4+4+4 veya suyun mecrasına dönmesi

Abdulkadir MENEK

Türkiye’de, üzerinde en çok oynanan ve her vesile ile farklı mecralara çekilmek için gayret gösterilen konuların başında eğitim sistemi gelir. Her iktidar değişikliğinden ve özellikle askeri müdahalelerden sonra, eğitim sistemi üzerinde çok radikal değişiklikler yapılır.

Askeri müdahalelerden sonra yapılan sistem değişikliklerinin pek fazla pedagojik  yönünün bulunmadığını söyleyebiliriz. Tek ve değişmez maksatları ‘’Kemalist bir nesil’’ yetiştirmektir. Bu konuda hiçbir kuşkunun olmaması gerekir.
Çünkü insafla ve objektif olarak bu dönemlere yapılan ve ciddi boyutlara ulaşan radikal kararlara bakıldığı zaman, bunların hiçbir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı, sadece dindar bir neslin yetişmesinin önüne geçmek ve dünyevileşen, amaç ve mefkureden yoksun bir neslin yetişmesi için adımlar atıldığı rahatlıkla görülecektir.
Bu amaçlarının gerçekleşmesi için önemli bazı gelişmeler yaşanmakla birlikte, milletin her şeye rağmen direnci, fedakârca yapılan gönüllü ve sivil hizmetlerin halkın vicdanında makes bulması sonucu, inançlı ve değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinin önüne geçilmediği görülmektedir.

Önce Tevhid-i Tedrisat kanunu ile eğitim bütünüyle Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Dini eğitim veren bütün kurumlar, tekkeler, medreseler kapatıldı. Mili Eğitim müfredatından, dini ve manevi telkin anlamına gelebilecek bütün konular çıkarıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı, birçok yönü ile tabuların merkezi oldu. Şimdi bile bazı şeylerin konuşulması, bazı konuların gündeme gelmesi, mukaddeslerine saldırılmış gibi bazı zihniyet sahiplerinde, büyük feveran ve tepkilere yol açmaktadır.

Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması ve 19 Mayıs’ta yapılacak bayram törenlerinin daha dar bir çerçeveye alınması kararının, devlet ile özdeşleşmiş halkçılar ve ırkçılarda meydana getirdiği tepkinin dozu hatırlandığında, bu görüşümüzün ne kadar doğru olduğu görülecektir.

Dikkatle bakıldığı zaman görüleceği gibi, Milli Eğitim cenahında atılması gereken o kadar çok adımın bulunması, adı geçen kesimlerin bu cenahta yaptığı tahkimatın ne kadar büyük olduğunun en açık göstergesidir.

Her sabah çocuklarımızın buram buram faşizm kokan bir anda mahkum edilmesi, bütün sınıflarda kutsiyet atfetmenin bariz bir numunesi olarak, Ulu Önder efsanesinin gözlere sokulmak, beyinlere nakşedilmesi adına resim ve gençliğe hitabelerin bir tabu şeklinde, bütün sınıfın gözü önüne ve tahtanın üstüne de asılması, bu zihniyetin yaptığı tahkimatın örnekleri olarak sayılabilir.

Daha buna benzer çok sayıda örnek vermek mümkündür. Ancak son günlerde 4+4+4 kesintili eğitimi ön gören kanun teklifi çerçevesinde koparılan kıyametin, gösterilen şiddetli tepkilerin, TBMM zemininde teklifin adeta zorla, kavgayla ve her türlü nezaket dışı yöntemlerle engellenmek istenmesi, bu oligarşik zihniyetin mahiyetini açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır.

Demek ki bu zihniyet, kendi başına asla gerçekleştirme gücüne sahip olmadığı ve bundan sonra da sahip olması çok zor görülen, bu anti demokratik ve anti pedagojik uygulamaya tam bir can havli ile sarılmanın telaşı içindedir.

28 Şubat dönemi, darbeyi önleme bahanesi ve cerbezesi arkasında, milletin bütün değerlerine saldırının TBMM zemininde ve demokrasi maskesi altında gerçekleştirildiği karanlık ve müstebit bir dönemin adıdır.

