Değerli dostlar! Bu yazımızda Molla Abdullah Nursi Ağabeyin ilmi hayatını, yazdığı eserleri, ailesi ve hayatının son yıllarını anlatmaya çalışacağız inşaallah.
Bediüzzaman Said Nursi, ağabeyi Molla Abdullah Nursi’yi insaflı ve müdakkik bir âlim olarak vasfetmiştir. Bu ifadeleri ağabeyiyle aralarında geçen bir muhavereden sonra kullanmıştır. Bediüzzaman, söz konusu muhavereyi şöyle dile getirmiştir: “Bundan kırk-elli sene evvel, büyük kardeşim Molla Abdullah (Rahmetullahi Aleyh) ile bir muhaveremi hikâye ediyorum: O merhum kardeşim, evliya-i azîmeden olan Hazret-i Ziyaeddin (Kuddise Sırruhu)nun has müridi idi. Ehl-i tarîkatça, mürşidinin hakkında müfritane muhabbet ve hüsn-ü zan etse de makbul gördükleri için o merhum kardeşim dedi ki: "Hazret-i Ziyaeddin bütün ulûmu biliyor. Kâinatta, kutb-u a'zam gibi her şeye ıttılaı var." Beni, onunla rabtetmek için çok hârika makamlarını beyan etti.
Ben de o kardeşime dedim ki: "Sen mübalağa ediyorsun. Ben onu görsem, çok mes'elelerde ilzam edebilirim. Hem sen, benim kadar onu hakikî sevmiyorsun. Çünki kâinattaki ulûmları bilir bir kutb-u a'zam suretinde tahayyül ettiğin bir Ziyaeddin'i seversin; yani o ünvan ile bağlısın, muhabbet edersin. Eğer perde-i gayb açılsa ve hakikatı görünse, senin muhabbetin ya zâil olur veyahut dörtte birisine iner. Fakat ben o zât-ı mübareki, senin gibi pek ciddî severim, takdir ederim. Çünki sünnet-i seniye dairesinde, hakikat mesleğinde, ehl-i imana hâlis ve tesirli ve ehemmiyetli bir rehberdir. Şahsî makamı ne olursa olsun, bu hizmeti için ruhumu ona feda ederim. Perde açılsa ve hakikî makamı görünse, değil geri çekilmek, vazgeçmek, muhabbette noksan olmak; bilakis daha ziyade hürmet ve takdir ile bağlanacağım. Demek ben hakikî bir Ziyaeddin'i, sen de hayalî bir Ziyaeddin'i seversin." {(Haşiye): Çünki sen muhabbetini ona pek pahalı satıyorsun. Verdiğin fiatın yüz defa ziyade bir mukabil düşünüyorsun. Halbuki onun hakikî makamının fiatına, en büyük muhabbet de ucuzdur.}
Benim o kardeşim insaflı ve müdakkik bir âlim olduğu için, benim nokta-i nazarımı kabul edip takdir etti.”1
Molla Abdullah’ın müdakkik bir alim olduğunu Şeyh Fethullah Verkanisi’nin onun hakkında söylediği şu sözlerden anlıyoruz. Konuyu Araştırmacı Yazar Salih Okur şöyle aktarmaktadır: “Değerli Seydalarımızdan Molla Şerif Arslan Hocaefendi 15.09.2019'da, merhum Şeyh Fethullah Verkanisi'nin, Bitlis'te ilk icazet verdiği mollası olan Molla Abdullah Nursi hakkında dediği güzel bir sözü naklettiler; "Şeyh Fethullah Verkanisi demiş ki; "Molla Abdullah Nursi ve Şeyh Reşid, eğer Allah bunların icazetlerinin sevabını bana yazsa yeterlidir. Diğer melaların icazesinden ise bana günah gelmese yeterlidir." Üstad Bediüzzaman'ın ağabeyi olan Molla Abdullah Efendi hakkında merhum Şeyh Asım Ohini Birketü'l Kelimat adlı eserinde (s. 278); "Mela Abdullah Nursi'nin çok sayıda eseri vardır. Fakat Mela Halil'in "Mafuvat Şerhinden" başka elimizde bir eseri yoktur. Kendisi (Allah rahmet eylesin) büyük bir fıkıh âlimiydi. Fıkhî fetvalara çok hâkimdi" diye bahsetmektedir.”2
