Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan1 Abdülmecid Nursi’nin Ürgüp Müftülüğünden ayrılması ve Konya’ya taşınması, kızı Saadet’in Öğretmen Okulunu kazanması ve bitirmesi ile vatanı olan Van, Nurs’u ziyaret etmesi ve daha sonra Isparta’da Üstadı ziyaret etmesini anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Abdülmecid Efendi 1952’de müftülük görevinden alınır. Hulusi Bey, Abdülmecid’in bu haksız tasarrufa çok üzüldüğünü söyler. Bunun üzerine Üstad, “Seni tekaüde ben ayırdım” deyip 25 kuruş kendisine, 25 kuruş da eşi Rabia Hanım’a olmak üzere üç aylık maaşını peşin olarak gönderir.2
Abdülmecid Nursi görevden alındığı zaman Üstad ona Risale-i Nurların gelirinden tayinat bağlar. Bunu Üstadı ziyaret eden Vanlı Kamil Acar ağabeyin ifadelerinden anlıyoruz. Kamil Acar şunları söyler: “Üstadımız, Hüsnü Ağabeye, 'Hüsnü, sen Konya'da ve Diyarbakır'daki talebelerin, dörder aylık, çocuklarının tayinlerini 35 kuruştan hesap et. Kayalar'ın ve Abdülmecid'in çocuklarının dört aylık paraları ne tutuyorsa Kâmil'e verelim, götürsün, versin. Bir de üniversite talebelerinin Konferans kitabını da (o zaman daktilo ile yazılmıştı) Kâmil'e verelim. Götürsün, kardeşim Abdülmecid'e versin. Acele Arapçaya tercüme etsin, bize göndersin. Arabistan'a göndereceğim' dedi. Sonra da bana dönerek, 'Konya'da şehir içinde Abdülmecid'in koltuğuna sokulma. Çünkü o korkaktır. Evine git, gör. Bu paraları da ekmekten başka bir şeye vermesinler.' dedi.”3
Merhum Halil Uslu, bu hatırayı Kamil Acar ağabeyden aynı şekilde defalarca dinlediğini belirttikten sonra “Ne garip tecelli, ne türlü anlayıştır ki; Abdülmecid Efendinin vefatından sonra bu tayinat kesilmiştir. Bu hususu merhum annemiz Rabia Ünlükul ifade etmiştir” der.4
Üstad, Abdülmecid Nursi ve çocuklarına verdiği nafaka ile ilgili olarak, bir seferinde gönderdiği nafaka ile beraber şu mektubu yazmıştır: “Abdülmecid, haremi ve çocuklarına, ‘Bu para hem mübarek, hem Nurların meziyeti olduğu için nafakadan başka hiçbir şeye sarf edilmeyecektir. Bir senelik tayinat bedeli 35 TL gönderiyoruz. Aldığınızda belirtiniz.’ Said Nursi.”5
Abdülmecid Nursi, on iki yıl boyunca sürdürdüğü müftülük görevinden alınınca Ürgüp’ten ayrılmak istedi. Ancak, sevenleri bir süre daha yanlarında kalması için ısrar ettiler. Talebelerinin ve Ürgüplülerin ısrarı üzerine üç yıl daha burada kaldı. Gerek müftülüğü sırasında ve gerekse görevden alındıktan sonra iman hizmetini devam ettirdi. Çok sayıda talebe yetiştirdi.6
Abdülmecid Nursi ve ailesinin Konya’ya taşınmaları ile ilgili olarak eşi Rabia Ünlükul şu bilgileri verir: “Kızım Saadet’in hem isminin koyulmasında ve hem de öğretmen okuluna gitmesinde Hz. Üstadın fikrini kıldık. Saadet doğduğu zaman Hz. Üstad mektup ile ‘ismini Saide koyun’ demişti. Eşim Abdülmecid onu Saadet olarak değerlendirdi. Saadet liseyi bitirdikten sonra Hz. Üstada Ürgüp’ten mektup yazdık. ‘Kız Öğretmen Okuluna kaydını yaptırmak istiyoruz. Sizler ne emir buyurursunuz?’ diye. Gelen cevapta ‘kaydını yaptırın bizden de bir öğretmen bulunsun’ diye izin çıkınca Konya’ya gelerek kaydını yaptırdık. Böylelikle Ürgüp’ten evimizi Konya’ya getirdik.”7
