Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan Abdülmecid Nursi’nin1 oğlu Suad Ünlükul’un Bediüzzaman Said Nursi’yi ziyareti ve Abdülmecid Nursi’nin Bediüzzaman Said Nursi ile son görüşmelerini anlatmaya çalışacağız inşaallah
Bediüzzaman Hazretleri, kardeşi Abdülmecid Nursi’nin çocuklarını merak eder, hasret duyar, onları tanıyıp yanına gelenlere onların durumunu sorardı. Bediüzzaman’ın yeğenlerini sorduğu kişilerden biri de Vanlı Kamil Acar Ağabeydir. Kamil Ağabey 1952’de Üstadı ziyaret eder, ziyaretin Suad Ünlükul’a dair kısmını şöyle anlatır: “O havalideki Nur Talebeleriyle muhabere edeceksin. Bana ara sıra mektup yazacaksın. Talebelerle sık sık görüşeceksin. Benimle görüştüğünü de kimseye söylemeyeceksin. Ben Şark’ı çok seviyorum. Şark’a İnşaallah geleceğim' dedi. Ben de, 'İnşaallah bekleriz Üstadım' dedim ve ilâve olarak 'Suad'ın da selâmı var' dedim. Suad, Üstadın kardeşi Abdülmecid Ağabeyin oğlu idi. Van'da askerdi. Gelirken onu da görmüştüm. 'Amcamın elini öperim, selâm söyle' demişti. Üstad, 'Maşaallah, demek sen Suad'ı da gördün, ben daha görmemişim' dedi. Elini öpüp, dua istedim, ayrıldım. Birinci görüşmem böyle oldu.”2
Suad Ünlükul’un, amcası Bediüzzaman Hazretlerini ziyaretini Necmeddin Şahiner şöyle anlatır:
"GEL SUAD, ÜSTAD SENİ BEKLİYOR"
Suad Ünlükul, amcasını hayatta iken bir defa görmüş. Bir ömür, hasretlik, gurbetlik ateşiyle geçmiş. 1959 senesinde artık bu hasrete dayanamıyor. Babasından izin alıyor. "Gideceğim baba, amcama, Seyda'ya" diyor. Artık bu son isteği reddetmiyor rahmetli babası, "Peki git" diyor. Bundan sonrasını kendisinden dinleyelim: "Emirdağ'a inince, rastladığım bir kahveci garsonuna sordum: "Bediüzzaman nerede oturuyor?' "Garsonun tarifiyle az sonra Seyda'nın kapısının önündeydim. Seyda'nın eşiğine bile ulaşmak artık benim için saadetlerin en büyüğüydü. "Kapıya Tahiri Ağabey (Mutlu) çıktı. 'Gel Suad' diye çağırdılar. İçeride beni karşılayan Zübeyir Ağabey (Gündüzalp), 'Gel Suad, Üstad seni bekliyor, dün mü çıktın yola?' dedi. "Sanki tepemden bir kazan sıcak su dökülmüş sandım. Benim geldiğimi, geleceğimi nasıl işitmişti? "Üstadın haberi var mı geleceğimden?' dedim. "Zübeyir Ağabey, 'Üstad geleceğini bize söylemişti' dedi. İçeri girdim, çok heyecanlanmıştım. Eline kapandım.
"HUZURDAYIM"
"İçeride küçük bir soba yanıyordu. Elimi bırakmıyor, hafif hafif elime vuruyordu. "İmtihanlara girmiş ve kazanmıştım, polis olmak arzu ediyordum. Seyda'yı ziyaretimde bu arzumdan bahsettim, fikrini öğrenmek istedim. Seyda bana şu cevabı verdi: "Bizden de bir polis olsun.' "Amca sizin fikrinizi almaya geldim, dedim. Şayet âmir olmazsam ayrılacağım, âmir olmak arzu ediyordum. "Üstad cevaben: 'Yok!... Yok!... Ayrılma. Âmir olursan da üzülme, olmazsan da üzülme! Şayet âmir olursan tevkif edilebilirsin. Ama üzülme!'
