Abdullah Yeğin Ağabeyin ardından

Ömer ÇELEBİ

Göç ve terk-i diyar ettiler.

Birer birer…

Hazan ve hüzün yılıydı sanki.

Nurun büyük kumandanları vazifesini bitirdikten sonra ebedi âlemin yolunu tuttular.

“Bitti. Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durduramazlar, sevkiyat var” der gibi…

“Zahmet bitti, biz rahata gidiyoruz. Üstadımıza, Resulullah’a kavuşuyoruz…”

Mustafa Sungur ağabeyle başladı bu ‘geçici’ ayrılık furyası.

Sungur Ağabey vefat ettiğinde hastaneye koşmuştum, sonra Bediî’ye; sabahlara kadar… O anları asla unutamıyorum.

Bediüzzaman Hazretlerini gören, ondan ders alan, ona talebe olan birisinin ayrılışına ilk kez şahid oluyordum.

Muhteşem ve muazzam bir kalabalık vardı Fatih’te, Fatih Camisi’nde.

Sonra Abdulkadir Badıllı Ağabey…

Bediüzzaman Hazretleri’nin tabiriyle; ‘Kürdoğlu’ydu.

Cesurdu, yiğitti…

Sonra Salih Özcan ağabey, Ahmet Aytimur Ağabey…

Hepsi anlaşmıştı kendi aralarında sanki. Birer birer zahmeti terk edip, rahmete gidiyordu.

Sonra Erzurum’dan bir ses yankılandı: ‘Mehmed Kırkıncı Hocaefendi rahmete, mağfirete kavuştu’ diye.

Aman Allah’ım! Ard arda… Sevkiyat var, kabir kapısı hep açık, hiç kapanmıyor, kapattırılmıyor.

Bitmedi.

Ertesi gün… Evet evet, ertesi gün Ankara’dan başkentten bir haber daha geldi.

Risale-i Nur’un Tillolu kahramanlarından Said Özdemir Ağabey de bu yolculuğun biletini almıştı.

Ölüm şerbetini o da içmişti, içmesi gerekiyordu.

İki hafta evvelinde merhume eşini yolcu etmişti, sonra kendisi…

Kırkıncı Hocaefendi’nin sevenleri ve talebeleri daha Erzurum’dayken Ankara’ya doğru yola koyuldular.

Ecel bu… Cellad gibi başımızda duruyor.  Vazifesini ifa eden, vakti gelen gidiyor.

Ya kurtuluyor ya da ebedi zindanlarda ebediyen zir û zeber oluyor.

Bu ağabeylerin hepsi Nur hizmetinin birer kolonu, birer harcıdır.

Emek ve gayretin mümessili, kahramanlık abideleridir.

Allah hepsinden ebediyen razı olsun.

Daha bu muvakkat firaklara alışadurmuşken bu sefer bayramın 3. günü bir haber geldi.

Hüzünlü bir haberdi.
Ama Allah (cc) buyuruyor ya!

“Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da O yarattı.” (*)

Evet… Bu bir yarış, kutlu bir yarış…

Hangimiz daha güzel yapacak, hangimiz Cennet’i hak edecek ve kurtulacak?

Hayattan sonra ölüm…

İşte öyle kahramanlar var ki; Cenneti hak etmek için yaşamıyorlar.

Bir katre de olsa Allah razı olsun, kâfi ve vafi diyen kahramanlar var aramızda.

İşte o kahramanlardan, iman ve Kuran fedaisi bir yiğidi daha yolcu ettik.

Abdullah Yeğin Ağabey

Kastamonu’nda ‘Allah’tan bahsetmiyorlar’ diye muallimleri Bediüzzaman’a şikâyet eden bir Nur kahramanıydı.

Lisedeyken başladı bu büyük davası.

Ve 94 sene sonra vazifesini hakkıyla ifa etti ve göç etti.

Yeğin Ağabey hepimizden daha iyi biliyordu ki; ‘Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekandır, bir tahvîl-i vücûddur, hayat-ı bakıyeye bir dâvettir’ (**)

Yine binlerce seveni, talebesi ve dava arkadaşı yalnız bırakmadı Fatih’te, Fatih Camisi’nde.

Abdullah Yeğin Ağabey’in ardından saflar daha da sıkıştırılacak, iman kurtarma aşkı daha da kuvvetlenecek.

Bölünüp, parçalanma olmayacak.

Kıyamete kadar.

Mahşer meydanında buluşana kadar.

Resululullah (asm) ile Üstad ile buluşana kadar.

Aksi halde diğer ağabeyleri üzdüğümüz gibi Abdullah Yeğin Ağabeyi de üzeriz.

Abdullah Yeğin Ağabeyin ardından belki o ciddi ve vakur duruşlu bir kahramanı bulamayacağız ama binlerce gayretli ve hamiyetperver talebesi yetişiyor.

Belki Türkiye’ye sonra da Âlem-i İslam’a sulh ve selameti getirecek kahramanlar…

Haydi bakalım.

Çay koyun baştan başlıyoruz.

(*) Kuran-ı Kerim; Mülk Suresi, 2

(**) Mektubat

 

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.