Abdülmecid Nursi kızı Saadet’in kayıt meselesini Üstada sorduğu gibi mezuniyetinden sonra atanması konusunu da Üstada danışmıştır. Bunun için Isparta’ya Üstadı ziyarete gitmiş, ancak Üstad ile görüşememiştir. Konu ile ilgili olarak Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı şunları anlatmıştır: “Önce Saadet ablayla alakalı Hz. Üstadın duasını anlatayım. Sene 1958 diye hatırlıyorum. Yaz aylarından biri. Üstad Hazretleri Emirdağ’daydı. Ben evde nöbetçiyim, her gün öğleden sonra merhum Rüşdü Çakın ağabeyin dükkânına gider, Üstada gelen mektupları alır ve eve dönerdim. Yine böyle bir gün dükkâna gittim, orada Üstadın kardeşi Abdülmecid ağabeyi gördüm. İlk defa görüyorum, şaşırdım kaldım. Abdülmecid Ünlükul vücut yapısı itibarıyla sanki ağabeyi Bediüzzaman’ın ikiz kardeşi gibiydi. Onun Üstada gelmesinin çok özel bir sebebi vardı. Konya Kız Öğretmen Okulu’nu bitiren kızı Saadet’in Konya’ya tayin olması için ağabeyi Bediüzzaman’dan dua almak için gelmiş. Fakat Abdülmecid Ağabey, Hz. Üstadın Emirdağ’da olduğunu öğrenince, görüşemeden üzüntülü bir şekilde tekrar Konya’ya döndü. Konya’da ikamet ediyordu.
“Üstad Hazretleri iki gün sonra Emirdağ’dan geldi. Arabadan ayağını atar atmaz, “Keçeli! Sen benim kardeşimi niye misafir etmedin?” dedi. Üstad bunu nerden duydu hala bilmiyorum. Ben, “Üstadım! Abdülmecid ağabeyin kızı öğretmen okulunu bitirmiş, Konya’nın yakın bir yerine tayin olması için duanızı almaya gelmiş” dedim. Üstad hiçbir şey söylemeden, kendine has vakur adımlarla merdivenlerden çıktı ve odasına çekildi. Daha sonra ne mi oldu? Onu da anlatayım. Bu hadiseyi ben çoktan unutmuştum. Aradan 15 -20 gün geçti, Hz. Üstad kendisine gelen bir mektubu “oku” diye bana uzattı. Mektup Abdülmecid ağabeyden geliyordu. Abdülmecid Ağabey, Seyda dediği ağabeyi Said Nursi’ye teşekkürlerini bildiriyor, duaları bereketiyle kızının Konya’nın Sille beldesine tayin edildiğini yazıyordu. Sille Konya’ya sadece sekiz kilometre uzaklıktadır. İbrahim Kaynak Ağabey Saadet ablanın eşidir. Çok yerlerde Kaymakamlık ve Vali Yardımcılıkları yapmış çok nazik, çok değerli, çok kibar bir ağabeyimizdir. Evime teşrif ettiler. Gözlerim projektör gibi açıldı. “Saadet abla siz misiniz?” dedim. Hemen cebimden mendilimi çıkardım, sağ eline sardım ve doyasıya öpmeye başladım. Oysa o, bir Şafii idi, kolay kolay elini kimseye vermezdi. Benim bu halimi görünce o da şaşırıp kaldı. Sonra bu hatıramı anlattım. Saadet abla dedi ki: “Evet bunu biliyorum. Babamın Isparta’ya giderek benim için amcamın duasını almak istediğini biliyorum. Bundan önce de; liseyi bitirdim, babam benim hangi okula gitmemi Hz. Üstada sordu. Üstad, "Saadet öğretmen okuluna gitsin, öğretmen olsun’ demişti.”