"Az sonra yemek geldi. Sefer tasında bir yumurta kırılmıştı. Ayrıca çorba ikram ettiler. Ben heyecan içinde, ne yediğimin de farkında değildim zaten. "Bu görüşmenin hazzı ile kuşlar gibi uçuyordum. Arabayı hazırlattı. Ceylan Çalışkan kullanıyordu. Zübeyir, Sungur ve kendisiyle beraber arabaya bindik. "Yol kavşağına kadar beni yolcu ettiler. Sungur'la ben idik. Ankara'da bazı işlerim vardı. Üstad, 'İşlerini Sungur yapar, sana yardım eder' dedi.
"ÜSTADIN HANGİ SÖYLEDİĞİ ÇIKMADI Kİ?"
"Seyda ile görüşmemizin üzerinden yıllar geçti. "1971 hâdiselerinde, anarşistleri topluyorduk. Eskişehir'de vazife yapıyordum. Bir savcı ile takıştık. Neticede soluğu hapishanede aldık. Üç ay içeride kaldık." Suad Ünlükul'a sordum: "Amcanızla görüştükten sonra, tevkiften bahsetmelerini nasıl karşıladınız, böyle bir şey bekliyor muydunuz?" Cevap verdi: "Seyda söylesin de, o çıkmasın. Hiç mümkün mü? Şaşar mı hiç? Üstadın hangi söylediği çıkmadı ki?"
Konuşmalarımız bitmemişti, ama akşamın gurubuyla garip olmuştu. Suad Ünlükul, bizi kat'iyyen bırakmak istemiyordu. Evinde misafir etmek arzu ediyordu. Oğlu Seyda'ya talimat bile vermişti. Şerefli ailenin asaleti, genç Seyda'nın güzel yüzünde de görünüyordu. Pervane gibi dönüyordu etrafımızda. Şarkın altın kalpli ailesine akşam yemeğinde misafir olduk. O anda, o vakitte, sanki Üstadın misafiriydik. Sanki Seyda'nın davetlisiydik.”3
(Suad Ünlükul ve eşi Şükran Ünlükul)
Suad Ünlükul ağabeyin, Bediüzzaman Hazretlerini ziyaretini ve yaşadıklarını, ailenin bunu nasıl karşıladığını değerli eşi Şükran Ünlükul ablamız şöyle anlatıyor: “Eşim Suad Ünlükul kayınpederime, ısrarla amcası Bediüzzaman’a gitmek isteğini söylüyordu. Aldığı cevap ise hep aynıydı: “Bak oğlum görüşmeye gidersen seni memuriyetten alırlar. Biliyorsun Seyda’nın akrabalarına memuriyet yasağı koydular. Beni bile memuriyetten aldılar. Bir de sen amir olmak istiyorsun. Bırak sen amir olmayı, memuriyetini bile yakarlar.”
Buna rağmen Suad Bey, şefkat abidesi babasına hissettirmeden Konya’dan Emirdağ’a gitti. Emirdağ meydanında isimlerini şu an hatırlayamadığım Üstad’ın hizmetinde olan iki kişi Suad Beyi karşılamışlar; “Suad Bey hoş geldiniz, Üstad sizi bekliyor” diyorlar. Eşim şaşırıyor, “Ama amcam benim geleceğimi bilmiyordu, nasıl olur?” diyor. “Üstadımız seni almak için bizi yolladı" diyorlar. Bu sözler kendisini daha da şaşırtarak heyecanla yola koyuluyorlar. Üstad’ın kaldığı eve geldiklerinde heyecanı doruk noktasına erişen eşim Suad Bey bunları bana anlatırken bile sanki o anı yaşıyordu.
