. Bediüzzaman neler okumamış ki onun okuduklarının başı sonu yok, o yüzden Bediüzzaman olmuş. Tiyatroyu bir düşünce tiyatrosu olarak görür. Ayet’ül Kübra bir tanrısal tiyatro değil mi? Ya Münacaat, kainatı okuyan tek kişilik bir monolog-ı felsefi.

Hugo, her zaman Allah’ın kendine yardım edeceğine, kendisinden yana olduğundan emindir. Cumhuriyet yanlısı olduğu için ülkesinden 22 yıl ayrı yaşadı, döndüğünde halk Paris’te sokaklara döküldü. Hugo “bu kadar yıl çektiğimi Parisliler bana beş dakikada unutturdu”  dedi. “Çok yaşa Hugo” diye alkışlandı.

Allah’a inancı sonsuzdu, her yerde Allah’ın varlığını duyardı. Bir gün papazların özel elbiselerle ilahiler söylediğini görür hemen o da bir elbise giyer onlarla ilahiler söyler. Kim Allah’a samimi bağlı ise böyle dünyayı etkiler. Duy, İşit Himmet! Sefiller romanı toplumun reddettiği bir insanı abide bir insan haline getirir. O demek ister ki işte din budur, en terkedilmişi bile uyarır, toplumu kurtarır hale getirir. Allah her topluma hakikati bir şekilde ulaştırmış, işte Allah bu değil mi? Biz ise hakikat yalnız bizde başkaları fosa diye mi düşünüyoruz.

Bediüzzaman’ın hayatı var, biyografisi ama onu eserlerinden onların ruh yapılarından anlatan bir entelektüel, hayati, derinlikli bir kültürel biyografi yok. Batıda ne kadar çok bir bilsen. Zvayk Balzac’ın biyografisini yazmış ona 25 yıl çalışmış. Allah’ım o ne gayret, ben böyle bir biyografiyi düşünüyorum ama bir çiçekle bahar olmaz. Pencereler risalesinde tabiatı, insanı seyreden “senürihim ayatuna el afaku vel enfüs” dıştan içten gözlemlerden oluşuyor. Onu aylardır bir tasnife tabi tutayım dedim. Ondördüncüde takıldım kaldım, bir insan bu kadar gözlemi nasıl bir araya getirir, akıl işi değil, bu nasıl müşahade ve gözlem?

Sözün girişinde alemden Allah’a açılan pencerelere “hadsiz pencereler“ der Bediüzzaman. Beşeri dinler ve deforme olmuş ilahi dinler, bu pencerelerden habersiz. Bediüzzaman kilitli ve klasik bakış açılarına mahkum dünyayı, alemleri bu pencereler ile genişletir. İnsanlara, inananlara pencereler açar. Pencere rahatlatmak demek başka dünyaya açılmak demek. Bediüzzaman girişte önce binanın inşasını sona pencere zaruretini anlatmış sonra… Saymam, yetmedi isimleri belli ama müşabihleri nihayetsiz pencere… O bir pencere üstadı, ruhları dar binalardan kurtaran müferrih bir ruh analisti.

Şimdi pencerelerin kaynağını anlatır. Ne kadar Kur’an ile mukaddes kitabımız ile meşbu bir insan.

“Bütün geçmiş pencereler Kur’an denizinden bazı katreler olduğunu düşün, sonra Kur’an  ‘da ne kadar abı hayat hükmünde olan envar-ı tevhid var olduğunu kıyas edebilirsin. Fakat bütün o pencerelerin menbaı ve madeni ve aslı olan Kur’an’a gayet mücmel bir surette gayet basit bir tarzda bakılsa dahi yine gayet parlak nurani bir pencere-i camiadır.”

Sonra şu cümleye bak: “Şu otuz üç pencereli olan otuzüçüncü mektup imanı olmayanı inşallah imana getirir. İmanı zaif olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavi ve taklidi olanın imanını tahkiki yapar, imanı tahkiki olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemalat-ı hakikiyenin medarı esası olan Marifettullah (Allah’ı bilmek) da terakkiyat verir, daha nurani daha parlak manzaraları açar.”

En büyük üsdad metinler değil mi?

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.