Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan1 Abdülmecid Nursi’nin Nevşehir’in Ürgüp ilçesindeki hayatını ve oğlu Fuad’ın vefatını anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Malatya’da Abdülmecid Nursi’nin en yakın arkadaşlarından olan Abdülkerim Gökçay’ın verdiği bilgilere göre Abdülmecid Nursi henüz Malatya’da iken görev almak için Diyanet İşleri Başkanlığı’na müracaat eder. Müracaatına olumlu cevap verilip Ürgüp’e müftü olarak tayin edilir. Hasan Çuhacı da 1940’ta Ürgüp’e müftü olarak tayin edildiği bilgisini vermektedir.2
Abdülmecid Nursi, Ürgüp’te 1940-1955 yılları arasında 15 yıl kalır.3 Ürgüp’te 12 yıl müftülük görevi ifa eden Abdülmecid Efendi, Şeyhül-İslam, Müftüler ve İbrahim Efendi Sokaklarının kesiştiği noktadaki 8 numaralı hanede ikamet etmiştir.4
Abdülmecid Nursi, Ürgüp’te müftülük görevi sırasında en çok Kur’an eğitimine ve Kur’an Kurslarının açılmasına büyük önem verir. Öğrencilerine Kur’an eğitimi verdikten sonra da onları İmam Hatip Liseleri’nde okumaları için yönlendirmiştir. Emekli Müftülerden Mustafa Yıldız hoca bu konuda şunları anlatmıştır: “1940 senesinde, Hocamız Abdülmecid Nursi’nin çabalarıyla açılan Kur’an Kursunda talebe idim. Abdülmecid Efendi bizlere malumatı diniye derslerine geliyordu. Çok istifade ediyorduk. Bu sıralarda İmam Hatip Okulu açıldı. Hafızlığı bitirmiştim. Kendileri benim Kayseri İmam Hatip Okuluna gitmemi teklif ettiler. Ve onun tavsiyesi ile 1951 yılında Kayseri İmam Hatip Okuluna kaydoldum. Yaz aylarını Ürgüp’te geçirirken, Hocamız Abdülmecid Efendi’den de ders almayı İhmal etmezdim.”5
Abdülmecid Nursi’nin öğrencilerinden Ahmet Güdücü Hoca da Hocasının Kur’an Kursu hizmetleri ile öğrenciye verdiği ehemmiyeti şöyle anlatır: “Abdülmecid Nursi Hocamızın bizlere emekleri sayılamayacak kadar çoktur. Ürgüp’te ilk Kur’an Kursunu açtığında çok sayıda talebe topladı. 1940 yılları idi. O zamanlar Kur’an okumak veya Kur’an Kursu açmak her yiğidin karı değildi. Bir cesaret meselesiydi. Arapça dersleri başlı başına büyük bir işti. Açılan Kur’an Kursumuza 30 talebe katıldı. Ben iki yılda hafız oldum. Unutamadığım bir hatıram var. Yeni Cami’de mukabele okuyordum. Müteşabih bir ayete takıldım. Ne kadar tekrar ettimse bir türlü hafızama getiremedim. O sırada oranın imamı Cicim Hoca, kalabalık cami cemaati içinde bana hitaben ‘Madem okuyamıyorsun ne işin var o kürsüde?’ diyerek fena şekilde hırpaladı. Çok bozulmuştum. Fakat camide bulunan müftümüz Abdülmecid Efendi, daha sonra Cicim Hocayı cami hücresine çağırarak ‘bu kadar cemaat içerisinde bu şekilde ikazlar, nezaket, terbiye ve ahlak haricidir’ diyerek nasihat ettiler ve bizim de gönlümüzü alarak şevke getirdiler. Çok müşfik ve teşvikkârdı. Hepimize ümit verir ve teselli ederdi.”6