Eşim o andaki gibi eli ayağı titreyerek gözlerinden süzülen yaşlarla anlatmaya devam etti: “Elim ayağım titriyordu, amcamı görecektim. Bütün zorluklara rağmen amcamın kapısındaydım. Kapıyı çaldım ve içeri girdim. Bir anda gördüğüm manzara beni çok etkilemişti. Orta büyüklükte bir oda, yerde ince bir kilim, ayaklarınızı bile uzatamayacağınız kadar küçük boyda bir yatak ve onun üzerinde oturan amcam. Beni görür görmez ‘Suad’ım’ diye daha elini öpmeme fırsat vermeden boynuma sarıldı ve başladı ağlamaya. ‘Beni akrabalarıma hasret bıraktılar’ dedi ve çok ama çok ağladı. İçimizdeki o hasretle birbirimize sarılıyor ve beraber ağlıyorduk. O anda içimizde kopan fırtınaları anlatmak o kadar zor ki…”
Böyle diyordu eşim. Zaten bunu söylemesine gerek yoktu. Anlatırken her hali bunu ispatlıyordu. Üstad’ın canından bir parça gibi gördüğü -eşimin kardeşleri olan- Fuat ve Nihat ağabeylerle ve kız kardeşi Hanım’la ilgili Risale-i Nur’daki ifadeleri, eşimin anlattığı bu tablo ile birleştirilip Üstadımızı göz önüne getirip canlandırdığımızda elbette insanın içi burkuluyor.
Üstad’ın üzülmesine dayanamayan Suad Bey “Ne olur amca sen biraz yat, ben bir abdest alayım” diye bir bahane bularak, Üstad’ın bir müddet dinlenmesi için onu yalnız bırakıp odadan çıkıyor. Bakıyor ki Üstad’ın hizmetinde bulunan kardeşler yemek yiyorlar. Bu yemek yeme hadisesini de bize şöyle anlatmıştı Suad Bey: “Kardeşler oturmuş bir şeyler yiyorlardı. Beni görünce ‘Gel Suad sen de buyur’ dediler. Tabakta dört beş tane yumurta ile çılbır yapmışlar. Zaten kalabalıklar. Bir an oturmakta tereddüt ettim. Asıl maksadım amcamın biraz dinlenmesini beklemekti zaten. Bu yemek onlara bile yetmez diye düşünürken kendimi sofrada buldum. Herkes öyle iştahla yiyordu ki ben de onlara katıldım. Maşallah o yemeği hiç unutamam. Yedikçe bereketleniyor, sanki artıyordu. Hepimiz yedik, doyduk…
“Seyda’nın yanından ayrılma vakti gelmişti. Seyda benim zorluklarımı biliyor gibiydi. ‘Suad’ım senin tayının çok az’ dedi ve cebinden kesesini çıkardı dört tane sarı yirmi beş kuruş saydı, ‘Suad bu senin harçlığın, tayının’ dedi. Dört adet yirmi beş kuruşu bana verdi. Sonra ‘Suad’ım sen burada fazla kalma, buraya gelirler seni de yakalarlar, ekmeğinden olma. Hemen seni götürsünler, otobüse bindirsinler. Abdülmecid'e de selam söyle. Öp benim yerime, onu çok özledim’ dedi. Bir daha görüp göremeyeceğimi bilemediğim amcamın yanından, onu görmenin sevinciyle ve ayrılığın verdiği hüzünle ayrılıp Konya’ya geldim.”