Nurs halkından alınan bilgilere göre Molla Abdullah ve kardeşleri Nurs Camii’nde imamlık yapmışlardır. Nurslu Hacı Faris Arslan: “Bizim Nurs’un camisi ve bizler çok şanslı ve talihli kişileriz. Çünkü bizim Nurs camisinin meşhur imamları, Molla Said-i Menşur, Abdülmecid Efendi, Molla Abdullah ve Molla Mehmed’dir.”3
Abdülmecid Nursi’yi yakından bilen merhum Araştırmacı Yazar Halil Uslu şunları yazar: “Van Hayatı dönemi, Abdülmecid Efendinin en maceralı dönemlerinden biridir. Ağabeyi ve Üstadı ile birlikte Bitlis’te Ruslara karşı savaşmıştır. Bu savaşta yeğeni Ubeyd şehit, ağabeyi Hazreti Bediüzzaman esir düşmüşlerdir. Abdülmecid Efendi, kardeşleri Molla Abdullah ve Hanım (Alime) Rus istilasından kurtularak Şam şehrine intikal ederler. Orada bulundukları yıllarda, ağabeyi Molla Abdullah ile Hacc’a giderler. Hac dönüşünde yolda Arap şakileri kervanı basarlar. Canlarını zor kurtarırlar. Bin bir güçlükle tekrar Şam’a geri dönebilirler.”4
Bu ifadelerden Molla Abdullah’ında Birinci Dünya Savaşına katıldığını söyleyebiliriz. Ancak savaşa nasıl katıldığı konusunda bir bilgiye ulaşamadık. Ancak büyük ihtimalle ya kardeşi Bediüzzaman’ın Kürt Milis Albayı olarak kumandanlık yaptığı Keçe Külahlılar ile veya şeyhi olan Hazret Ziyaeddin komutasındaki gönüllülerle savaşa katılmıştır.
Devlet Arşivlerine baktığımızda Molla Abdullah’ın Birinci Dünya Savaşı başlangıcında Ermenilerin yaptığı katliamlarda şahitleri dinleyen yetkililer arasında olduğunu görmekteyiz. İmzasını da Ulemadan Bediüzzaman Said-i Kürdi’nin biraderi Molla Abdullah olarak attığını görmekteyiz.5
Kaynaklarımız Molla Abdullah Nursi’nin eğitimine dair bilgiler verirken 1882 senesinde Tağ Medresesinde6 olduğunu söyler. 1888 yılında da Ağabey Molla Abdullah medreseden icazet almış ve evine dönmüştür.7 Molla Abdullah, Şeyh Fethullah-ı Verkanisi’den icazet almıştır.8 Dr. Hasan Aksoy, Molla Abdullah’ın medrese eğitimi ile ilgili şu bilgileri verir: “Molla Abdullah da bölgede yaşayan birçok zat gibi öncelikle Kur’an-ı Kerîm ve ilk etapta okunması gereken bazı kitapları okuduktan sonra daha küçük yaşlarda iken babası tarafından kardeşi Said ile birlikte Hizan’a bağlı Tağ köyüne gönderilmiştir. Orada bulunan Molla Muhammed Emin medresesinde sarf, nahiv, mantık, beyân, münâzara, meânî, kelâm, fıkıh, hadis, tefsir ve usul ilimlerini okudular. Daha sonra Doğu Anadolu’da Bitlis ve Verkanis gibi yerlerde var olan medreselerde Arapça eğitimini sürdürerek ilmî alanda icazet belgelerini almışlardır. Molla Abdullah, dinî alanlarda büyük bir âlim olan ve Nakşibendî Şeyhlerinden önemli bir zat olan Fethullah el-Verkânisî ve onun gibi şahsiyetlerden ders almıştır.”9 Molla Abdullah, medrese tahsilini bitirdikten sonra doğudaki birçok imam gibi talebe okutmuştur. Kaynaklarda onun Nurs civarında farklı yerlerde talebeler okuttuğu geçmektedir.10 Nitekim Şirvan’da Medresede ders verdiğini Müküslü Hamza Ağabey de yazdığı tarihçede belirtir.
