Bediüzzaman ve Abdülhakim Arvasi’nin Talebesi Bir Alim: Molla Abdülmecid Perihanoğlu

Abdulkadir CEYLAN

Değerli dostlar! Bu yazımızda hem Bediüzzaman Said Nursi’ye hem de Abdülhakim Arvasi’ye talebelik yapmış mühim bir alimi, bir vefalı dostu, Eskişehir Hapishanesinde Bediüzzaman’la beraber kalmış, bir Horhor talebesi olan Molla Abdülmecid Perihanoğlu’yu anlatmaya çalışacağız inşaallah.

Aslen Buharalı olan Abdülmecid Perihanoğlu, 1878 yılında Van’da dünyaya gelmiştir.1 Evliyalar Ansiklopedisi ise doğum tarihi hakkında şu bilgiyi verir: “Anadolu evliyâsından. 1877 (H.1294)'de Van'da doğdu. Babasının ismi Molla İsmâil'dir.”2 Doğum tarihlerindeki farklılıklar tarih çevirmedeki farklılıklardan kaynaklanabiliyor. Eskişehir Mahkemesi evraklarında doğum tarihi 1878 Van olarak geçmektedir.3

Abdülmecid Efendi’nin ilk eğitimini Horhor Medresesinde Bediüzzaman Said Nursi’den aldığı kanaatindeyiz. Çünkü bu eğitimi konusunda oğlu İsmail Perihanoğlu şunları söyler: "Babam Abdülmecid Efendi de âlim ve fazıl bir zattı. O da Üstad'dan ders almıştı. Beraber sohbet eder, beraberce gezerlerdi. Sık sık bizim eve gelirlerdi. Geceleri geç vakte kadar o zamanın meşhur âlimleri ile sohbetler yaparlardı."4 Diğer kaynağımız da Abdülmecid Perihanoğlu’nun ilk eğitimi konusunda şu bilgileri verir: “Abdülmecîd Efendi, on dört yaşına kadar Van'daki bir medresede okudu.”5 Bu medresenin Horhor Medresesi olduğunu Vanlı Nur Talebesi Seyda Mela Ata Beyaz Hocamızda teyit etti.

Molla Abdülmecid, daha sonra Başkale'ye giderek, Seyyid Abdülhakîm Efendinin husûsî medreselerinde dört sene ilim tahsîl etti. Abdülhakîm Efendinin seçkin talebelerinden oldu. İcâzet, diploma aldıktan sonra talebe yetiştirmeye başladı. Bu arada Mekteb-i İbtidâîde, ilkokulda Muallim-i evvel olarak vazîfe yaptı. Ayrıca Rüşdiye, ortaokulda Arapça dersleri verdi.6

Molla Abdülmecid, Seyyid Abdülhakim Arvasi ile Şeyh Abdurrahman Arvasi’nin mezarını ziyaret edip onun şu kerametine şahit olmuştur. Konuyu eski Van Müftüsü Nimetullah Arvas hoca şöyle anlatmıştır: “Seyyid Abdurrahman Hazretleri 1700’lü yılların başlarında Bahçesaray İlçesine bağlı Arvas'ta dünyaya gelmiştir. İlmi tahsilini burada yapmış olup, dedelerinin bağlı bulunduğu Kadiri yolunda ilerleyerek kemale ermiştir. İrşad ve cihada çok önem vermiş ve Müslümanları da teşvik etmiştir. Hizan-Gayda'da metfun Seyyid Sıbgatullah Arvasi, Arvas'ta metfun Allame Seyyid Fehim Arvasi Hazretlerinin dedeleri, Ankara-Bağlum'da metfun Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin babasının dedesidir. Hoşap kale beyi Sarı Süleyman'in davet ve ısrarı üzerine Hoşap'a gelmiş ve burada ikamet etmiştir. Din hizmetlerini burada icra etmiştir. Yılda 5-6 ay, bölgede irşatlarını sürdürmüştür. Çokça kerametleri görülmüştür. Günümüze kadar tevatüren kerametlerinden bahsedilmektedir. Bir gün Seyyid Abdülhakim Arvasi ve onun sohbetlerini derleyip yazan Vanlı Abdülmecid Perihanoğlu Hoca ile Hoşap'taki kabrini ziyaret ettiklerinde, Seyyid Abdülhakim Efendi, Abdülmecid Hoca'ya "Sen ne hissettin?" diye sordu. O da "Efendim, Ya Zel Celali Vel İkram duyuyor gibiydim" dedi.” Abdülhakim Arvasi Hazretleri "Evet kıyamete kadar onun tesbihatı budur." buyurdular. (Onun bu tesbihatı mezar taşına yazılmıştır.)”7