BEN AMCAMDAN GELİYORUM
Tebessümle eve gelen Suad Bey’in sevinci sanki gözlerinden okunuyordu. Hemen kayınpederimin yanına gitti. “Baba ben nereden geliyorum biliyor musun, ben amcamdan geliyorum, sana çok çok selam söyledi ve seni öpmemi söyledi” deyince biz de heyecanla dinlemeye başladık. Kayınpederim de çok şaşırmıştı. “Sahi Suad nasıl gittin? Seni yakalamadılar mı? Yanına kimseyi yanaştırmıyorlardı nasıl gittin? Neler konuştunuz?” diye soruları sıralamaya başladı. Biz de, az önce eşimden size aktardığım Üstad’la konuşmalarını heyecanla dinledik. Üstad’ın verdiği o dört tane sarı yirmi beş kuruş, Üstad’ın para kesesi, mührü ve Enver Paşa’nın verdiği madalya oğlum Seyda’da duruyor.”4
ÜSTAD KONYA'YA KARDEŞİNDEN HELALLİK ALMAYA GELDİ
Abdülmecid Nursi Ağabeyin gelini ve Suad Ünlükul’un eşi Şükran Ünlükul ablamız Üstadın evlerini ziyaretini ve yaşanan acıklı ve zorlu durumları şöyle anlatıyor:
1960 senesinde bir gün kapı çaldı. Koşarak aşağıya indim. Kapıyı açar açmaz askerden ve polisten oluşan bir duvarla karşılaştım. Hemen kapıyı kapatıp babamın yanına koştum, “Baba aşağıda kapının önünde polisler, askerler dolu, çok kalabalıklar, bir şeyler oluyor” dedim. Babam o yaşlı haliyle yavaş yavaş aşağıya indi. Biz de Rabia Anne, Saadet ve ben arkasından takip ettik. Babam dışarıya çıkınca “Üstad gelmiş! Seyda gelmiş!” dedi. Biz babamın arkasından o kalabalığın arasından Üstadı görmeye çalıştık. O arada Üstad’ın şoförü Hüsnü Bayram arabayı kapıya yanaştırmaya çalışıyordu. Polisler ve askerler ise sanki etten bir duvar gibi arabanın kapının önünde durmasını engellemeye çalışıyorlardı. O arbedenin içinde babam Üstad’ın yanına zor zahmet ulaşmıştı. Babam arabanın içindeki ağabeyi Bediüzzaman’la konuşmaya çalışırken bir yandan polisler arabayı ittiriyorlar, evin önünden uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir taraftan da babamı uzaklaştırmak istiyorlardı. Bir müddet sonra araba hareket etti.
Üstad’ın arabası evin önünden uzaklaşırken eşim Suad Bey’in kız kardeşi Saadet “Ben amcamı göremedim, bana göstermediler” diye başladı ağlamaya. Biz bir yandan Saadet’i susturmaya çalışıyor, bir yandan da Üstad’a bakıyorduk ki giden araba birden durdu ve geri gelmeye başladı. Hepimiz şaşırmıştık. Araba o kalabalığı yararak tekrar kapının önüne yanaşmıştı. Bunu gören Saadet, o kalabalığın arasından geçerek, arabanın açık olan penceresinden içeriye balıklama Üstad’ın üzerine atladı. Üstad sanki Saadet’in ağlamasını duymuş gibi arabanın geri gelmesini söylemiş ve kardeşi ile kucaklaşarak gideremediği hasretini, kardeşinin kızı Saadet’le gidermişti. Polislerin müdahalesi ile Saadet araçtan indirildi, araç tekrar hareket ederek evin önünden ayrıldı.
