Bediüzzaman’ın Deha-i Nurani Sahibi Yeğeni Manevi Evladı: Abdurrahman Nursi-3

Abdulkadir CEYLAN

Değerli dostlar! Bu yazımızda Abdurrahman Nursi’nin İstanbul’da Bediüzzaman Said Nursi ile beraber geçen hayat serüvenini anlatmaya çalışacağız inşaallah. Bediüzzaman Said Nursi’nin İstanbul hayatını birkaç yazıda anlatmak mümkün olmadığı için sadece Abdurrahman Nursi ile ilgili bulduğumuz bilgileri paylaşacağız.

Bediüzzaman Said-i Kürdi esarette iken yeğeni Abdurrahman ve diğer aile fertlerinin durumlarını merak eder. Kızılay vasıtasıyla dostu Van Valisi Cevdet Bey ve aile fertlerinin durumlarının Şurayı Saltanat (Danıştay) Reisi ve daha sonra Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı olacak Seyyid Abdulkadir Efendi’den sorulmasını talep eder. Konu ile ilgili Araştırmacı Yazar Mehmet Selim Mardin şu bilgileri aktarır:

“Bediüzzaman vatanından ayrı kalmasının yanı sıra geride bıraktığı ailesinin tehcir sonrası durumlarını da çok merak etmektedir. Van’ın ve Bitlis’in işgali sonrası yaklaşık 850 bin Müslüman ahali yerinden, yurdundan göç etmek zorunda bırakılmıştı. Çoğunlukla göç edenler Siirt ve Diyarbakır gibi yakın vilayetlere sığınmak zorunda bırakılmışlardı. Göç edenlerin bir kısmı da memleketin her tarafına dağılmışlardı. Kızılay arşivinden çıkan bir belgede Bediüzzaman Said Nursi, ailesinden kardeşi Abdülmecid ile Van Valisi Cevdet beyin tehcir sonrası durumunu araştırmak üzere 25 Temmuz 1917 tarihinde Kızılay vasıtası ile sağlık durumları hakkında İstanbul’dan Ayan azasından Seyit Abdülkadir Efendiyi adres göstererek araştırma yapılmasını ister.”1

Araştırma isteği ile ilgili şu bilgiler mevcuttur: “Bediüzzamân’ın Kostroma esir kampında bulunduğu dönemde tanzim edilen 25 Temmuz 1917 târihli bu belgenin, İstanbul Hilâl-ı Ahmer (Kızılay) merkezine ulaştıktan sonra gereğinin yapılması için 7 Ocak 1918’de “İstanbul Polis Müdiriyyet-i Umûmiyyesi”ne havâle edildiği anlaşılmaktadır. Yapılan tahkikat neticesi elde edilen bilgiler Polis Müdiriyyeti tarafından 4 Şubat 1918 târihinde cevâben “Hilâl-i Ahmer Cem’iyyeti Üsera Komisyonu”na gönderiliyor.

Mehmet Selim Mardin’in Risale Haber’de yayınladığı belgenin latinize edilmiş hali şu şekildedir:

Sa'detlu Efendim Hazretleri.

7 Kânûn-ı Sâni (1)334 tarih ve 13033/8 numerolu tezkire-i âlîyyeleri cevabıdır.

Bediüzzaman Şeyh Kürdi Efendinin ailesi efrâd-ı hâli sıhhatte olup Van'ın Ruslar tarafından istilâsını müteâkib pederleri Mirzâ, büyük biraderleri Molla Abdullah ve Mehmet efendiler mâ'a aile Siirt sancağına ve diğer biraderi Abdülmecid ve birader-zâdesi Abdurrahman ve enişteleri Molla Said Efendiler dahi Adana da vali-i sâbıkı Cevdet Bey ile birlikte Adana'ya hicret ettikleri Adana'da muallimlik etmekte iken me'zûnen Dersaadet'e vürûd eden Molla Fatih'de Sultan Selim medresesinde misafireten ikâmet etmekte olan Abdülmecid Efendi'den icrâ kılınan tahkîkâttan anlaşılmış ve irsâl buyurulan iki kartpostal dahi mûmâ ileyhe tevdî' edilmiştir. Ol bâbda irâde efendim hazretlerinindir.

F3 4 Şubat (1)334 M.4 Şubat (1918)

Polis Müdîr-i Umûmisi Nâmına

Muavin2

Belgeden anlaşıldığı gibi Nursi ailesi önce Siirt’te daha sonra da Vali Cevdet Bey ile Adana’ya hicret etmek zorunda kalmışlardır. Buradan da Abdülmecid Nursi her ne kadar belgede yazmasa da büyük ihtimalle Abdurrahman Nursi ile beraber İstanbul’a gitmişlerdir.