Abdülmecid Perihanoğlu, 1912 yılında şeyhi ve hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi ile beraber meşakkatli bir hac yolculuğu yapmıştır. Bu yolculuğa dair şu bilgiler verilmiştir: “Abdülmecîd Efendi, hocası Abdülhakîm Efendi ile çok meşakkatli bir hac yolculuğu yaptı. Büyük bir kâfile ile Van-Doğubâyezîd-Iğdır-Tiflis yolundan Batum'a oradan da vapurla İstanbul'a gittiler. Balkan harbi başlaması yüzünden hacca izin verilmemesi üzerine Pâdişâh Mısır hidivinin vapuru ile onların hacca gitmelerine izin verdi. Vapurla İskenderiyye'ye, oradan karayolu ile Süveyş'e, oradan da yelkenli ile Medîne'nin Yenbû iskelesine vardılar. Abdülmecîd Efendi, Medîne'de hocası gibi Peygamber Efendimize (asm) ve eshâbına olan bağlılığı ve sevgisi yüzünden şehir içinde abdest bozmayarak şehir dışına çıkardı.

Hac dönüşünde tekrar Van'a giden Abdülmecîd Efendi, Mahkeme-i şer'iyye başkatipliği ve Van kâdı vekilliği vazîfelerinde bulundu. Şer'iyye vekâleti kaldırılınca Van müftülüğünde memurluk yaptı. 1928'de sürgüne gönderilen Van müftüsü Şeyh Ma'sûm Efendi, yerine vekîl olarak, Abdülmecîd Efendiyi bıraktı. Daha sonra memuriyeti bırakan Abdülmecîd Efendi, bir köşeye çekilip münzevî bir hayat yaşadı.”8

Burada geçen Van Müftüsü Şeyh Masum Efendi’nin 1928’de sürgün edildiği bilgisi yanlıştır. Doğrusu şu şekildedir: “Sürgün şâhitlerinden Vanlı Cemâl Taylan, Üstad’ın Van’dan ayrılışını 10 Şubat 1926 olarak zikrediyor. Kendisi de bir sürgün olan ve Bediüzzaman’la aynı kafilede bulunan Kinyas Kartal, Van’dan ayrılışlarını “1926 yılı Mart ayı başları” olarak veriyor. Şeyh Şâmil’in torunu Said Şâmil; 1926’da Trabzon’dan gemiye binen sürgün kâfilesi içinde Bediüzzaman’ın da bulunduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Bediüzzaman’ın sürgün târîhini; Van Vilâyet Müftüsü Şeyh Ma’sûm Efendi ile ilgili belgelerden (berâber sürgün edildiklerine binâen) 1 Mart 1926 olarak tesbit etmektedir. Bediüzzaman’ın Van’da bir ortaokulda 15-20 gün başka insanlarla birlikte tutulduktan sonra 1 Mart 1926’da Van’dan sürgün hayatı başlamıştır.”9

1 Mart 1926’da sürgün edilen Şeyh Masum Arvasi Hazretlerinin müftülüğü resmi olarak 15 Eylül 1927’ye kadar devam etmiştir.10 Bir sonraki müftü Ömer Azmi Efendi, 20 Haziran 1927 tarihinde göreve başlamıştır.11 Bu bilgilere binaen Molla Abdülmecid Perihanoğlu’nun müftü vekilliği 1927 yılı içinde olmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi, esaret dönüşü Van’a geldiğinde sohbetine daima katılanlardan bir ide Abdülmecid Perihanoğlu olmuştur. Bu sohbetler bazen Abdülmecid Perihanoğlu’nun evinde olmuştur. Bu hususu oğlu İsmail Perihanoğlu şu şekilde anlatmıştır: “Yine bir gün bizim evde bir gece sohbet vardı. Bu sohbette Hazret-i Üstad, Şeyh Masum Efendi, Şeyh Enver, Şeyh Hasan, Molla Resül, Molla Zahir, babam Abdülmecid ve Fakı Haydar Efendiler vardı. Ben o gün hem çay dağıtıyordum hem de kulak misafiri oluyordum. Üstad konuşmaya başlayınca bütün bu zatlar pürdikkat dinliyorlardı. On dörtlük bir lambamız vardı. Seyda, konuşurken, 'Bu lambayı kısın.' derdi. Babam da benden çeşitli kitaplar ister, 'Bunlar Üstad'ın sözlerini anlamıyorlar, sonra da kalkıp bütün bu kitapları karıştırıyorlar' diyordu."12

