Risale-i Nur’dan etkilenmek başka, nur talebesi olmak başka.
Fethullah Gülen ile Risale-i Nur arasındaki ilişkinin mahiyeti uzun yıllardır tartışılıyor. Gülen’in Risale-i Nur’u tanıdığı, eserlerden etkilendiği ve Nur Talebeleriyle temaslarda bulunduğu biliniyor. Her ne kadar bu teması kıskançlık damarı ile Risale-i Nur, ya da yaygın bilinen tarifle Nurcuların aleyhine kullanmaya çalışan kötü niyetli şahıslar oldu ise de, takke düşmüş, kel görünmüş, herkes saçının rengini, ya da attığı iftiranın sonucunu görmüştür.
Fakat burada birbirinden ayrılması gereken iki mesele vardır:
Risale-i Nur’dan etkilenmek başka, Risale-i Nur Talebesi olmak başka. Bediüzzaman Said Nursî’nin ilk talebelerinden Hulusi Yahyagil ile Fethullah Gülen arasında gerçekleştiği anlatılan bir görüşmeye dair, yıllar önce hadiseye bizzat şahit olduğunu söyleyen Şerif Bayram’dan dinlediğim bir hatıra, tam da bu ayrım üzerinde düşünmemize vesile olacak mahiyettedir. Şerif Bayram bugün hayatta değildir. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, bana naklettiği hadise ve özellikle Hulusi Yahyagil’e ait olduğunu söylediği bir cümle hafızamda kaldı. Bu hatıranın kaybolup gitmemesi için kayda geçirmek istiyorum.
Şerif Bayram’ın bana anlattığına göre hadise, 1970’li yılların başlarında Elazığ’da geçiyor. O sırada Şerif Bayram, Hulusi Yahyagil’in yanında bulunuyor. Şerif Bayram’ın damadı da Hulusi Ağabey’in şoförlüğünü yapıyor. Bir gün telefon geliyor. Elazığ otogarına iki hocanın geldiği haber veriliyor. Şerif Bayram’ın damadı onları karşılamaya gidiyor ve iki misafiri alarak Hulusi Yahyagil’in bulunduğu yere getiriyor. Gelenlerden biri Fethullah Gülen’dir. Yanındaki kişinin kim olduğunu Şerif Bayram bana söylemedi. Fethullah Gülen ve beraberindeki kişi bahçeye girerek Hulusi Yahyagil’in yanına geliyorlar. Şerif Bayram’ın bana tasvir ettiği şekliyle Hulusi Ağabey oturmaktadır. Elini yumruk şeklinde çenesinin altına koymuş, bastonuna dayanmıştır. Misafirler Hulusi Ağabey’in elini öpmek isterler. Fakat Hulusi Yahyagil elini uzatmaz ve uzaktan: “Hoş geldiniz kardeşim” der. Kısa bir hâl-hatır konuşması yapılır. Bir müddet sonra Hulusi Ağabey, “Lokum getirin” der. Lokum getirilir ve misafirlere ikram edilir. Ardından Hulusi Yahyagil, “Sefa geldiniz kardeşim” der.
Şerif Bayram bu kısmı anlatırken, bizim Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı ortamlarda bu tarz bir ifadenin görüşmenin tamamlandığını ve misafirin artık ayrılabileceğini ifade eden bir nezaket sözü olarak da anlaşıldığını özellikle belirtmişti. Fethullah Gülen ve beraberindeki kişi de bunun üzerine kalkarak ayrılıyorlar. Şerif Bayram’ın anlattığı hatıranın en önemli kısmı ise bundan sonra geliyor. Misafirler ayrıldıktan sonra Hulusi Yahyagil yanında bulunanlara dönüyor. Fethullah Gülen’i kastederek şöyle diyor: "Bu zat Risale-i Nur’un kapısının önünden geçti. Kapıyı çaldı, ama içeri girmedi." Buradan sonra hadiseye olan şahitlik bitiyor ve benim yorumum başlıyor.