Abdülmecid Nursi Ağabey, Kur’an Kurslarına öğrenci toplamak için sokak sokak gezmekten çekinmemiştir. Nitekim öğrencilerinden Memiş Ercihan şunları anlatmıştır: “Abdülmecid Nursi benim velinimetimdir. Bugün onun ekmeğini yiyorum. Küçüklüğümde terzilikte çalışırdım. Bir gün Abdülmecid Efendinin çarşıda gezdiğini gördüm. Gençleri dükkanlardan ve sokaklardan topluyordu. İşte beni de o gün alarak bugünlere gelmeme vesile oldu. Müftümüz Abdülmecid Efendi açtırdığı Kur’an Kursuna, Abdülkadir isminde bir hoca tayin ettirmişti. Bize Kur’an dersi verirdi. Müftümüz de bizi ve tayin ettiği hocayı daima kontrol ederdi. Ürgüp’ün köylerinde birçok hafız ve hoca kardeşlerimiz vardır. Çoğu onun açtırdığı Kur’an Kursundan mezun olmuşlardır. Müftümüz çok müstesna bir zattı. Onun iyiliğini ve çalışkanlığını bizler yapamıyoruz. Esasında manen mesul durumda bulunuyoruz.”7
Abdülmecid Nursi, Ürgüp’te müftülük hizmetleri, malumatı diniye dersleri, Arapça dersi vb. ilmi faaliyetlerin yanında camilerde vaaz eder ayrıca imam ve müezzinlerle de ilmi sohbetler tertiplerdi. Emekli Camii Kebir imamı Ahmed Erenler Hoca Bu konuda şunları anlatıyor: “Abdülmecid Nursi Ürgüp’ün her şeyi idiler. Yağmur duasında o, barışta o, birlikte o, ilim ve irfanda o, Kur’an Kursu faaliyetlerinde yine o. Merhum müftümüz en çok Yeni Cami ve Camii Kebir de vaaz ederlerdi. Çok âlim bir insandı. Sakin ve yavaş konuşurlardı. En çok fıkhi mevzuları esas alan hususlara temas ederek, cemaate ders verirlerdi. Haftanın bazı günlerinde bütün imam ve müezzinleri toplayarak hususi ders verirlerdi. Bu derslerinde Kaside-i Bürde’yi çok okuturlardı. Ağabeyleri Bediüzzaman’dan gelen Arabi İşaratül İcaz isimli eserini Ürgüp’te tercümeye başladılar. İşaratül İcaz’dan bize çok okuturlardı. Tercümesini bitirdiği kısımları da, Bediüzzaman Hazretlerine gönderirlerdi.”8
Abdülmecid Nursi’nin beşeri münasebetler konusu ile verdiği vaazlar konusunda Mustafa Yıldız şu bilgileri verir: “Beşeri münasebetlerde fevkaledeydiler. Herkesle görüşür, konuşur ve irtibat kurarlardı. Ben müftü iken herkesle (özellikle devlet memurlarıyla) irtibat kuramıyordum. O ise herkesle irtibat kurmuş ve kendini sevdirmişti. Çünkü 1952 senesine kadar hiç kimse onu şikayet etmemişti. Daima Camii Kebir’de vaaz ederlerdi. Cemaate fıkhi eserlerden (Halebi Sağir gibi) ders verirlerdi. Bilhassa kendi açtırdığı Kur’an Kursuna çok sevinirdi.”9
Ürgüp Müftülüğünü Abdülmecid Nursi’den devralan Ahmed Över hoca da şunları anlatmıştır: “Abdülmecid Efendi daima şark şivesiyle konuşurdu. Çok alim bir zat idi. Bütün fıkhi meselelere vakıf idiler. Diyanet Başkanı olacak değerde bir şahsiyetti. Değerini ve kıymetini bilemediler ve bilemedik.”10
Abdülmecid Nursi büyük bir takva sahibiydi. Şüpheli bulduğu yemekleri yemezdi. 15 yıllık komşusu Hakkı Çopuroğlu şunları anlatmıştır: “Bir gün ninem vefat etmişti. Abdülmecid Efendi dedemi çok severdi. Yemek ziyafeti verildi, kendileri de davet edilmişlerdi. Evimize gelen Abdülmecid Efendi dimdik durarak ‘ben yemeğinizi yiyemeyeceğim. Çünkü bu yemek veresenin hakkıdır, mevtanın yemeği değildir. Acaba vereseler buna razı mı?’ diye sorup gittiler.”11