Molla Abdullah Nursi’nin ders aldığı hocalar olarak Şeyh Emin-i Şirvani (Molla Muhammed Emin), Şeyh Fethullah El-Verkanisi ve Bediüzzaman Said Nursi’yi tesbit edebiliyoruz.11 Kaynaklar da Molla Abdullah Nursi’ye ait üç tane eser olduğunu zikretmektedirler.
1. Molla Halili Siirdi’nin Ma’fuvvat eserine yazdığı el-Kelimâtu’l-vefiyye bi Şerhi’l-Ma‘fuvvâti’l-Halîliyye adlı eseridir. En meşhur ve günümüze ulaşmış eseri budur. Bu eser adı geçen Molla Halil-i Siirdi’nin kitabına yazılan ilk şerhtir. Eser daha sonra Molla Mahmud Zokaydi tarafından restore edilmiştir. Meselenin aslını Molla Mahmûd ez-Zokaydî’nin kaleminden aktaralım: “Her ne kadar bu işin ehli değilsem de çoğu zaman büyük dedem Molla Halil’in Ma‘fuvvât adlı risâlesini şerh etmek zihnimi meşgul ediyordu. Durumumun müsait olmaması ve vaktimin dağınık olmasından dolayı onu şerh etmek bana nasip olmadı. Bu işten umudumu kestikten sonra eserin döneminin meşhur âlimi Abdullah en-Nursî tarafından şerh edildiğini duydum. Bilahare bu kitabın müsveddesini Alâuddîn b. Abdirrahman el-İspayirtî’nin –Allah, onu sevdiği ve razı olacağı şeye muvaffak kılsın- yanında gördüm. Kitabı kendisinden ödünç aldım. Abdullah en-Nursî’nin şerhi müsvedde olduğundan kendisinde açıklama, artma, eksiltme ve ibaresinde yaptığım değişikliklerle tasarruf ettim.”12
Molla Abdullah b. Mirza en-Nursî (v. 1914) tarafından yapılan “el-Kelimâtu’l-vefiyye bi Şerhi’l-ma’fuvvati’l-halîliyye” isimli şerh, Muhammed Şerif Eroğlu ve Bahattin Dartma tarafından tahkik edilmiş olup Molla Musa el-Celâlî’nin Nehcu’l-enâm üzerine yazmış olduğu Faydu’l-Kadîru’l-Allâm” adlı şerh ile birlikte 1431/2010 yılında İstanbul’da basılmıştır.13
2. Tahsîlu fevâidi’n-nikâh bi’ş-şekli’l-mend’ub ve’l-mubâh’tır. On altı sayfadan müteşekkil olan risâlenin konusu, genel olarak eşler arasındaki mubah olan cinsel ilişkiyle sınırlıdır. On dört başlıkta eserini bitiren Molla Abdullah’ın son üç başlığı azil, istimnâ ve fazla cinsî münasebette bulunmanın zararlarıyla ilgili olduğu görülmektedir. Yapılan araştırmalar neticesinde risâlenin herhangi bir yayın evi tarafından basıldığı bilgisine ulaşılamamıştır. Eser, akademik anlamda bir tahkîke tabi tutulmamış, yalnızca metni bilgisayara geçirilmiştir.
