Eski Said’in En Yakın Talebesi: Molla Resul Gevri-1

Abdulkadir CEYLAN

Değerli Dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin Kürdi olduğu dönemdeki yakın belki de en yakın talebelerinden Molla Resul Ağabeyi anlatmaya çalışacağız İnşaallah.

Molla Resül-ü Gevrî, aslen Siirt'in Garzan mıntıkasındandı. Âlim bir zat olan Molla Resül, birkaç yaş da Bediüzzaman'dan büyüktü. 1872'de doğmuştur.1 Gevri denilmesinin nedenini Vanlı Seyda Molla Ata Beyaz Hoca annesinin adının Gevré olması ve Gevran bölgesinden olması nedeniyle olduğunu söyler.2 Yine Molla Resûl’un, Siirt’in etrafında yaşayan Gevran aşiretinden olduğu bilgisi de aktarılmıştır.3

Molla Resul’un Bediüzzaman’a talebe olmasını Yazar Rıfat Okyay bir yazısında şöyle anlatır:

“Üstad’ın Van’daki Horhor Medresesi’nden eski talebelerindendir. Yaşı Bediüzzaman’dan birkaç yaş fazladır. Üstad Van’dan ayrıldıktan sonra çeşitli yerlerde imamlık, vaizlik ve müderrislik yapmıştır. Çok âlim ve fazıl, açık yürekli, mert, sözünün eri bir zattır. Bediüzzaman’ın sohbetlerinde soru sorarak meselelerin vuzuha kavuşmasını sağlayanlardan birisidir. Bu haliyle de Bediüzzaman’dan kendisinin çok istifade ettiğini söyler. Molla Resul Ağabeyle ilgili Mustafa Şahin Ağabeyden dinlediğimiz hatıra şöyle: “Molla Resul Ağabeyin torunu köy imamı ve sık sık Mustafa Şahin Ağabeyi işyerinde ziyaret edermiş. Bir gün şöyle bir hatıra anlatmış. ‘Dedem âlim bir zattı. Çevresindekilere, benden büyük âlim yoktur, manasında sözler sarf ederken, birisi ‘senden daha âlimi Molla Said-i Menşur’dur der. ‘Kim bu zat’ diye sorar. O da ‘Kendisi ya Van Kalesi’nde Horhor Medresesi’nde ya da Nurşin Camii’nde bulunur’ demiş. Molla Resul Ağabey mutlaka ‘bu zatı görmem lâzım’ diye bir gün Horhor Medresesi’ne gider. Sağa bakar sola bakar, aradığı kişi orada yokmuş gibi aramaya devam eder. Molla Resul Ağabey kendi zannıyla, sakallı, sarıklı, cübbeli etrafında müritleri olan birisini ararmış. Hâlbuki Üstad Hazretleri’nin o dönemlerdeki kıyafeti farklı; Başında kalpak, ayaklarında çizme, üzerinde cepken ceket, belinde kama ve rovelver tabanca v.s. Üstad Hazretleri Molla Resul Ağabeyi yanına çağırarak ‘Kardeşim gel o aradığın zat benim” demiş.”4

Bediüzzaman Said Nursi, harama nazar etmediği gibi Horhor Medresesinde ders verdiği talebelerinin de hiçbir şekilde harama bakmamalarını emrediyordu. Hatta yolda giderken bile bu konuda onları takip edip gerektiğinde ikaz ediyordu. Bu konuda Molla Resul’ün Horhor Medresesi döneminden kalma Bediüzzaman ile çok sayıda hatıraları mevcuttur. Bu hatıralar ekseriyetle Vanlı Molla Hamid Ekinci abi vasıtasıyla gelmektedir. Şöyle bir hatıra aktarılmaktadır: “Molla Resul anlatıyor: “On dört-on beş yaşlarında iken keşif ve keramet Üstad Hazretleri’nin yanında bir şey değildi. Sonra çıktık caddeye geliyorum. Bizim Van’da, yani şimdi olduğumuz yerde Ermeniler kalırdı, biz aşağıda kalıyorduk. Ermeniler sabah olunca çocukları mekteplerine, büyükleri dükkânlarına, işlerine giderlerdi. Kadınları, bizimkiler gibi çarşaf giyerdi. Kadınları da dışarıda olurdu.” “Üstad Hazretleri ‘Horhor Medresesi’nden çıkınca yürürken ayağınızın ucuna bakacaksınız, sağa sola bakmayacaksınız. Sağa sola bakarsanız haddinizi bildiririm’ dedi. Yan yana yola devam ederken, Üstad daima bizi kontrol ediyordu. Anladım ki karşıdan Ermeni kadınları geliyor. Başımı kaldırdım Ermeni kadınlarını gördüm. Üstad beni dürttü ve ‘Bir daha başını kaldırma’ dedi. Başımı aşağı indirdim. Öylece Tahir Paşa’nın evine geldik.”