“Abdülkadir Atik Bey, Konya’nın fedakâr nur talebelerinden biridir. Bir defasında üç aile olarak bir minibüsle Barla’ya gitmeye karar verdik. Önce Isparta’ya uğradık, Hz. Üstadın evini ziyaret ettik. Orada gözyaşlarımı tutamadım. Bu dersanenin her köşesinde ayrı hatıralarım vardı. Üstadın vefatından sonra ilk defa ziyaret ediyor ve yeğenini ona getiriyordum. Saadet Abla ilk defa geliyordu bu eve. Çok memnun oldu. Şunu da söyleyeyim; Saadet ablanın siması aynı amcası Bediüzzaman’ın siması gibidir. Saadet ablayı her gördüğümde Üstadı görmüş gibi oluyorum. Hz. Üstadı özlediğimde Saadet ablayı ziyaret ediyorum.”8
Rabia Hanım’ın ifadelerinden anlaşılacağı gibi Abdülmecid Nursi, 1955 yılında kızı Saadet’in Konya Kız Öğretmen Okuluna kaydolması dolayısıyla ve Hz. Mevlana’nın komşusu olmak arzusu ile Konya şehrine taşınır ve Bab-ı Aksaray Mahallesine yerleşir. Konya’ya yerleştikten kısa bir süre sonra kardeşi Mehmed Okur’un vefatı dolayısıyla memleketi olan Nurs’a bir yolculuk yapar. Abdülmecid Ağabey bu seyahatinde Diyarbakır-Silvan, Van, Gevaş, Müküs, Hizan vb. yerlere de uğrayarak hem dostlarını, hem de akrabalarını ziyaret eder.
Abdülmecid Nursi’nin amcazadelerinden olan İsmet Okur’un verdiği bilgiye Abdülmecid Ağabey 1948 yılında köyleri olan Nurs’a ziyarette bulunurlar. Kamil Okur da Abdülmecid Nursi’nin büyük harpten sonra Nurs’a iki kere geldiğini belirtir. Bu ziyaretlerden birinin tarihini 1955 olarak belirtirken, ilk gelişi hatırlamadığını belirtmektedir.9 Abdülmecid Nursi’nin 1948’deki Nurs seyahati konusunda maalesef İsmet Okur’un verdiği bu bilgiden başka bir bilgiye ulaşamadık.
Abdülmecid Nursi’nin Konya’ya taşındıktan kısa bir süre sonra Nurs’a seyahat ettiğini 1955 yılında Konya’dan gidip Isparta’da Üstadı ziyaret eden Ahmet Gümüş ağabeyin şu ifadelerinden anlıyoruz: “Üstad beni çağırdı. Üstadın yanına çıktım. Abdülmecid Efendi’yi sordu. Abdülmecid Efendi, Şark tarafına ziyarete gitmişti. Üstada Konya’daki Nur hizmetlerini anlattım. Ceylan Ağabey’le Çam Ağacı’ndaki Üstadın kulübesinden aşağıya indik. Ceylan Ağabey bana “Dur, sana çay ikram edeceğim” dedi. Ben oturdum. Çok az bir çay getirdi. Çay bardağının dört veya beşte biri kadardı. “Ağabey bu çay niye dolu?” diye latife ettim. “Kardeşim, ben size Üstadımın çayından verdim. O size Üstadımın ikramıdır” dedi.”10
Abdülmecid Nursi’nin 1955 teki Nurs ziyareti konusunda ise elimizde önemli sayılacak oranda bilgiler mevcuttur. Bu seyahate dair Kamil Okur şunları anlatmıştır: “Amcazâdem Abdülmecid Efendi büyük harpten sonra Nurs’a iki defa geldi. İlk gelişlerinin tarihini hatırlamıyorum. Yalnız ikinci gelişleri 1955 senesinde idi. Son gelişlerinde bir hafta kadar kaldılar. Bir nebze hasretimizi giderdik... Ve babaları Sofi Mirza Efendi’den kendi hissesine intikal eden bir tarlası vardı, onu da İhsan Özbey isminde bir köylümüze o günün parasıyla 900 liraya sattılar. Ve Nurs’tan ayrılırken çok ağlamıştık, sanki bir daha dönmeyecekmiş gibi; öyle de oldu...”
Bu ziyaretin diğer bir şahidi olan İsmet Okur ağabey de şunları anlatıyor: “Abdülmecid Nursî Efendi, muhaceretten sonra 1948 ve 1955 yıllarında olmak üzere köyümüze iki defa geldiler. Son gelişlerinde meşhur “Sofi Mirza’nın Ceviz Ağacı” altında bütün Nursluları toplayarak, onlarla uzun uzun sohbet etti. Bu sanki bir veda konuşması idi ve nitekim öyle oldu, bir daha görüşemedik. O sohbetten hatırımda şunlar kalmıştı: “Ey Nurslular! Ben sizleri çok iyi bilirim. Sizler yiğit ve çok kahramansınız. Cesur ve atılgansınız; fakat hiçbir zaman ince ve ayrı ipler gibi olmayın, çabuk koparsınız. Sizler daima birleşin, halat gibi olun, o zaman kopamazsınız.”