Biz de Üstad’ı bu şekilde yakından görmüş olduk. O parmaklarını görseniz, sülün gibiydi o parmakları…
ABDÜLMECİD HAKKINI HELAL ET, BİZİ BİRBİRİMİZE HASRET BIRAKTILAR
Bizim sadece seyredebildiğimiz, kalabalıktan ve izdihamdan duyamadığımız o anları babam şöyle anlattı bize: “Seyda helallik almak için gelmiş. Bana dedi ki; ‘Abdülmecid hakkını helal et, bizi birbirimize hasret bıraktılar, senden helallik almak için geldim. Sen üzülme, az kaldı, yedi sene sonra beraber olacağız, sen geleceksin’ dedi.” Babam bunları bize sanki hala Üstad’ın yanındaymış gibi, onun ellerini tutmanın sevinci ve heyecanı ile gözlerinden süzülen yaşlarla anlattı. Babam çok üzülmüştü, çok ağladı. O kadar çok ağladı ki, aynı Üstad’ın dediği gibi “Bizi birbirimize hasret bıraktılar” dedi.”5
Ağrı eski Müftüsü Abdulbâri Polat da Bedîüzzamân Hazretleri’nin bir Konya ziyâreti esnasında Mevlânâ Camii’ni ziyâretinde “Abdülmecid (Ünlükul) Efendi’nin anlattığı” hâtırasını naklediyor: “Bir gün Üstâd Konya’ya gelmişti. Mevlânâ Camii’ne gelince bana, ‘Abdülmecid öyle acıkmışım ki... Ben ziyâretten çıkıncaya kadar bir çorba getirir misin?’ dedi. Hemen eve gittim. Hazır bulunan bir tas mercimek çorbasını alıp getirdim. Mevlânâ Camii’nin kapısında kendisine ikram ettim. Çorbayı içtikten sonra yeleğinin cebinden iki kuruş çıkarıp bana uzattı. Ben, ‘Çorbayı para mukabili olarak mı getirdim?’ deyince bana şöyle dedi: “Abdülmecid al hakkını, bu senin hakkındır. Benim ihlâsımı bozma!”6
“KONYA'YA GİDİŞİ”
Üstad’ın Konya seyahatleriyle ilgili olarak Abdülkadir Badıllı Ağabey de şunları yazmıştır:
Hazret-i Üstad maddî sebep olarak, Ankara Nur talebelerinin da’vetleri üzerine Ankara'ya kadar gitme hadisesinden sonra, Konya'daki Nur talebeleri de Hazret-i Üstad'ı ısrarla Konya'ya davet ettiler. Bu davete Hazret-i Üstad 19 Aralık 1959 günü Emirdağ'dan Konya'ya gitmekle icabet etti. Konya halkı ve Nur talebelerinden müteşekkil büyük bir kalabalık Üstad'ı Konya girişinde karşıladılar. Günlerden pazar olduğu için, Mevlânâ'nın türbesi kapalı bulunmaktaydı. Fakat Hazret-i Üstad onu ziyaret etmek istedi. Hususî şekildeki rica ve girişim üzerine, müze müdürü türbeyi açtırdı. Üstad Mevlânâ Hazretlerinin türbesine ziyarete gitti. Dış kapısından itibaren ayakkabısını hürmet ve ta’zim ifadesi olarak çıkardı, yalın ayak içeri girdi. Ve o vaziyetiyle Mevlana’yı ziyaret etti, Fatiha okudu ve müzeyi gezdi. Fakat Üstad Mevlânâ'nın şimdiki vaziyetiyle türbesinin şeklini beğenmedi. İslâmî bir türbe niteliğinde bulmadı. Hatta bazı zatlardan duyduğum kadarıyla; -Hâşâ Mevlânâ'nın değil- türbeyi mevcud hale getirenlerin hareketlerine canı sıkıldı ve "Bunlar burayı bir nevi puthaneye çevirmişlerdir" dedi.
Üstad türbeyi gezerken, takibe gelen bir grup polis de etrafında dolaşıyordu. Üstad polislerin başındaki yetkili şahsı çağırarak nasihat etti. Onları okşadı ve taltif etti. Ve "Siz maddî asayiş işini, biz de manevî asayişi muhafaza ediyoruz. Sizi kendimize arkadaş biliyoruz." mealinde polisleri okşamıştı.