Bediüzzaman Said Nursi, Erek Dağında kaldığı günlerde Abdülmecid Perihanoğlu, ona oğlu İsmail ile ev helvası göndermiştir. Oğlu İsmail Perihanoğlu, helva meselesini şöyle anlatır: “Erek Dağında kaldığı günlerde babam, annemin yaptığı ev helvasını benimle dağa Üstad'a gönderdi. Hazret-i Üstad ev helvasını çok severdi. Önce Çoravanis'e, daha sonra ise Erek Dağına doğru gidiyordum. Üstad'ın çilehanesine yaklaştığımda tepenin başında bir kurtla karşılaştım. Çok korktum. İleride Üstad, çilehanenin kapısına çıkmış, bana bakıyordu. Benim korkum gitti, kurt da kayboldu.”13

Bediüzzaman Said Nursi, sürgün edildiğinde küçük talebelerinden olup, Nurşin Camii ve Erek Dağında ona hizmet eden Molla Hamid Ekinci, Üstad’tan sonra Molla Abdülmecid gibi zatlardan ders alır. Bu hususu İhsan Atasoy şöyle yazmıştır: “Molla Hamid, Üstad’dan sonra Van’ın meşhur âlimlerinden Molla Abdülmecid Efendi, Hacı Mecid, Şeyh Ömer Efendi gibi zatlardan ders almaya çalışır. Üstad’ı çok sık ziyaret eden bu zatlar için, “Onların yanında Üstad’ımın kokusunu alıyordum” der.”14

Bediüzzaman Hazretleri, Van’dan sürgün edildiğinde İstanbul, Antalya, Burdur ve Isparta’nın ardından 1 Mart 1927 tarihinde Barla’ya gelir.15 Üstad, Barla’ya geldiğinde ona ilk mektup yazanlardan biri olduğu gibi, Üstadın da onlara mektup yazdığı ilk kişilerden biri de Molla Abdülmecid Perihanoğlu ağabeydir. İlgili mektup şu şekildedir:

“Eyyühel İhvan, Abdülmecid, Nuh, Hasan, Ömer, Haydar, Yasin!..

Mektubunuzu aldım. Bu gurbet havasında, vatan kokusunu duydum. Uzaktan uzağa hazin nağamat-ı vataniyenin, hissiyatımın tellerine dokunmasıyla hoşça dinledim. Her birinize ayrı birer mektup yazmak ruhum isterdi. Fakat bu dakikada muvaffak olamıyorum, gücenmeyiniz. Bir mektupta her birinizle ayrı ayrı konuşacağım:

Evvela: Kardeşim Abdülmecid Efendi! Senin mektubunu aldığım günün gecesinde, rü'yada gördüm ki; Ergani'deki kardeşim Abdülmecid yanıma gelmiş, merhum büyük kardeşimden bana mektub gelmiş. Sabahleyin hikâye ettim. Biraz sonra bir mektub elime verildi. Baktım ki ahiret kardeşim Abdülmecid'in imzası var. Demek sen de Abdülmecid gibi bir kardeşimsin. Hem Abdülmecid'den büyük bir kardeşsin. İşte bu vakıaya binaen seni o günden itibaren isminizle en hâs talebeler, kardeşler içine dahil edip, her sabah ne kazanıyorsam, peder ve valideme ve hakikî ve çoğu âlem-i berzahta bulunan kardeşlerime verdiğim gibi; senin defteri a'maline yazılmak için dergâh-ı ilâhiye niyaz ediyorum. Sen dahi beni uhrevî kazancına teşrik et!