Abdülmecid Nursi, 1944 yılında Ürgüp’te müftülüğe devam ederken mezar taşında doğum tarihi 192312 olarak yazılan oğlu Fuad’ın vefat acısını yaşar. Fuad Ünlükul, 1941 Haziran’ında Kayseri Lisesi’nden mezun oldu. 2 Eylül 1941 öğrenci seçme sınavlarını kazanarak Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne kaydoldu. Bu okulda 3. sınıf öğrencisi iken 11 Haziran 1944 tarihinde genç yaşta vefat etmiştir.13 Fuad vefat etmeden 12 gün önce vefat edeceğini adeta hissedercesine hissi kablelvuku ile ailesine bir mektup yazar. Mektup Abdülmecid Nursi’nin Risale-i Fuadiye eserinde şu şekilde yer alır:
“Bu risalenin sebeb-i te'lifi olan oğlum Fuad'ın ölümünden on iki gün evvel yazdığı mektubun suretini yazıyorum:
Muhterem Babacığım, Kıymetli Anneciğim, Sevgili Kardeşlerim
Sizlere ilk satırlarımda her şeyden önce her zaman kalbimde yaşattığım minnet, şükran, saygılarımı bildiririm. Senelerden beri vazifem olan şu tebliği müftehirane bir eda ile icra etmek zamanı gelmiştir. Çünkü böyle bir aileye mensubiyet ile malikiyet, erişilmesi kabil olmayan bir nimettir. Ve o evlad yetiştiren yüksek yuvaya iftihar lâzımdır. Hakikaten inkâr edemem ki istikbalim, saadetim, varlığım böyle aileden mülhemdir. Onun ile iftihar etmek benim için bir borçtur. Hayat bir yolculuktur. Evet, hayat menzilden menzile girer, çıkar. İdeal azamî bir seviyeye eriştikten sonra ebedî menziline girer, orada "lenger-daz" olur.
Bu sağlam kabul edilen maneviyatım sağlam eller, genç kafa ile işlenmiş bir itikaddır. Fakat zaman ile yapının, binanın çürüyüp, kuruyup çökmesi ve yıkılmasına biz âmiyane bir lisan ile ölüm diyoruz. Sadece ölüm kelimesi menfur hakikati, menkus çehresi, her insanın, her dimağın inkâr edemeyeceği bir korkunçluktur. Evet, o ki insanı bütün sevgilerinden ayıran ve bütün bağları çözen ve bir anda bir yapıyı bütün bütün yıkarak hiçe indiren "kuvvet" gerçi Allah'tan insanlara gelen bir felakettir ve bir emr-i vaki'dir. Ve bu cihetten hoş görünmesi iktiza eder ve mukadder olduğunu kabul etmek esas şartlardan biridir. Ne denirse denilsin ve ne olursa olsun korkunçtur.
Efrad-ı Aileme,
Sizlere minnettarım. Beni unutmayın, ben de sizi unutmayacağım. Allah'a ellerimle dilimin, ruhumun, varlığımın lisanıyla sizlere uzun ömürler ve bahtiyarlık, bize de saadet vermesi için toprağa gidinceye kadar sönmeyen bir istekle yalvarır ve yalvaracağım. Allah bizi saadet, güzelliğe kavuştursun âmîn.
Muhterem Babacığım!
İçinde yaşadığım hayatı biraz daha anlatayım. Yukarıda sıraladığım âmiller sayesinde sınıfımı birincilikle geçtim. Şimdilik kamp içerisindeyiz. Kampımız Yirmi dokuz Mayıs'ta bitecektir. Tahmine göre 1 Haziran'da evlerimize hareket edeceğiz. Tekrar ellerinden öper duanızı isterim.
Ankara Yüksek Ziraat Fakültesi 3'üncü sınıf talebesinden Oğlunuz Fuad Ünlükul”14
Abdülmecid Nursi, Fuad’ın vefatını haber alması üzerine duygularını şöyle dile getirir:
“Fuad'ın şu mektubu üzerine her dakikada Ankara'dan geleceğini sabırsızlıkla ve kemal-i şevk ve aşkla bekler iken ve her akşam Ürgüb'ün köprü mevkiine gider, Ankara'dan gelen kamyonlardan hemen Fuad'ın çıkacağını kemal-i heyecan ile intizarda iken, Yüksek Ziraat Fakültesi idaresi tarafından kaymakam yoluyla ölüm haberini aldım. Bu acı haber üzerine öyle bir inkisar-ı hayale uğradım ki sanki dünya başıma yıkılmış gibi bir vaziyette kaldım.