Abdurrahman Nursi, İstanbul’da amcası Bediüzzaman gibi Şal, Şapıklı, hançerli Kürt milli kıyafeti giyer. Bu Üstad ile çektiği fotoğraftan apaçık bir şekilde anlaşılıyor. Üstad, zahidane bir hayat sürerken Abdurrahman ise daha zengin bir hayat yaşamaya çalışır. Abdurrahman Nursi, Üstad’ın yaşadığı muktesit hayatı şöyle anlatır:

“1334 senesinde esaretten geldikten sonra, amcam rızası olmadan Dâr-ül Hikmet il İslâmiye'ye aza tayin edildi. Fakat esarette çok sarsılmış olduğundan, bir müddet mezunen vazifeye gidemedi. Çok defa istifa etmek teşebbüsünde bulundu, fakat dostları bırakmadılar. Bunun üzerine Dâr-ül Hikmet'e devama başladı. Haline dikkat ediyordum ki, zaruretten fazla kendine masraf yapmıyordu. Maişetçe neden bu kadar muktesid yaşıyorsun diyenlere cevaben: Dâr-ül Hikmet'ten aldığı maaştan mikdar-ı zarureti ayırdıktan sonra, mütebâkisini bana vererek, "Hıfzet!" derdi. Ben de, bir sene zarfındaki fazla kalmış paraları amcamın bana olan şefkatine; hem malı istihkar etmesine itimaden, haberi olmadan tamamen sarfettim. Sonra bana dedi ki: "Bu para bize helâl değildi, millet malı idi, niçin sarfettin? Madem ki öyledir, ben de seni vekilharçlıktan azl ile kendimi nasbettim!"

Bir müddet aradan geçti. Hakaikten on iki te'lifatını tab'ettirmek kalbine geldi. Maaştan toplanan paraları, o te'lifatların tab'ına verdi. Yalnız bir-iki küçüğü müstesna olmak üzere, diğerlerini etrafa meccanen dağıttı. Niçin sattırmadığını sual ettim. Dedi ki: Maaştan bana kût-u lâyemut caizdir; fazlası millet malıdır. Bu suretle millete iade ediyorum.”3

Abdurrahman, İstanbul’da Bediüzzaman’ın Darül Hikmetül İslamiye’deki durumunu da şöyle anlatır: “Dâr-ül Hikmet'teki hizmeti, hep böyle şahsî teşebbüsü ile idi. Çünki orada müştereken iş görmek için bazı maniler görüyordu. Onu tanıyanlar biliyorlar ki, Bedîüzzaman kefenini boynuna takmış ve ölümünü göze almıştır. Onun içindir ki; Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye'de demir gibi dayandı. Ecnebi tesiratı, Dâr-ül Hikmet'i kendine âlet edemedi. Yanlış fetvalara karşı, pervasızca mücadele etti. İslâmiyet'e muzır bir cereyan ortaya atıldığı vakit, o cereyanı kırmak için eser neşrederdi.”4

Abdurrahman, Bediüzzaman’ın İstanbul hayatının esaret sonrası hadiselerinden İstanbul’un işgal yıllarına, Hutuvat-ı Sitte adlı eserin intişarına, Anglikan kilisesinin mağrur başpiskoposunun suallerine ve cebbar İngiliz komutanının Bediüzzaman’ı imha çabalarına şahit olmuş ve olayları bizzat yaşamıştır.5

Abdurrahman Nursi’nin zengince yaşamak istediğine dair Mustafa Sungur Ağabey şöyle bir hatıra anlatmaktadır: “Bir gün üstadımız merhum Abdurrahman'ın gençlik durumundan bahis açılınca buyurmuşlardı ki: "Ben darül-Hikmet'te iken, Çamlıca’daki Köşkümüze gelip gitmek için vapurla Üsküdar'a gelir, oradan da yaya olarak Çamlıca'ya giderdim. Fakat Abdurrahman ise, meğer hep hususi faytonlarla gelip gidiyormuş. Buna muttali' olunca kendisini harçlık vekilliğinden azlettim:”6

Bediüzzaman Said Nursi’nin avukatlarından Hukukçu Hulusi Bitlisi Aktürk, Abdurrahman Nursi ve Üstad arasındaki para konusunu şöyle açıklar:

“Mütarekeden sonra Irak'ın Süleymaniye'sinden, Mardin bidayet, müteakiben Diyarbakır İstinaf âzalığına geçtiğim zamanda, bu vatanî ve ilahî mücahidin biraderi Abdülmecid, Diyarbakır Askerî Rüştiyesinde Arabî muallimi idi. Bediüzzaman'ın maiyetindeki diğer biraderzadesi Abdurrahman, amcası Abdülmecid'e İstanbul'dan bir mektup yazıyor, pek hazin bir lisanla inliyor ve diyor ki: "Said amcamın haline şaşıyorum. Dünyevî bütün ümitlerim söndü. Çünkü hükûmet kendisine yüksek maaş veriyor, sarfiyatımızın fazlasını biriktiriyordum. Birkaç eser telif etti. Bir gün bana dedi ki, 'Git, filân matbaa müdürünü çağır.' Gittim, çağırdım geldi. Eserlerini müdüre verirken bana dedi ki: 'Abdurrahman, biriktirdiğin paraları getir, müdür beye ver.' Ben de getirdim verdim. Müdür paraları alıp çıkınca, benim gözlerim yaşardı. Bilâhare kendi kendime mütesellî oluyor, eserler basılınca satılır, paralarını yine biriktiririm diyordum. "Birkaç gün sonra yine beni yolladı. Matbaa müdürünü çağırdım. Bu sefer de matbaa müdürüne dedi ki: 'Eserlerimin üzerine yazın: Bu kitaplar İslâm milletine meccanen tevzi olunacaktır.' "Matbaa müdürü çıktıktan sonra, senelerden beri büyük amcama karşı beslediğim ruhî saygı âdeta sarsıldı. Hasbel beşeriyye ağladım ve dedim ki: 'Amca, birkaç para biriktiriyordum, memlekete dönersek düşman istilâsından harap olarak kurtulan süknâmızı belki imar ederdik. O ümidimi de öldürdün. Böyle olur mu?' Bunun üzerine derin bir tebessümle dedi ki: 'Yavrum Abdurrahman, hükûmet bize fazla maaş veriyordu. Kifaf-ı nefsimizden artanı Beytülmala ait olduğundan, bu vesile ile o fazlayı Müslümanlara iade ediyorum. Senin bu işlere aklın ermez. Allah dilerse mukaddes vatanın her yerinde sana ev verilir.”7

Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul’da İngiliz işgaline karşı büyük bir mücadele verir. İşgale karşı halkı direnişe davet için Hutuvat-ı Sitte eserini neşreder. Ayrıca Anglikan Kilisesinin Darül Hikmetül İslamiye’den sorduğu altı suale karşı da “tükürün İngiliz laininin hayasız yüzüne, ey ekpekül küpekadan tekepküp etmiş köpek” şeklinde cevap verir. Bediüzzaman’ın yaptığı neşriyat ve verdiği bu cevap Ankara Hükümetinin dikkatini çeker. Hükümet çeşitli kişiler vasıtasıyla onu Ankara’ya davet eder. Bu davete Abdurrahman’ın aktardığına göre Bediüzzaman’ın cevabı şöyle olur: “Hattâ Anadolu’dan istediler, gitmedi. Demiş di: Ben tehlikeli yerde mücâhede etmek istiyorum, siper arkasında mücâhede etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu’dan ziyâde burayı dahâ tehlikeli görüyorum.”8

Araştırmacı Yazar Bilal Tunç, Bediüzzaman Said Nursi’nin Ankara’ya daveti ve Ankara’ya varması konusunda kaynak ve belgelere dayalı olarak şu bilgileri verir:

“O’nun İstanbul’daki mücâdelesini tâkip ve takdîr eden Ankara erkânı, berâber çalışmak için müteaddid def’alar da‘vet ederler. Millî Müdâfaa Vekâleti Emekli Müftülerinden Osman Nûrî, da‘vet sayısının 18’i geçtiğini yazmaktadır. Dâvetin bir vesikası 5 Mart 1922 târih ve 1449 numaralı Hükûmet kararnâmesi şöyle başlar: Vilâyât-ı Şarkıyye hakkında Hey’et-i Vekîlede şifâhen kararlaşdırılan mevâdâtiyyeden: Sa’îd-i Kürdî ve Hasan Lâmî Efendiler Müdâfaa-i Milliyye Vekâletince da’vet edilmişdir. İlyas Sâmî Efendi ile Diyârbekir Meb’ûsu Zülfi, Muş Meb’ûsu Rızâ, Siverek Meb’ûsu Abdülganî, Bitlis Meb’ûsu Sâdullah, Van Meb’ûsu Haydar Beylerle Mahkeme-i Temyiz a’zâsından Şefîq Beyin Vilâyât-ı Şarkıyyeye gönderilmeleri içün Şefîq Beyden ma’dâsına Reîs Paşa Hazretleri tarafından teblîgāt-ı lâzime îfâ olunmuşdur. “İcrâ Vekilleri Hey’eti Reîsi ve Erkân-ı Harbiyye-i Umûiyye Vekili” Fevzi Paşa,  “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reîsi” M. Kemâl  Paşa’dır…”