Saniyen: Ey Nuh Bey! Ora havalisinde pek çok bulunan talebelerim, kardeşlerim içinde sen kahraman çıktın. Beni her vesile ile aradın. Molla Hamid'le beraber beni buldun. Van kardeşlerimle görüştürdün. Bahtiyar ol! Senin gibi ciddî gayretli bir dost, yanımda kıymettardır. Bugünden sonra sen de Abdûlmecid Efendi gibi isminizle duamda ve kazancımda dahil oldun. Niyet ettiğiniz ziyaret-i beytullah ise سَبِيلًا إِلَيْهِ اسْتَطَاعَ مَنِ الْبَيْتِ حِجُّ النَّاسِ عَلَى وَلِلّٰهِ meşverete ihtiyaç bırakmıyor. Mümkin ve kolay ise gidebilirsin.

Salisen: Ömer Efendi kardeşim! Sen şeyh Fethullah ve Hazret gibi çok sevdiğim ve çok ihtiram ettiğim mübarek zatlara mensub olduğundan, onların namına ve hesabına seni çok düşünüyorum. Sen de onlardan aldığın ders iledir ki; gaflet ve gurur veren dünyevi me'muriyetlerde bulunduğun halde, benim gibi kûşe-i nisyan ve gurbette olanı unutmuyorsun. Cenab-ı Hak sizi o mübarek zatların marziyyatı dairesinde muhafaza etsin. Âlem-i berzahta onların kafilesinden ayırmasın.

Rabian: Ey Şeyh Hasan! Senin küçük mektubun bana büyük geldi. Ağlattırırken, güldürdü. Sen ve Muhammed Salih benim için pek kıymettar iki kardeş ve iki talebesiniz. Siz duamda ve kazancımda dahilsiniz. Hem tev'ziat zamanında o yüksek kametinle çoklardan evvel hayalen görünüyorsun. Fakat gurbet arkadaşım Muhammed Salih'in halini çok merak ediyorum, dünyada ise, benim hususî selâmımı tebliğ et!.

Hamisen: Orada iseler, Molla Şükrüllah, Molla Yasin, Molla Resul, Molla Yusuf, Molla Ma'ruf, Molla Abdurrahman ve Şeyh Hasan'ın biraderzadesi Fehmi, Gevaşlı Molla Abdülhakim ve Molla Abdülvahhab ve Fakah Haydar ve Molla Hamid'in valideleri ve Nuh Bey'in kayınbiraderi Fahrî ve Abdülmecid Efendi'nin mahdumları gibi kardeşlere ve hayalimde kendileri bulunup isimlerini yazmadığım umum dostlara ve kardeşlere selâm ve dua ediyorum ve dualarını istiyorum.

Bu gurbette benim halet-i ruhiyemi anlamak isterseniz, şu gelecek fıkralara bakınız, ağlamama ağlayınız! Evet, ahiretine pek ciddî çalışan pek çok mübarek zatlar, kazandılar, gittiler. Ben beraber çalışmadım, gafletten uyandım. Fakat heyhat, yalnız ve müflis kaldım. Ve bu hal hatıra geldikçe böyle bağırarak ağlarım:

"Bir ticaret yapmadım nakd-i ömür oldu heba.
Yola geldim. Lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenha garib,
Dide giryan, sine püryan, akıl hayran bîhaber.. ”16

Değerli dostlar! Mektupta görüleceği gibi Üstad, Molla Abdülmecid’e kardeşim Abdülmecid diye hitap edip, ahiret kardeşi olarak niteliyor. Ayrıca işlediği sevaplara onu ortak ettiği gibi, onunda kendisini sevaplarına şerik etmesini istiyor.

Bu mektupta Hac konusunu Bediüzzaman’la istişare eden Nuh Bey, Hacca gider, Hac dönüşü Üstad’a bir hediye gönderir. Üstad bu hediyeye çok sevinir ve hediye sahibi Nuh Bey ile Abdülmecid Perihanoğlu ve arkadaşlarına şu mektubu yazar. Mektupta Molla Abdülmecid’in zikrinin geçtiği kısım şu şekildedir:

“Aziz, sıddık, vefadar, hakikatlı, fedakâr kardeşlerim Nuh Bey, Molla Abdülmecid, Molla Hamid!