TEKRAR KONYA'YA
Hazret-i Üstad 19 Aralık 1959 pazar günü Konya'yı ve Mevlânâ'yı ziyaret ettikten sonra, aynı gün Isparta'ya hareket etti. Konya hoşuna gittiği için mi, yoksa kardeşini iyice görüp konuşamadığı için mi bilemiyoruz. Bir gün sonra yani 20 Aralık 1959 günü Isparta’dan tekrar Konya’ya geldi. Isparta’dan geceleyin çıkmıştı. Sabah saat 4’te Konya'ya gelmiş ve küçük kardeşi Molla Abdülmecid'in evine inmiş, biraz görüşüp sabah namazını orada kıldıktan sonra Konya'dan ayrılmıştı. Fakat Konya’dan bu defa ayrılan Hazret-i Üstad'ın, geri Isparta'ya mı, yoksa Emirdağ'a mı gittiği hakkında bir bilgi elimizde mevcut değildir.”7
Eğitimci Yazar İbrahim Kaygusuz da Üstadın Konya ziyareti ile ilgili olarak şu bilgileri aktarıyor: “Konya Bediüzzaman’ın nazarında çok ehemmiyetli bir mekândır. Bunun birçok sebebi mevcuttur. Bediüzzaman bir mektubunda Konya’nın ilim yönünü nazara vererek, burayı “umum Anadolu’nun eskiden beri parlak ve faal bir medresesi” olarak vasıflandırır.
Bediüzzaman Hazretleri bu ehemmiyetten ötürü Konya’yı birkaç kez ziyaret etmiştir. 10 Aralık 1959 günü Emirdağ’dan Konya’ya gelen Bediüzzaman, büyük bir kalabalık tarafından karşılanır. Pazar günü Mevlana türbesini ziyaret eder, ama aynı gün Emirdağ’a dönmek zorunda kalır.
Bediüzzaman’ın bu Konya seyahati gazetelerin gözünden kaçmamıştı. 10 Aralık 1959 tarihli Akşam Gazetesi şöyle bir haber yapmıştı: “Emirdağ ilçesinde ikamet eden Bediüzzaman Said Nursi bugün şehrimize gelerek Mevlana türbesini ziyaret etti. Nursi’nin ziyareti bazı hadiselere sebep oldu. Said Nursi’nin saat 12’de Konya’ya geldiğini haber alan halk, müze önündeki meydanı erken saatlerde doldurmuş ve beklemeye başlamıştı.”
Konya Nur Hizmetkârlarından Hüsmen Duran bu durumu şu şekilde anlatır: Üstadımız bu gelişinde kiraya tuttuğumuz medresede kaldı. Said Gecegezen Ağabey, kiralık bir ev tutmuştu. Said Ağabey, evindeki güzel halıyı getirmiş bir de karyola almıştı. Evi güzelce tefriş ettik. Üstadımızın niyeti Konya’da biraz kalmaktı. Ama bazı sebeplerden dolayı birkaç saat kaldı, ikindi namazını kıldı ve ayrıldı.
Bediüzzaman, Isparta’ya döner. Bu arada Abdülmecid Efendi’nin çocukları, babasından amcasını sorarlar. Özellikle kız çocuğu Saadet, Abdülmecid Efendiye, “Hani amcam evimize gelecekti!” diye durmadan ağlayınca, şefkatin tesiri, Said Nursî’yi 24 saat sonra tekrar Konya’ya getirtir.
Konya’da Abdülmecid Efendi’de çok kısa zaman kalan Bediüzzaman, yeğenlerini manen taltif eder. 20 Aralık tarihli Cumhuriyet Gazetesi olayı şöyle haber yapmıştı: “Said Nursi’nin Konya Ziyaretleri: Yirmi yıldan beri Konya’ya uğramamış bulunan Bediüzzaman ismi ile tanınan Said-i Nursi, son yirmi gün içinde şehrimize üç defa gelmiştir.”8
Değerli dostlar! Abdülmecid Nursi ağabey ile ilgili bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler c. 3, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 246
3. A. g. e, sh. 355-357
4. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 6, sh. 144-145 (pdf)
5. A. g. e, sh. 146-148
6. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 4, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 230
7. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 3, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 1610
8. İbrahim Kaygusuz, Konya’nın Üç Hizmet Eri: Mustafa Demirci-Mazhar İyidöner-Ziya Nur Aksun, Risale Akademi, 25 Aralık 2013; https://risaleakademi.org/konyanin-uc-hizmet-mustafa-demirci-mazhar-iyidoner-ziya-nur-aksun--ps-123