Kendisi de Külliyât’da bu dâvetlere ve Ankara hâtıralarına yer verir: “Bir zaman sonra Mustafa Kemâl iki def’a şifre ile Van vilâyetinin eski vâlîsi ve benim dostum Tahsin Beyin vâsıtasıyle beni, neşredilen Hutuvât-ı Sitte’ye mükâfaten taltîf için Ankara’ya celb etdi, gitdim.”

“Güç”, İstanbul’dan Ankara’ya geçmiştir. 1 Kasım 1922’de TBMM tarafından Saltanat kaldırılır.

 TBMM’de HÔŞ-ÂMEDÎ: 9 Kasım 1922

“İstiklâl Harbinde Hutuvât-ı Sitte nâmında bir makāle ile İstanbul’daki efkâr-ı ulemâyı İngiliz aleyhine çevirib Harekât-ı Milliyye lehinde ehemmiyetli hizmet eden ve Ayasofya’da binler adama nutkunu dinletdiren ve Ankara’daki Meclis-i Meb’ûsânın şiddetli alkışlamasıyla karşılanan (…)”

Alkışlarla karşılanma hâdisesinin şâhidlerinden I. ve II. Dönem Karahisârışarkī Meb’ûsu Ali Sürûrî Efendi, Günlüğüne 9 Teşrînisânî 1338 (9 Kasım 1922) târîhi ile kaydeder: “İki gün evvel [7 Kasım 1922] Ankara’ya gelmiş olan Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî Efendi sâmiîn locasında idi. Vilâyât-i Şarkıyye meb’uslarından ba‘zısının takriri üzerine Meclis alkışlarla müşârü’n-ileyhe beyân-ı hôş-âmedî etdi. Kendisi de locada ayağa kalkarak ta‘zîmâtla ve birkaç kerre selâm vermek sûretiyle teşekkürde bulundu. Bil’âhare Riyâset Odasında görüştük.. 324’de [1908-1909’da] gördüğüm Saîd-i Kürdî hiç değişmemiş ve ihtiyarlamamış!.. Fakat rûhen hasta olduğu hem meşhûd, hem mervî.. Hattâ tedkīkāt ve te’lîfât-ı İslâmiyye a‘zâlığı teklif olunmuş ise de hastalığından bahisle i‘tizâr etmiş. Yine, ke’l-evvelmillî elbisesiyle geziyor.”9

Değerli Dostlar! Bir sonraki yazımızda Abdurrahman Nursi’nin Ankara hayatını yazmaya çalışmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:
1. Mehmet Selim Mardin, Said Nursi'nin ailesinin tehciri üzerine yayınlanan belgeler ve bilinmeyenler, Risale Haber, 21 Mart 20121; https://www.risalehaber.com/said-nursinin-ailesinin-tehciri-uzerine-yayinlanan-belgeler-ve-bilinmeyenler-23058yy.htm

2. Mardin, a.y.

3. Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Envar Neşriyat, sh. 120-121

4. A. g. e, sh. 121

5. Mardin, a. y.

6. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 1, sh. 336 (pdf)

7. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 149-150

8. Abdurrahman Nursî; Târihçe-i Hayât’ın Zeyli, Evkāf-ı İslâmiyye Matbaası, 1337-1339 [1921], s.2; Bilal Tunç, Bedîüzzamân Sa‘Îd Nursî / Muhtasar Târihçe-İ Hayâtı / Dördüncü Bölüm: 1918-1922, Risale Tashih, 15 Ekim 2020; https://risaletashih.org/2020/10/15/bediuzzaman-said-nursi-muhtasar-tarihce-i-hayati-1878-1960-iv-1918-1922/

9. Bilal Tunç, Bedîüzzamân Sa‘Îd Nursî / Muhtasar Târihçe-İ Hayâtı / Beşinci Bölüm: 1922-1926, Risale Tashih, 20 Ekim 2020; https://risaletashih.org/2020/10/20/bediuzzaman-said-nursi-muhtasar-tarihce-i-hayati-1878-1960-v-1922-1923/

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.