Akıl ve Kalp İttihadında Bütüncül Bir Medeniyet Projeksiyonunun Eğitim Sacayağı: Medresetüzzehra Üniversitesi-2
5. MEDRESETÜZZEHRA PROJESİNE İLİŞKİN SORU(N)LAR VE CEVAP ARAYIŞLARI
5.1. Türkiye’nin Mevcut Sosyoekonomik ve Hukuki Koşullarında En İdeal Model Hangisidir?
Devlet üniversitesi yapısı, mevcut hiyerarşik ve ideolojik bagajları nedeniyle Medresetüzzehra’nın “hürriyetçi” ruhunu taşımakta zorlanırken; standart vakıf üniversiteleri ise “ticarileşme” riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle “Sivil-Özerk Vakıf Modeli” en ideal model olacaktır.
Akademik Özerklik ve Müfredat Hürriyeti
Türkiye’de devlet üniversiteleri, 2547 sayılı YÖK Kanunu ve merkezi yönetim sistemine sıkı sıkıya bağlıdır. Medresetüzzehra’nın temel taşı olan “din ve fen ilimlerinin mezci” (interdisipliner entegrasyon), mevcut devlet üniversitesi bürokrasisinde “teolojik müdahale” veya “pozitivist direnç” engellerine takılabilir. Medresetüzzehra, “tematik bir araştırma üniversitesi” statüsünde kurgulanarak, klasik ilahiyat ile modern sosyal/fen bilimlerini birleştiren özgün bir sistemle kurulabilir.
Sosyopolitik Gerçeklik
Türkiye’de “Devlet” kavramı, tarihsel olarak belli bir ideolojik kimlikle özdeşleşmiştir. Medresetüzzehra’nın bir devlet projesi olarak sunulması, toplumun seküler kesimlerinde “eğitimin dinselleşmesi” endişesini, dindar kesimlerinde ise “din ilimlerinin devlet eliyle tırpanlanması” korkusunu tetikleyebilir. Sivil bir vakıf üniversitesi, devletin “resmi ideoloji dayatması”ndan uzak durabilir.
5.2. Mevcut Ekonomik Koşullarda Bir Vakıf Üniversitesi Finansal Sürdürülebilirliğini Nasıl Sağlayabilir?
Bediüzzaman’ın vizyonunda vakıf, toplumsal bir kaynaktır. Mevcut ekonomik koşullarda üniversite, sadece nakit bağış beklemek yerine “aktif varlık yönetimi” yapmalıdır.
Üniversiteye bağışlanan arazilerin âtıl kalması yerine; bu arazilerde katma değerli tarım (organik tarım, tıbbi bitkiler) yapılması veya teknopark gibi ticari alanlara dönüştürülmesi sürdürülebilir bir akar sağlayacaktır. Üniversite bünyesinde, kurumun “insan kaynağı”nı kullanan (yazılım, çeviri, danışmanlık vb. birimleri) iktisadi işletmeler kurulmalıdır.
Uluslararası Öğrenciler ve Küresel Eğitim İhracatı
İslam dünyasından gelecek nitelikli öğrenciler için niş bir veya birkaç eğitim programı (örneğin: İslam Hukuku ve Modern Hukuk Sentezi) sunulması, döviz bazlı gelir kalemlerini arttırabilir. Fiziki sınırları aşarak küresel çapta sertifika ve yüksek lisans programları sunmak, maliyetleri minimize ederken geliri maksimize edebilir.
Sosyoekonomik Hibrit Model: “Zekât ve Burs Havuzu”
Mevcut ekonomik zorluklarda dar gelirli zeki/çalışkan öğrencileri kaybetmemek için, geleneksel İslam iktisadı araçları kurumsallaştırılmalıdır. Bu bağlamda şirketlerin veya şahısların zekâtlarını/sadakalarını doğrudan “öğrenci burs fonu”na aktarabileceği, şeffaf ve denetlenebilir bir sistem kurulmalıdır.
5.3. Mevcut Hukuki Koşullarda Zekât Fonu Nasıl Oluşturulabilir?
Türkiye’nin mevcut hukuki mevzuatı (Medeni Kanun, Vakıflar Kanunu ve Vergi Usul Kanunu) çerçevesinde “zekât” olgusu doğrudan yasal bir terim olarak yer almasa da, bu fonun “Şartlı Bağış” ve “Amaca Özgülenmiş Fon” mekanizmalarıyla kurulması ve işletilmesi hukuken mümkündür.
Borçlar Kanunu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü mevzuatına göre, bağışçılar bağış yaparken paranın nerede ve nasıl kullanılacağına dair bir “şart” koyabilirler. Bağışçılar, “Bu bağış sadece ihtiyaç sahibi öğrencilerin eğitim masrafları (burs) ve iaşesi için kullanılmak üzere zekât niyetiyle verilmiştir” şerhini düşebilirler.
Zekât yoluyla gerçekleşecek finansman, on binlerce küçük bağışçının katkısıyla oluşacaktır. Her bölgeden ve kesimden insanın “burada benim de bir tuğlam var” diyebildiği bir eğitim kurumu bu sayede hayata geçebilir. Şirketler, zekâtlarını hem dini bir vecibe hem de yasal bir sosyal sorumluluk projesi olarak bu fona aktararak finansal sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilirler. Vakıf yönetimi, bu parayı personel maaşı, inşaat veya genel idari giderler için kullanamaz. Kullanması durumunda bağışın rücuu (iadesi) veya yöneticilerin hukuki sorumluluğu doğar.