Uğradığım şu inkisar-ı hayalden dolayı ruhumdan, kalbimden fışkırmaya başlayan ateşli âhlar, dumanlı figanlardan damlanan zîrde yazılı siyah beyitleri "mersiye" olarak mektubuyla beraber şu risalenin sonuna derç etmekle "Beni unutmayın" diye mektubunda yazdığı cümle ile ba'delmevt isminin, zikrinin unutulmaması için işareten yazdığı vasiyetlerini bir derece yerine getirmek için neşrettim ki o vasiyeti yerine getirmiş olayım ve kendisine bir vesile-i tezkâr ve vasıta-i gufran olsun.”15
Abdülmecid Nursi’nin yazdığı acıklı mersiye şu şekildedir:
Mersiye
Benden sana her subhu şam olsun Fuad binler selam
Binler selam olsun sana, olsun sana binler selâm
Gülsüz kalan bülbül gibi ağlar öter her subhu şam
Okur sana Abdülmecid binler dua binler selam
Ya İlahi eyle mağfur şu şehîd-i gurbeti
İstiyor senden İlahi rahmetinle cenneti
Genç iken, masum iken dergâhına kıldı sefer
Merhametle, mağfiretle ona kıl hüsn-ü nazar
Sen Şefik, Rahman, Rahîm'sin rahmetin çok yâ İlah
Şefkat ü rahmet icabı mağfirettir ey penah
Ver de yâ Rab şu Fuad'a rahmetinle cenneti
Unutsun da çektiği zahmetleriyle gurbeti
Yetiştir yâ Rab Fuad'a benden çok hürmetleri
Sen de eyle yâ İlahî ona çok rahmetleri
Bir Haziran'da gelirdin bekliyordum ben seni
Nerde kaldın gelmedin üzdün Fuad'ım sen beni
Arıyorum tarıyorum Ürgüb'ün her yerini
Göremem Ünlü Fuad'ın ne izi ne eserini
Ağlıyorum sızlıyorum gelmedi senden haber
Yazıyorum soruyorum hiç görünmez bir eser
Bugün yok yarın gelir daim ederdim intizar
Bilmiyordum Cebeci'de sana kazmışlar mezar
Ben böyle bekler iken âh dediler hey serseri
Gözünü yummuş hayata genç Fuad kamp askeri
Ey Fuad'ım şu hayata sakın etme hiç esef
Ne safa var ne vefa var hep cefadır hep telef
Hasretinde kalma sakın hep kederdir hepsi gam
Hayrı yoktur bir hayatın sonu olsun şu elem
Geçidi imanla geçtin bahtiyarsın bahtiyar
Korka korka bekliyorum ben ise leyl ü nehar
Bir hakikat sandığım dünya meğer hülya imiş
Sevdiğim güvendiğim hepsi meğer rüya imiş
Mülkü malı neyleyim çünkü devamsızdır felek
(1) كُلُّ حَالٍ زَائِلٌ و كُلُّ مَنْ عَاشَ هَلِكٌ
Yâ Rab Cümlenin Hálıksın (2) أَنْتَ تُحْيِي وَتُمِيتُ
(3) نَحْنُ رَاضُونَ إِلَهِي بِمَا تَقْضِي وَتُرِيدُ
Nazenin Ünlü Fuad'a Ankara oldu mezar
Cenneti de ya İlahi ona et dâr-ül karar
(1) Meali: Her hâl zaildir, geçicidir. Ve her yaşayan da helâk olacaktır, ölümlüdür.
(2) Meali: Ey Allah'ım! Sen hayat verirsin, diriltirsin ve yine sen vefat ettirirsin, öldürürsün.
(3) Meali: Ya Rabbi, biz, senin yaptığın, dilediğin, başımıza getirdiğin her şeye, her hâle razıyız.