Abdülmecid Efendi Nurs’ta misafir bulunduğu sıralarda dahi boş durmuyordu. Bana ders veriyordu. Bir gün Amme cüz’ünden “İza Zulzileti’l ardu zilzaleha” sûresini hem okudu, hem de mânâsını anlattı. Sonra beni, babamdan yanına okutmak için istedi, fakat babam “Hasretine dayanamam” diyerek bırakmadı.”11
Abdülmecid Nursi’nin çocukluk ve Horhor Medresesindeki arkadaşlarından Abdülbaki Arvasi, son Nurs seyahati ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “1955 yılı yaz aylarında beraberce Silvan’a gittik. Oğlu Nihad orada polis idi. Kendileri Silvan’dan Van, Arvas, Müküs’e geçtiler ve oradan da Nurs’a, kardeşleri Molla Mehmed’in taziyesine gittiler. Böylece aynı zamanda sıla-i rahim de yapmış oldular.”12
Abdülmecid Nursi, son Nurs seyahatinde Nurs’un yanı sıra görüleceği gibi Silvan, Van, Gevaş, Müküs gibi yerleri de ziyaret edip eski dostlarıyla, arkadaşlarıyla hasret gidermiştir. Medrese arkadaşlarından Hüseyin Arvasi’nin oğlu ve 25 yıl Van Müftülüğü yapmış olan Mehmed Kasım Arvasi bu seyahat ile ilgili olarak şu bilgileri vermiştir:
“Hocam Abdülmecid Nursi Efendi, babam Hüseyin Arvasi’nin medrese arkadaşları idiler. 1955 senesinde büyük kardeşi Mehmed Okur’un vefatı münasebetiyle Van’a gelmişler. Avdetinden hemen sonra bizleri sorarak doğruca o zaman Gevaş kazasındaki köyümüze (Pogan) geldiler. Babamla tam 45 sene hiç görüşmemişlerdi. Babam Hüseyin Efendi onları görür görmez hemen koşup boynuna sarıldı ve hüngür hüngür ağlamaya başladılar. O manzarayı görmek lazımdı. Abdülmecid Efendi, babama hitaben ‘Hazretim beni nasıl tanıdınız?’ dediler. Babam da ‘karine ile tanıdım’ deyip şöyle devam ettiler: ‘Bir insan bir insana karşı muhabbetini kalbine nakşederse, unutması mümkün değildir. İşte ben yıllar boyu muhaceretin elim hasretiyle sizleri kalbime nakş etmiştim.’
Ve üç gün evimizde misafir kaldıktan sonra, babamın temin ettiği atlarla Nurs’a, Müküs nahiyesi üzerindeki yoldan gittiler. Dönüşlerinde yine bizde bir müddet misafir kaldılar. Her hallerinden edep ve terbiye fışkırıyordu. İlim ve irfan kaynağı bir zattı. Hasretini çektiğimiz, boşlukları doldurulamayan, müstesna, fazilet timsali idiler.”13
Talebelerinden İsmail Perihanoğlu da son Nurs seyahatini şöyle anlatır: “Uzun bir ayrılıktan sonra 1955’ de Van’a geldiler, ellerini tekrar öptük. Kalmalarını, ahir ömrünü buralarda geçirmelerini rica ettik, fakat kabul etmediler. Van’a kardeşi Mehmed Okur’un başsağlığı için gelmişlerdi ve birkaç gün misafirlikten sonra Müküs, Hizan ve Nurs’a doğru yola çıktılar. Kendisiyle son olarak 1957’ de Konya’da görüştüm, dualarını aldım.”14
Abdülmecid, on beş yıl Ürgüp’te kaldıktan sonra 1955 yılında Konya’ya gitti. Buraya gelmesinin sebeplerinden bir tanesi kızının Konya Kız Öğretmen Okuluna başlamasıdır. Buraya geldikten sonra büyük hasretini gidermek maksadıyla Isparta’ya giderek çok uzun zamandan beri ayrı düştüğü Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret edip, hasret giderdi. Bu ziyaret Bediüzzaman Hazretlerini de son derece sevindirdi.15