Çok mübarek hediyenizi açtık gördük ki, Van hediyesi değil, belki Medine-i Münevvere ve Ravza-i Şerife'nin mübarek kerametli hediyesidir. Hem fiatı, üstünde yazıldığı gibi yirmi beş lira değil, yirmi beş bin liradan fazla manen kıymetlidir. O mübarek hediyeyi Medine-i Münevvere namına, bu havalideki Kur'an-ı Hakîm'in hizmetinde hâlis hizmetkârlarına ve benim arkadaşlarıma tevzi' etmek için -alerre's-i vel'ayn- kabul ettik. Fakat bu manevî hediyenin ehemmiyetli bir sırrı bulunduğu bana ihtar edildi. Yani Cenab-ı Hakk'a yüz bin şükür ediyorum ki, Kur'an’a ve Zât-ı Risalet'e hizmetimizin bir alâmet-i makbuliyeti nev'inden olarak, bir iltifat-ı Nebevîyi hissettim.

O sırrı size açmak münasib görüldü. Şöyle ki: Şimdi bu mektubu yazan kâtib ile kardeşi Mes'ud beraber bir gün, üç aydan beri bahsi geçmediği Ahmed Ağa'nın bahsi geçti. Beraberimde kâtib Tevfik ile Mes'ud'a dedim: Bütün kitabları Diyarbekir'deki Ahmed Ağa'ya göndereceğiz. Tâ ya Şam-ı Şerif tarafına, ya Van'daki sıddıklara ulaştırsın. Bu sözümüz ve meşveretten dört saat sonra, aynen o Ahmed Ağa habersiz çıktı geldi. Aynı günde siyah bir mürekkebimiz vardı. Keşki güzel bir kırmızı mürekkebimiz olsaydı dedik. Biraz o mürekkebden taş üzerine döktük, siyah ve mor idi. Sonra yazmaya başladık. Tam istediğimiz tarzda kırmızı oldu. Bu hale yedi-sekiz kişi pek çok hayret ettik. Bu işi de bir fâl-i hayr addettik. Fesübhanallah dedik, bunda bir sır var. Sonra birdenbire hatırıma geldi; Şam-ı Şerif'te eniştem Molla Said var, bir kısım kitabları Ahmed Ağa'ya verip göndereceğim, dedikten sonra tam bir sıddık olan Nuh Bey hatırıma geldi.

Evvel başka memleket niyetiyle, sonra İstanbul'daki kardeşlerin istemesiyle, siyah tali'imiz suretini değiştirip parlayacaktır, diye mana verdik. Sonra Mısır'a niyet edip yazdırdığım kitabları, en lâyık Van'ı ve en sadıkı Nuh'u gördüm, ona göndereceğim diye Ahmed Ağa gittikten sonra, onun arkasından Burdur'a kadar gönderdim.

Sonra bu işde öyle bir muvaffakıyet ve teshilât göründü ki, şübhe bırakmadı ki, burada bir sır var. Nazar-ı dikkati celbetti. Dikkat ettik ki, evvelki mektubda size yazdığımız gibi, İstanbul'da oturan bir adam, üç defa buraya misafireten gelerek, onun eliyle Nuh Bey'in üç defa mektub telgrafı elime geçiyor. Ve en sevdiğim Hulusi Bey ve Molla Abdülmecid ve Molla Hamid ve Hoca Abdülmecid Efendilerin selâmları ve isimlerini bir mektubda, yine o Mehmed Efendi geçen sene bana o getirdi. Dedim: Bu bir işaret-i inayettir, bu tesadüfî değil.”17

Bediüzzaman Said Nursi’nin Molla Abdülmecid Perihanoğlu ve arkadaşlarına yazmış olduğu diğer bir mektubun Molla Abdülmecid Ağabeyden bahsedilen kısmı şu şekildedir:

“Aziz, sıddık, vefadar âhiret kardeşlerim Hacı Nuh Bey, Molla Hamid!