Vakıf üniversitesi “Kamu Yararına Vakıf” veya “Vergi Muafiyeti Tanınan Vakıf” statüsündeyse, zekât veren kurumlar için bu durum bir vergi avantajına dönüşebilir. Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi Kanunları uyarınca, bu tür vakıflara yapılan bağışların bir kısmı vergi matrahından düşülebilmektedir.
5.4. Bu Proje Son Dönemde Başlatılan “Terörsüz Türkiye” Çalışmalarına Nasıl Bir Katkıda Bulunabilir?
Bediüzzaman Said Nursi’nin Medresetüzzehra projesi, doğası gereği sadece bir eğitim reformu değil, aynı zamanda bir “Toplumsal Barış ve Entegrasyon Projesi”dir. Son dönemde Türkiye’nin gündeminde olan “Terörsüz Türkiye” vizyonuna bu projenin sunacağı katkı; güvenlikçi yaklaşımların ötesinde, meseleyi sosyolojik, kültürel ve zihniyet düzeyinde kökten çözecek bir “yumuşak güç” (soft power) hamlesi olacaktır.
Etnik Aidiyetten “Ortak Değerler” Zeminine Geçiş
Terörün temel dayanaklarından biri olan etnik ayrışma, Medresetüzzehra’nın çok dilli ve kapsayıcı modeliyle aşılabilir.
Kürtçe, Türkçe ve Arapça Sentezi
Bediüzzaman’ın bu dilleri bir arada kullanma teklifi, yerel aidiyetleri inkâr etmeden, onları İslam kardeşliği ve ortak vatan mefkûresiyle üst bir kimlikte buluşturur. Bu model, bölge insanına “Devlet benim dilimi ve kültürümü eğitimin merkezine alıyor” dedirterek, devlet ile millet arasındaki duygusal kopuşu (aidiyet krizini) tamir edebilir.
Kardeşlik Hukuku
Kurumda eğitim görecek Türk-Kürt-Arap vb. farklı milliyetlerden gençlerin ortak müfredat ve ortak yaşam alanı paylaşması, “ötekileştirme”yi ortadan kaldırarak toplumsal barışı tabandan inşa edebilir.
Jeopolitik Tahkimat: Bölgesel “Barış Adası”
“Terörsüz Türkiye” vizyonu, sadece sınırlar içinde değil, komşu coğrafyalarla (Irak, Suriye, İran) olan ilişkilerle de ilgilidir. Medresetüzzehra; Erbil, Bağdat, Şam ve Tahran’dan öğrenci kabul eden uluslararası bir üniversite olduğunda, Türkiye bölgenin “entelektüel merkez”i haline gelir. Bu durum, sınır ötesindeki terör bataklıklarını kurutacak kültürel bir etki (soft power) yaratır. Bölge halkları, Türkiye’yi “çatışma ihraç eden” değil, “ilim ve barış ihraç eden” bir merkez olarak görür.
Bölgesel Barışın Entelektüel Üssü
Medresetüzzehra’nın uluslararası statüde olması (Bağdat, Erbil ve Şam’dan öğrenci çekmesi), Türkiye’yi bölgenin “akıl hocası” konumuna yükseltir. Sınır ötesindeki gençler Türkiye’de aldıkları bu barışçıl eğitimle ülkelerine döndüklerinde, Türkiye’nin sınır güvenliğini askeri tedbirlerden daha güçlü bir “kültürel bariyer” ile korumuş olurlar. Türkiye, sınırlarında sadece askeri karakollarla değil, Medresetüzzehra gibi “İlim ve Barış Karakolları” ile de korunmuş olur.
“Huzur Kampüsleri”
Terörden temizlenen kritik bölgelerde Medresetüzzehra’nın ruhuna uygun “Huzur ve İlim Kampüsleri” kurulmalıdır. Bu kampüsler sadece bir okul değil; içinde kütüphane, atölye, medrese ve teknoloji merkezinin bulunduğu entegre yapılardır. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin modern teknolojiyle birleştiği, bölge halkına “burası bize ait” dedirten sıcak bir kampüs tasarımı ile gündüz üniversite eğitimi, akşam ise yerel halka ve gençlere yönelik “Değerler ve Meslek Eğitimi” verilen yaşayan kampüsler oluşturulabilir.
Ekonomik Entegrasyon (GAP ile Uyum)
Kampüs bünyesindeki “Ziraat ve Hayvancılık Enstitüleri”, GAP projesiyle entegre çalışarak bölge gencine kendi toprağında yüksek gelirli modern çiftçilik veya hayvancılık yapma imkânı sunabilir.
Terörden Arındırılan Gençler İçin “İkinci Şans” Programları
Pilot uygulamalar kapsamında, terörün kıyısından dönmüş veya bu yapılar tarafından mağdur edilmiş gençler için özel “Akademik Rehabilitasyon Programları” uygulanabilir. Bu kapsamda Risale-i Nur’daki “Şefkat” ve “Hakikat” dersleri ile bu gençlerin zihinsel travmaları tedavi edilirken, aynı zamanda yazılım, tasarım veya teknik branşlarda meslek sahibi olmaları sağlanabilir.