Akıl ve Kalp İttihadında Bütüncül Bir Medeniyet Projeksiyonunun Eğitim Sacayağı: Medresetüzzehra Üniversitesi-4
5.8. Sürecin Herhangi Bir Aşamasında Devlet veya Uluslararası Egemen Güçler Projeyi Kendi Amaçları Doğrultusunda İdeolojik Bir Aygıta Dönüştürebilir mi?
Tarih, başlangıçta devrimci ve sivil olan pek çok hareketin, kurumsallaştığı anda devletlerin veya küresel güçlerin elinde Althusserci tabirle bir “ideolojik aygıt”a dönüştüğü bir mezarlıktır.
Sivil Finansman (Ekonomik Bağımsızlık)
Bir kurumun ideolojik olarak ele geçirilmesinin ilk adımı, finansal bağımlılığıdır. “Parayı veren düdüğü çalar” ilkesi gereği, tamamen devlet bütçesine veya uluslararası hibelere dayanan bir Medresetüzzehra, onların memuru olmaktan kurtulamaz. Bediüzzaman’ın “istiğna” prensibi, kurumun finansmanını on binlerce/yüz binlerce küçük bağışçıya (halkın zekât ve sadakalarına) yaymayı öngörür. Finansman “tabana” yayıldığında, hiçbir güç (ister devlet ister küresel sermaye) kurumu tek başına rehin alamaz.
Epistemolojik Barikat
Devletler, eğitimi genellikle “itaatkâr vatandaş” üretmek için kullanır. Uluslararası güçler ise “uyumlu tüketici” veya “sadık müttefik” peşindedir. Medresetüzzehra’nın müfredatı ise “taklid”i değil “tahkik”i esas alır. Sorgulayan, eşyanın hakikatini bizzat fen bilimleriyle ispat ederek kabul eden bir öğrenci, ideolojik bir slogan makinesine dönüştürülemez.
Dürüst olmak gerekirse; beşerî planda böyle bir ihtimalin tahakkuk etmemesinin mutlak bir garanti yoktur. Ancak Medresetüzzehra’nın bir “aygıta” dönüşmesi durumunda, o artık “Medresetüzzehra” olmaktan çıkar; sadece o ismi kullanan ruhsuz bir binalar topluluğuna dönüşecektir. Batının veya Doğunun egemen güçleri, Medresetüzzehra’yı “radikalizmi bitiren bir araç” olarak desteklemek isteyebilir. Burada takip edilmesi gereken denge şudur: Onların “araçsal” amacı ile projenin “hakiki” amacı çakışabilir. Önemli olan, projenin bu desteği alırken kendi ontolojik bağımsızlığını koruyabilmesidir.
5.9. Risale-i Nur Külliyatı Medresetüzzehra Müfredatının Neresinde ve Nasıl Yer Alacaktır?
Risale-i Nur Külliyatı, Medresetüzzehra müfredatında bir “ilahiyat metni” veya “tefsir dersi” olarak değil; bütün bir bilimsel eğitimin üzerine inşa edildiği “epistemolojik omurga” ve “zihniyet haritası” olarak konumlandırılmalıdır.
Risale-i Nur’un müfredattaki en kritik görevi, modern bilimin sunduğu verileri anlamlandırma biçimidir. Risale-i Nur, müfredatın içine serpiştirilmiş bir “ispat metodolojisi” olmalıdır. Öğrenciye, Batı felsefesinin tıkandığı varoluşsal sorulara (Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?) rasyonel ve tatminkâr cevaplar sunan sahih bir kılavuz fonksiyonunu icra edecektir.
Kavramsal Derinlik
Risale-i Nur; Türkçe, Arapça ve Farsça kavramların modern bir dille yeniden harmanlandığı muazzam bir lügat zenginliğine sahiptir. Müfredatta Risale-i Nur metinleri; kavramsal düşünme, soyutlama yeteneği ve belağat eğitimi için ana metinler arasında yer almalıdır. Öğrenciler bu metinler aracılığıyla kadim İslam düşüncesiyle modern dünya arasında bir “terminoloji köprüsü” kuracaktır.
5.10. Medresetüzzehra Projesi Ülke ve Bölge Koşulları, Hukuki Mevzuat ile Ekonomik Sürdürülebilirlik Boyutları Açısından Gerçekleştirilebilir Bir Proje midir?
Medresetüzzehra projesi, alışılagelmiş bir “üniversite açma” faaliyetinden çok, Türkiye’nin son 150 yıllık modernleşme sancılarına ve Doğu-Batı çatışmasına kökten bir “paradigma müdahalesi”ni amaçlamaktadır.
Hukuki Mevzuat: Engel mi, Esneklik mi?
Türkiye, “Özel Statülü Devlet Üniversiteleri” (Türk-Alman Üniversitesi, Türk-Japon Üniversitesi vb.) modelini zaten uyguluyor. Bu üniversiteler kendi özel kanunlarıyla kuruluyor ve YÖK’ün pek çok kuralından muaf tutuluyorlar. Medresetüzzehra da bir “Uluslararası Üniversite” özel kanunuyla hayata geçebilir.
Bölge Koşulları: Risk mi, Fırsat mı, Gereklilik mi?
“Bölge karışık, terör var, güvenlik sorunu var” demek, projeyi durdurmak için bir sebep gibi görünse de aslında projenin “neden şimdi” yapılması gerektiğinin cevabıdır. Tarihte büyük üniversiteler hep kriz ve çatışma dönemlerinin bağrında doğmuştur. Bölgedeki güvenlikçi politikalar artık doygunluğa ulaşmıştır; şimdi “sosyolojik ve zihinsel” bir hamleye ihtiyaç vardır. Devletin de son dönemdeki “terörsüz Türkiye” arayışları, bu tür bir “yumuşak güç” projesini artık bir tercih değil, bir beka zorunluluğu haline getirmektedir.
Sonuç
Siyasi riskler, Türkiye gibi dinamik ülkelerde her projenin “yumuşak karnıdır.” Binayı yaparsınız, kadroyu kurarsınız ama bir sabah bir kararname ya da yargı kararıyla kurumun kapısına kilit vurulabilir veya yönetimi tamamen değiştirilerek “ideolojik bir kayyum” eliyle aslından saptırılabilir. Ancak Medresetüzzehra gibi projeler “normal zamanların” değil, “büyük krizlerin” ürünüdür.
Bediüzzaman Medresetüzzehra projesini rical-i devlete sunduğunda Balkan Savaşları kapıdaydı, meclis kapalıydı ve ekonomi bitik bir vaziyetteydi. O, bu projeyi bir “lüks” olarak değil, “dağılmakta olan bir imparatorluğu ve sarsılan bir imanı kurtaracak son kale” olarak görüyordu. Bugünün sosyoekonomik ve siyasi şartlarında bu “son kale”nin inşası her zamankinden daha kolay ve daha elzemdir. Vesselam.