Abdülmecid Nursi, Nurs’tan döndükten kısa bir süre sonra 1956 yılında Isparta’ya gidip Üstadı ziyaret etmiştir. Bu ziyaret sırasında çok duygulu anlar yaşanmıştır. Üstad ziyaretten duyduğu sevinçten dolayı ağabeylere ziyafet vermiştir. Bu ziyareti Bayram Yüksel Ağabey şöyle anlatmıştır: “Abdülmecid Ünlükul Efendi 1956’da Isparta’ya geldiler. O zamanlar Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Isparta’da bulunuyordu. Birbirlerini görmeyeli tam 40 (1916-1956) yıl olmuş. Isparta’ya gelişlerinde bir hafta kaldılar. Bu gelişlerine Nur Üstadımız derecesiz sevindiler ve çok taaccüb ettiler. Mükerrer defalar ‘Sen hakikaten Abdülmecid misin? Sen hakikaten Abdülmecid misin?” diye iltifatlarda ve lâtîfelerde bulundular. Ziyaretlerine fevkalâde memnun kalan Üstadımız Hazretleri, âdetlerinin hilâflarına bütün ağabeyleri toplayarak büyük bir ziyafet verdiler. Hüsrev ve Tâhirî Ağabeyler, Süleyman Rüştü Çakın, Mustafa Ezener vesair ağabeyler hep iştirak etmişlerdi. Hattâ bizlere çok çeşitli yemekler yaptırdı ve bazılarını da dışarıdan getirtmişti.
Bizlerle beraber yemeğe iştirak eden Üstadımız, ‘Yâ Rabbîm! Cennet’te bizlere böyle beraberce yemek yemeyi nasip eyle!’ diye duâda bulundular. Üstadımız bir ara Abdülmecid Efendi’ye hitaben, ‘Konya’da benim yerime Hazret-i Mevlânâ’ya bir Yasin-i Şerif oku.’ dedi.” “Abdülmecid Efendi de ‘Seydâ, sen kendini, benim seni tanıdığım kadar tanımıyorsun.’ diye karşılık verdi.
“Üstadımız, Abdülmecid Efendi’den dâima ‘büyük bir âlim’ diye bahsederlerdi.”16
İhsan Atasoy da söz konusu ziyareti Bayram Yüksel ağabeyden naklen şöyle anlatır: “Üstad’ın yediği yemeğe baksak, hemen bırakır, bize verirdi. Onun için, yemeğini koyduk mu hemen dışarı çıkardık. Bir gün Abdülmecid Ağabey, Isparta’ya gelmişti. Üstad o kadar çok sevindi ki, eğiliyor, yandan dönüp dönüp yüzüne bakıyor: ‘Hakikaten sen Abdülmecid’sin!’ diye iltifat ediyordu. Üstad: ‘Hemen yemek yapın!’ dedi. Ziyafet verdi. Yemeğin bir kısmını biz yaptık, bir kısım yemekleri lokantadan getirttik. Büyük salona serdik. Bütün orada bulunan Hüsrev, Tahiri, Mustafa Ezener, Kâtip Osman Ağabeyler beraber yemek yedik. Üstad da başımızda bizi seyrediyordu. Sonunda: ’Ya Rabbi! Burada hepimizi topladığın gibi, ahirette de bizi bir araya getir ve orada da bize yedir!’ diye dua etti.”17
Değerli dostlar! Abdülmecid Nursi ağabey ile ilgili bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. İhsan Atasoy, Hulusi Yahyagil, Nesil Yayınları, İstanbul 2010, sh. 123
3. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 3, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 250-251
4. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 92
5. A. g. e, sh. 91
6. Risale-i Nurdan Portreler c. 1, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2008, sh. 106
7. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 91
8. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 7, Nesil Yayınları, İstanbul 2018, sh. 399-400
9. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 28
10. İhsan Atasoy, Ceylan Çalışkan, Nesil Yayınları, İstanbul 2008, sh. 302
11. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 28
12. A. g. e, sh. 30-31
13. A. g. e, sh. 33-34
14. A. g. e, sh. 36
15. Risale-i Nurdan Portreler c. 1, sh. 106
16. Halil Uslu, Abdülmecid Nursi, sh. 75-76
17. İhsan Atasoy, Bayram Yüksel ve Ali Uçar, Nesil Yayınları, İstanbul 2007, sh. 88