3. Peygamber Efendimizi İsmiyle Çağırmanın Hükmü. Diğer risâlesinin adı belli olmamakla birlikte konusu Peygamber Efendimizi (asm) ismiyle “Yâ Muhammed” şeklinde çağırmanın hükmüyle ilgilidir. Molla Abdullah, el-Kelimâtu’l-vefiyye bi Şerhi’l-Ma‘fuvvâti’l-Halîliyye adlı eserinin sonlarına doğru mevlit konusunu işlerken ilgili konuda böyle bir eser telif ettiğini zikretmektedir.
O, risâlesini İbn Hacer ve diğer bazı âlimlerin eserlerinden derlediğini açık bir şekilde ifade etmektedir. Aynı şekilde müellif, risâlesini Peygamber Efendimizi ismiyle çağırmaya cevaz verenlere karşı bir reddiye şeklinde telif ettiğini söylemektedir.14
Molla Abdullah’ın eserlerine özellikle Ma’fuvvat Şerhine bakıldığında onun ne kadar büyük bir alim olduğu görülür. Nitekim Dr. Hasan Aksoy şu değerlendirme de bulunmuştur: “Ana metinde geçen konuların delillendirilmesi, Şâfiî mezhebi dışındaki Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle mukayese yapılması, ilgili konuyla bağlantılı diğer meseleleri zikretmesi şerhini hacimli kılmıştır. Ayrıca Molla Abdullah’ın şerhinde Taberî ve es-Sevrî gibi müntesipleri kalmamış müçtehidlerin ileri sürdükleri görüşlerinin yanı sıra İbn Hacer ve er-Remlî gibi Şâfiî mezhebine bağlı âlimler arasındaki ihtilaflar da ele alındığından ma‘fuvvât konusunda mukayeseli bir eser hüviyyetini taşımaktadır. Molla Abdullah’ın ma‘fuvvât konusuyla bağlantılı kimi hükümleri ispatlamak için bazı yerlerde Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi sahâbîlerin görüşlerini de aktardığı müşâhede edilmiştir.”15
Molla Abdullah Nursi’nin eser yazarken kullandığı literatür onun İslami ilimlerde ne kadar yetkin olduğunu göstermektedir. Dr. Hasan Aksoy, onun Ma’fuvvat Şerhinde sayılamayacak kadar eserden yararlandığını ortaya koymaktadır. Nitekim onun aktardığı görüşlere baktığımızda başta Sahabe, Tabiin, Tebe-i Tabiin, Dört Mezhep İmamı, Mensubu kalmayan Mezhep İmamları, Dört Mezhebin bütün meşhur alimleri, Tefsir, Fıkıh, Hadis, Kelam, Siyer, Tasavvuf, Lügat vb. tüm dallardaki alim ve şairlerden istifade ettiğini görmekteyiz. Yine onun Nurs’ta imamlık yaparken büyük bir kütüphanesinin olduğunu anlamaktayız.
Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı’nda Sofi Mirza ailesindekilere dua ettiğini belirttiği kısımda Molla Abdullah’ın ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Bediüzzaman’ın konu ile ilgili ifadeleri şöyledir: “Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullah ile beraber Abdurrahman'ı ve Ubeyd'i ekser dualarımda zikrettiğim gibi, merhum Fuad'ı dahi onlar ile beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallah.”16
Molla Abdullah Nursi 1914 yılında Nurs Köyünde vefat eder. Nurs köyü mezarlığında, bu ulema yetiştiren âilenin reisi, Bediüzzaman'ın babası Sofi Mirza ile hanımı Nuré ve oğlu Molla Mehmed ile Molla Abdullah yan yana yatmaktadırlar. Allah'ın nuruna ve rahmetine gark olsunlar.17
Molla Abdullah Ağabey’in oğlu Abdurrahman Nursi’nin nüfus kaydında Molla Abdullah’ın adı Teyfur olarak geçmekte olup, eşinin adı da Hesni olarak geçmektedir. Bu bilgi Risale Haber yazarlarından Araştırmacı Yazar kardeşimiz Abdulkadir Çelebioğlu tarafından bana iletilmiştir.