Sizler benim için çok ehemmiyetlisiniz. "Sıddık-ı vefiy bu zamanda yoktur" diyenlere karşı sizleri gösteriyorum. Yirmi sene Van'da geçirdiğim hayat-ı ilmiye… Benim için Van çok kıymetdardır. Lillahilhamd sizler o kıymetdarlığı gösterdiniz. Ve Van'a karşı şedid hissiyatıma tam mukabele ediyorsunuz. Size medar-ı ibret bir vakıa söyleyeceğim, şöyle ki:

Geçen sene Barlalı, İstanbul ticaretinde bulunan Bekir Efendi'nin şeriki Mehmed Efendi vasıtasıyla bir mektub aldım. Mektub hârika olarak bana göründü. Çünki Hulusi Bey, "Nuh Bey'le görüştüm" diye o mektubda bana yazıyor. Aynı mektubda, kardeşim Abdülmecid de, Molla Hamid'in selâm ve duasını bana yazıyor. Aynı mektubda Nurşin-i Süflâ'da Molla Abdülmecid'in yazısı ve imzası vardı. Fesübhanallah dedim. En ziyade sevdiğim bu insanların ayrı ayrı memlekette bulunmakla beraber, bir mektubda bunların içtimaları tevafuklu bir levha-i temaşadır.”18

Mektupta Üstad açıkça Molla Abdülmecid Perihanoğlu’nu en çok sevdiği insanlar arasında zikrediyor. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Van dönemi talebeleri arasında yer alan Molla Abdülmecid Efendi, alim bir nur talebesidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte 1935 yılında Eskişehir Cezaevinde hapis yatmıştır.19 Ahmet Akgündüz Hoca’nın verdiği bilgiye göre Abdülmecid Perihanoğlu, Eskişehir Mahkemesi maznunları arasında 113. sırada yer almıştır.20

Vanlı Abdülmecid Perihanoğlu Hoca salih bir zat olup eski Aşağı Norşin camisinde imamet ve hitabet vazifesini yapmış olup, bir vakit camiye gitmemiş olsa, o vaktin ücretini iade ettiği meşhurdur.21

Abdülmecid Perihanoğlu, Üstad'dan iki yıl sonra, 1962’de 84 yaşındayken vefat etti.22 Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.

Dipnotlar:

1. https://nurkoy.org/alim-bir-talebe-molla-abdulmecid/

2. Kemal Yavuz vd. Evliyalar Ansiklopedisi, İhlas Gazetecilik Holding Yayınları, İstanbul 1992, sh. 255 (Pdf)

3. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi c. 3, Osav Yayınları, İstanbul 2015, sh. 332

4. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 1, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 126

5. Kemal Yavuz vd., a. y.

6. A. y.

7. Hüseyin Geylani Akdaş, Seyyid Abdurrahman Arvasi’nin Mezarına Torunlarından Türbe, Günaydın Haber, 07. 05. 2023; https://www.gunaydinhaber.net/haber-seyyid-abdurrahman-arvasinin-mezarina-torunlarindan-turbe-4827.html?utm_source=chatgpt.com

8. Kemal Yavuz vd., a. y.

9. Abdülbaki Çimiç, 1926’dan 2026’ya sürgünün yüzyılı, Genç Yorum Dergisi, 15. 06. 2026; https://www.gencyorumdergisi.com/2026/03/1926dan-2026ya-surgunun-yuzyili/

10. https://van.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspx?ContentId=191&MenuCategory=Kurumsal

11. https://van.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspx?ContentId=192&MenuCategory=Kurumsal

12. Son Şahitler 1, sh. 127

13. A. g. e, sh. 128

14. İhsan Atasoy, Molla Hamid Ekinci, Nesil Yayınları, İstanbul 2011, sh. 198

15. Abdullah Mollaoğlu, Bediüzzaman’ın Van’dan Barla’ya Sürgünündeki Süreç ve Tarihlerin Tespiti Üzerine, Risale Portal, 10. 07. 2025; https://risaleportal.com/detay/1451-bediuzzamanin-vandan-barlaya-surgunundeki-surec-ve-tari

16. Bediüzzaman Said Nursi, Gayrı Münteşirler 2, sh. 854-856

17. Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Envar Neşriyat, sh. 254-255

18. Barla Lahikası, sh. 121-122

19. https://nurkoy.org/alim-bir-talebe-molla-abdulmecid/

20. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi c. 3, Osav Yayınları, İstanbul 2015, sh. 332

21. Hüseyin Geylani Akdaş, a. y.

22. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 2, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1993, sh. 62

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.