Molla Resul yeminle anlatıyordu: “Tahir Paşa’nın kızları vardı. Kızlarından birisini Üstad’a nikâhlamak istedi fakat Üstad kabul etmedi. Daha sonra Paşa’yı başka yere naklettiler, böylece mevzu kapanmış oldu.” “Bir gün bir sohbet esnasında konu yine bu noktaya geldi. Üstad Hazretleri’ne ‘Paşa, kızlarından birisini size nikâhlamak istiyordu. Onun için gelip gidiyorlardı, siz görmediniz mi?’ diye sorduk. Üstad Hazretleri, ‘Kasem ederim, ben o evde kız olduğunu bilmedim!’ diye cevap verdi.”5

Bediüzzaman Said Nursi, Birinci Dünya Savaşı öncesi savaşın adeta çıkacağını farz ederek talebelerini hem ilim hem de savaş için eğitiyordu. Bunu Molla Resul Ağabeyden aktarılan bir hatıralardan anlıyoruz. Anlatılan bir hatıra şu şekildedir:

“Üstad Hazretleri, Horhor’daki medresemizden dışarı çıktığımızda bize tenbih ederdi; “Yürürken ayağınızın ucuna bakın, sakın, sağa sola bakmayın! Sağa sola bakarsanız haddinizi bildiririm!” derdi. Yan yana yola devam ederken daima bizi kontrol ederdi. Bir defasında baktım, karşıdan Ermeni kadınlar geliyor; birden farkında olmadan başımı kaldırmış olup onları gördüm. Üstad başıma bir tokat vurdu, “Ahmak, bir daha başını kaldırma!” dedi. Başımı aşağıya indirdim. Böylece Tahir Paşanın evine geldik. Üstad, Van’da Horhor medresesinde okurken bize silâhlı eğitimde yaptırırdı. O zaman Van iki kısımdı. Kale mevkii Müslümanların hâkimiyetindeydi. Şimdiki şehrin bulunduğu yer ise, Ermenilerin hâkimiyetindeydi. Bazen gençler, ya iş icabı veya gezmek için Ermeni mevkiine giderlerdi. Gençleri tek yakaladıkları zaman döve döve öldürürlerdi. Tabii bu olaylar Ermeni komitelerin ortaya çıkmasından, özellikle Taşnak komitesinin faaliyete geçmesinden sonra oluyordu. Ermeni gençler silâhlı gezer, bazen Müslüman mahallesine de gelerek halkı taciz ederlerdi. Bu durum Üstada haber verildiğinde hemen bizlere emir verir; birlikte çıkar, Ermeni komitecilerini Erek dağının eteklerine kadar kovalardık. Bizlere “Siyah keçeliler” derlerdi. Üstad' dan, Azrail’den korkar gibi korkup kaçarlardı.”6

Üstad’ımız, bir gıybet ve bir de yalandan hiç hoşlanmazdı. Merhum Molla Resul bana anlattı: “Biz Van’da iken Van Valisi (âlim bir zattı) ara sıra Üstad’ı misafir eder, sual sorardı. Bir gün bize ‘siz de gelin’ dedi. Çarşı kalabalık olduğu için mezarlıktan geçecektik. Bir mezarın başına gelince, Üstad orada dikildi kaldı. Bize ‘siz gidin’ dedi. Fakihler gittiler. Ben yaşlı olduğum için geride kaldım. Durdum, Üstadı seyrettim. Belki yarım saat mezarın başında durduktan sonra, yürümeye başladı. Kendisine: “Allah’a (c.c.) üç kere kasem ederim ki bana ne gördüğünü söyleyeceksin. Eğer söylemezsen arkadaşlarına bu hali söylerim. Allah rızası için bana söyle orada ne keşifte bulundun?” dedim. Hiddetlendi ve “Benden ne istiyorsun?” dedi. Tekrar iki-üç defa yalvardım. Sonunda açıkladı:

“Saliha bir kadının mezarının yanından geçiyordum. Çok saliha bir kadın; fakat ziynete ve boncuğa biraz meyyalmiş. Kırılan boncuğunu dizerken vefat etmiş. Hâlâ o boncuğu dizmekle meşgul. İhtimal ki kıyamete kadar onu dizmekle meşgul olacak. Ve kıyamet koptuğunda ‘Ne kadar çabuk koptu kıyamet! Daha boncuğu dizip bitiremedim’ diyecek. Ben de orada durmuş Cenab-ı Hakk’ın azametini seyrediyordum.”7

Molla Resul, doğru bildiğini söylemekten asla çekinmezdi. Daima hakkın hatırını âli tutardı. Bu konuda Seyda’sı Bediüzzaman’a bile itiraz etmekten zerre kadar çekinmezdi. Bu konuda Molla Hamid Ekinci Ağabey şunu anlatır: “Molla Resul, Üstad’dan yaşlıydı. Katı bir Molla idi. Fikrinden kolay vazgeçmezdi. Bir gün Üstad’la aralarında bir tartışma oldu. Uzun süre itiraz etti. Sonunda anladı. Üstad onu kucakladı. Alnından öptü. Ve dedi ki: “Dünya bütün küffar olsa, bu kardeşime hücum etse, akidesini, ihlasını zerre miskal bozamazlar. Kafası o kadar kuvvetlidir. Ben senin kafana bunu yatırana kadar ne çektim.”8

Molla Resul Ağabeyin, Birinci Dünya Savaşına katılıp, katılmadığı konusunda maalesef bir bilgiye ulaşamadım. Bu yüzden onun Cihan Harbi konusunda ne yaptığını bilmiyoruz.

Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:
1. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler c. 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 125
2. 18. 01. 2026 Yapılan Telefon Görüşmesi
3. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 1, sh. 640
(İnternet Pdf Nüshası)

4. Rıfat Okyay, Bir hazan mevsiminde dört mekân, dört su – 12, Yeni Asya, 11 Nisan 2011; https://www.yeniasya.com.tr/rifat-okyay/urkutmeyin-umitlendirin_458677
5. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 2, Nesil Yayınları, İstanbul 2008, sh. 311
6. Ümit Şimşek vd. Birinci Said, Barla Platformu Yayınları, İstanbul 2017, sh. 112
7. Ağabeyler Anlatıyor 2, sh. 310-311
8. İhsan Atasoy, Molla Hamid Ekinci, Nesil Yayınları, İstanbul 2011, sh. 153-154

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.