* * *
Ya Rab
Dar-ı dünyada Fuad'ı benden ettinse cüda
Bari uhrâda beraberce haşret ey Huda
Dünkü hâl oldu hayal, geçti visal geldi zeval
Bu Mecid'i şu Fuad'la haşret ya Zelcelal
Eyvah
Pek büyük, yüksek, uzak bir âleme bir âleme
Uçtu gitti bülbülüm vay halime vay halime
O kadar yükseğe çıkmış yerini görmez hayal
El yetişmez, ses erişmez, olamaz artık visal
Ne görüşmek ne gülüşmek olamaz mahşere dek
Bülbülü gülden cüda etme Huda mahşerde tek
Áh
Bir murada ermeden dünyayı terkettin Fuad
Hálıkından umarım ukbâda olsan bermurad
Ne olaydın ne öleydin ne göreydim ben seni
Senden evvel ben öleydim üzmeyeydin sen beni
Sen ki öldün unutuldun sanma ey nazlı Fuad
Seni besler yaşatır bizlerde var binler fuad (=kalb)
Cebeci topraklarında değilsin Ünlü Fuad
Babanın kalbindesin yavrum ilâ yevm-it tenad
Her zaman zikr-i cemilindir benim vird-i zeban
Kalb senindir, dil senindir, dildesin her zaman
Ürgüb değil dünya bile gözümde bir viranedir
Sensiz kalan Abdülmecid bugün deli divanedir
Ruhum bugün âşık gibi şu gölgeye pervanedir
Vazgeçmiyor atılmadan çünki ona meftunedir
El-Aman
Bu kadar me'yus, hazîn bakma bana yaktın beni
Öleydim böyle kefenli görmeyeydim ben seni
Şu misalin bir hayalse gösterir daim seni
Kalbime verir lehibi artırır suzanını
Ey Aziz
Sana olsun bin selâmlar benim ey gözbebeğim
Kaldı gözüm noktasız tersine döndü feleğim
Sana olsun bin selâmlar benim ey sîret-melek
İçtiğin şerbeti içmek bana da lazım gerek
Ankara Okulu yazdı en kara bir haberi
Ruhu ezdi, kalbi deldi, yaktı yıktı ciğeri
Yevm-i aşura gibidir şu Haziran dokuzu
En kara bir gecedir Abdülmecid'in gündüzü
Äh
Ey mezarcı göm beni de şu Fuad'ın kabrine
Firkatin dayanamam vallahi asla kahrına
Katılsın zerratımız álem-i berzahta keza
Sarılsın birbiriyle ruhlar ila yevm-il ceza
Ey mezarcı Cebeci'de bana da kaz bir mezar
Olayım nazlı Fuad'ın komşusu leyl ü nehar
Sevgili Fuad
Doymadım vallahi senden, görmedim senden murad
Çağırıyorum gece gündüz vay Fuad'ım vay Fuad
Eyledikçe seni yâd yanar serâpay ciğerim
Ahları figanları ayyuka doğru çekerim
Sanadır daim benim figanlarım, ağladığım
Sana karşı ebediyen çözülmez bağlılığım
El-Aman
Sevdiğim, güvendiğim bugün mezarda oldu gül
Pek civan u nazenindi benzeri olmazdı gül
Gül gibiydi gül gibi de soldu bozuldu hemen
Gönül de bülbül gibi yok ne kararı ne eman
Vâ-Esefa
Yolunu şaşırtarak beynine kondu "menejit"
Keşki o Abdülmecid'e rastgeleydi "denemit"
Şükrüm oldu senin Miladî tarih-i vefat
Cennetin hurileriyle konuşur nazlım Fuad
553 499 668 138 86 (Yekûn: 1944)16
Değerli dostlar! Fuad’ın genç yaşta vefat etmesi Abdülmecid Nursi’yi manen ve maddeten çok etkilemiştir. Risale-i Fuadiye’de yaşadıklarını, duygularını, acılarını dile getirmiştir. Ancak yazı çok uzadığından bunların hepsini bu yazıda aktarmamız mümkün olmamaktadır. Bir sonraki yazıda Abdülmecid Nursi’nin yaşadıklarını, Ağabeyi Bediüzzaman Said Nursi’nin yeğeninin vefatından dolayı duyduğu üzüntüyü ve Abdülmecid Nursi’yi teselli etmesini anlatmaya çalışacağımız yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 54-55
3. A. g. e, sh. 17
4. A. g. e, sh. 57
5. A. g. e, sh. 62-63
6. A. g. e, sh. 65-66
7. A. g. e, sh. 67
8. A. g. e, sh. 66
9. A. g. e, sh. 63
10. A. g. e, sh. 64
11. A. g. e, sh. 65
12. https://nurpedia.org/wiki/Fuad_%C3%9Cnl%C3%BCkul
13. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman’ın Bilinmeyen Akrabaları, İzmir 2009, sh. 107
14. Abdülmecid Nursi, Risale-i Fuadiye, Risale-i Nur Araştırma Merkezi, sh. 37-38 (pdf)
15. A. g. e, sh. 41
16. A. g. e, sh. 42-46