Molla Abdullah’ın iki çocuğu olmuştur. Birincisi, Bediüzzaman’ın “evlad-ı maneviyem” dediği Abdurrahman Nursi (Okur). İkincisi de Bedia adındaki kızıdır. Mustafa Öztürkçü, Bedia hanım ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Abdullah’ın iki evlâdından birisi kız çocuğudur ve ismi Bedîa’dır. Nurs köyünde araştırmalarım sırasında hangi eve gittimse bu Hanımefendiden bahsediliyordu. Bu da onun hatırasının Nurs’ta ne kadar canlı olduğunun bir göstergesidir. Bedîa Hanım Nurs’ta evlenmiştir. Bu evlilikten 4 çocuğu olmuştur. Çocukları hâlâ hayattadır. Nurs köyünün Aşağı Kığıs mezrasında oturmaktadırlar. Bedîa Hanım’ın çocuklarının isimleri Salih, Mustafa, Said ve İsa’dır. Bedîa Hanım, 1970 yılı içinde Nurs köyünde vefat etmiştir.”18 Bedia Hanım’ın kocasının adı da Sofi Taceddin Arslan olup 105 yaşına kadar yaşamıştır.19
Değerli dostlar! Bu yazımızda Molla Abdullah Nursi Ağabey’in ilmi hayatı, eserleri ve ailesi hakkında bilgiler aktarmaya çalıştık. Cenabı Hak Molla Abdullah ve aile mensuplarına rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Envar Neşriyat, sh. 88-89
2. Salih Okur, Cevaplar.org 30 Eylül 2019; https://www.cevaplar.org/content/seyh-fethullah-verkanisi-nin-molla-abdullah-nursi-hakkinda-dedigi-soz
3. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 27
4. A. g. e, sh. 29
5. Ahmet Özkılınç vd., ermeniler tarafından yapılan katliam belgeleri ı ankara-2001, t.c. Başbakanlık devlet arşivleri genel müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın Nu: 49, sh. 129, 145
6. Abdülmecid Nursi, Fuadiye Risalesi, sh. 90; Nurdan Huyut, Bediüzzaman Said Nursi’nin Kardeşleri (Nursi Hanedanı), https://www.risalehaber.com/bediuzzamanin-kardesleri-8354yy.htm
7. A. g. e, sh. 91
8. M. Saki Çakır, İbrahim Baz, Şeyh Asım Ohinî ve Birketü’l-kelimât fî menâkıb-ı ba’di’s-sâdât İsimli Eseri. İstanbul: Nizamiye Akademi 2018 (Kitap Değerlendirmesi), e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi Nisan-2019 Cilt:11 Sayı:1 413-416, sh. 416
9. Dr. Hasan Aksoy, Abdullah en-Nursî ve “el-Kelimâtu’l-Vefiyye bi Şerhi’l-Ma‘fuvvâti’l-Halîliyye” Adlı Eseri, İlahiyat Yayınları, Mart 2025 (e-kitap), sh. 75-76
10. A. g. e, sh. 76
11. A. g. e, sh. 77
12. A. g. e, sh. 81-82
13. Doç. Dr. Adnan Memduhoğlu, Molla Halil Es-Siirdî’nin Hayatı ve Eserleri Hakkında Bazı Mülahazalar, Siirt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 14, 2019, sh. 621
14. Dr. Hasan Aksoy, Abdullah En-Nursi, sh. 80
15. Hasan Aksoy, “Abdullah En-Nursî ve “el-Kelimâtu’l-Vefiyye bi Şerhi’l-Ma‘fuvvâti’l-Halîliyye” Adlı Eseri” Ağrı İslami İlimler Dergisi (AGİİD), Aralık 2024 (15), s. 80-101, sh. 88
16. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Envar Neşriyat, sh. 384
17. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarhçe-i Hayatı c. 1, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 52
18. Mustafa Öztürkçü, Bediüzzaman’ın Bilinmeyen Akrabaları, İzmir 2009, sh. 59
19. A. g. e, sh. 29