Bu ayrımı özellikle belirtmek isterim. Hulusi Yahyagil’e atfedilen bu sözde üç aşamalı, son derece dikkat çekici bir ifade vardır: Kapının önünden geçmek, kapıyı çalmak, fakat içeri girmemek. Bunu bir mecaz olarak okuduğumuzda, “kapının önünden geçmek” Risale-i Nur’u tanımaya; “kapıyı çalmak” eserlerle ve Nur Talebeleriyle daha yakın bir temasa; “içeri girmemek” ise Risale-i Nur’un talebelik ve hizmet çizgisinin bütünüyle içerisinde yer almamaya işaret ediyor şeklinde yorumlanabilir. Elbette bu, sözün benim tarafımdan yapılan yorumudur.
Burada önemli olan ayrım şudur: Bir eserden etkilenmek ile o eserin temsil ettiği hizmet metoduna bütünüyle dahil olmak aynı şey değildir. Fethullah Gülen’in Risale-i Nur’dan etkilenmiş olmasıyla, daha sonra onun etrafında meydana gelen hareketin Risale-i Nur hizmetiyle aynı olup olmadığı birbirinden ayrı meselelerdir. Risale-i Nur hizmetinde iman hizmeti, eser merkezlilik, şahs-ı manevî ve meşveret kavramları merkezi bir yere sahiptir. Bediüzzaman’ın vefatından sonra bütün Nur Talebelerini yöneten tek bir şahsî halef ortaya çıkmamıştır. Zaman içerisinde farklı Nur çevreleri oluşmuş olsa da Risale-i Nur ortak referans noktası olmayı sürdürmüştür. Fethullah Gülen’in etrafında oluşan hareket ise zamanla kendisine mahsus bir eğitim, liderlik ve teşkilatlanma modeli geliştirmiştir. Bu sebeple bazı kavramlarda veya hizmet biçimlerinde görülen benzerlikler, iki hareketin aynı olduğu anlamına gelmez. Hulusi Yahyagil’e atfedilen o kısa cümlenin üzerinde durulması gereken tarafı da belki tam burasıdır: Temas vardır, fakat aynılaşma yoktur. Burada tarih karşısında bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Ben Fethullah Gülen ile Hulusi Yahyagil arasındaki bu görüşmeye bizzat şahit olmadım. Hadiseyi, o görüşme sırasında Hulusi Yahyagil’in yanında bulunduğunu söyleyen Şerif Bayram’dan bizzat dinledim. Şerif Bayram bugün hayatta değil. Elimde bu görüşmeye ilişkin bir ses kaydı veya yazılı belge de bulunmuyor. Bu sebeple anlattıklarımı kesin bir tarihî kayıt olarak değil, olaya şahit olduğunu söyleyen bir kişinin bana aktardığı sözlü tarihi tanıklığı olarak kayda geçiriyorum. Bunun özellikle belirtilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarihe karşı yapılması gereken; bildiğimizi bildiğimiz kadar söylemek, bilmediğimizi tamamlamaya çalışmamak, tanıklığı tanıklık olarak, yorumu da yorum olarak aktarmaktır.
Bu yazıyla Fethullah Gülen ve onun etrafında oluşan hareket hakkındaki büyük tartışmanın tamamına hüküm vermek istemiyorum. Benim yapmak istediğim daha sınırlı fakat önemli gördüğüm bir şeydir: yıllar önce Şerif Bayram’dan bizzat dinlediğim bir hatırayı, onu dinleyenlerden biri olarak kaybolup gitmeden tarihe not düşmek. Belki ileride başka tanıklar, hatıralar, mektuplar veya kayıtlar ortaya çıkar. O zaman bu hadisenin tarihi ve bağlamı daha kesin biçimde ortaya konulabilir. Fakat bugün bu tanıklığın önümüze bıraktığı sade fakat ağır bir soru vardır: Risale-i Nur’un kapısını çalmakla, o kapıdan içeri girmek arasında nasıl bir fark vardır? Belki de Şerif Bayram’ın Hulusi Yahyagil’den naklettiği o kısa cümle, bu mesele üzerinde yeniden düşünmek için yeterince güçlüdür: “Bu zat Risale-i Nur’un kapısının önünden geçti. Kapıyı çaldı, ama içeri girmedi.”
"Bugün gelinen noktada, yaşananlar bana gösterdi ki, Risale-i Nur'a temas etmekle onun hizmet çizgisinde yürümek aynı şey değilmiş. Benim için bu hatıra, zaman içinde ortaya çıkan ayrışmayı anlamaya yardımcı olan bir işaret olarak zihnimde yer etti."
Saadet ve muhabbetle kalınız.