28 Şubat’ın karanlık ve demogoji ile gizlenmeye çalışılan istibdat günlerinin yadigârı olan, milletin değerlerine, inançlarına ve kendi imkânları ile kurduğu eğitim kurumlarının düşman konsepti içine yerleştirilerek bitirilmeye çalışıldığı bu zihniyet, elbette TBMM’nin hür zemininde hak ettiği cevabı almalıdır.

28 Şubat’ın demokratik süsü verilen karanlık, anti demokratik ve zorba zemininde tehdit ve baskılarla kabul ettirilen sekiz yıl kesintisiz eğitim uygulamasının, bu ülkenin milli eğitiminde yaptığı tahribatın, ülke ekonomisine verdiği zararların, mesleki eğitim alanında yaptığı dehşetli kıyımın maliyetini hesaplamak veya hesabını vermek elbette mümkün değildir.
Fakat zararın neresinde dönülse kardır. Türkiye, eğitim sisteminin boynuna dolanan, adım atmasını engelleyen, mesleki eğitimi can çekişme noktasına getiren bu prangadan mutlaka kurtulmalıdır.

4+4+4 olarak adlandırılan bu yeni sistem ile zorunlu eğitim on iki yıla çıkarılıyor, fakat dört yıllık dilimler halinde kesintili şekle dönüştürülüyor. Bu değişim ile ilk, orta ve lise eğitimleri, yeniden uygulamaya geçiriliyor. Birbirine yakın yaşlardaki çocukların aynı ortamda eğitim görmesinin yolu açılarak, önemli ve gerçekçi bir adım atılıyor.
Bu değişim ile meslek liselerinin önünün de açılması hedefleniyor. İmam Hatip Okulları da elbette bu değişimden yararlanacak ve eskiden olduğu gibi yine büyük öğrenci potansiyellerine hizmet edecek.

28 Şubat döneminin kanayan bir yarası olan ve yıllarca büyük bir haksızlık ve zulüm vasıtası olarak kullanılan katsayı farklılığın da kaldırılması ile birlikte, geçen dönem bu okullara yeniden gösterilmeye başlayan rağbet, artarak devam edecek.
Diğer bütün meslek okullarına da, elbette bu değişim ile birlikte daha büyük bir rağbet olacak, Oran olarak 28 Şubat döneminde büyük ölçüde gerileyen, meslek liselerinin genel liselere oranı da bu şekilde yavaş yavaş olması gereken düzeye çıkacak.
Başörtüsü konusu da tam olmazsa bile büyük ölçüde hal edilmiş olacak. Çünkü ilk dört yıllık eğitim döneminden sonra kızlarının başı örtülü olarak okumasını isteyen ailelerin de önünde İmam Hatip Okulu seçeneği olacak.

Yeni sistem ile birlikte okullara Kur’an derslerinin seçmeli olarak konacağının ifade edilmiş olması da, inşallah büyük hayırlara vesile olacak. Ayrıca, büyük bir yara olarak kanamaya devam eden ve uzun yıllardan beridir, bir hak talebi olarak ısrarla ifade edilen ‘’Kürtçe’’nin de seçmeli ders olarak müfredata ekleneceğinin Milli Eğitim Bakanı tarafından açıklanmış olmasını da, çok önemli ve yerinde bir adım olarak değerlendirmek gerekir.

Bütün bunlarla birlikte bizleri tereddüt içinde bırakan iki konunun da mutlaka hal edilmesi gerekir. Bu konular hakkında, bir önlem olarak düşünülen veya kamuoyu ile paylaşılan bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını tam olarak bilmemekle birlikte, tekraren bile olsa, bu konuları gündeme getirmenin gerekli olduğu düşüncesindeyim.
Bunlardan birincisi, Kur’an Kursları meselesidir. 12 yıllık eğitimin sonunda on sekiz yaşına gelmiş insanların, Kur’an Kurslarına gitmelerinin ne kadar zor olacağı bilinmektedir. Zaten sekiz yıllık kesintisiz eğitimde, en çok tenkit ettiğimiz noktalarından birisi de bu eğitim süresince, Kur’an Kurslarına imkan tanıyacak bir düzenlemenin yapılmamış olması idi.

Mutlaka, böyle bir isteği olan ailelerin önüne güzel bir alternatif sunulmalıdır. Bu belki, ilk dört yıllık dönemden sonra, bir-iki yıl ara verme ve bu dönem zarfında Kur’an kurslarına gitme imkânı verme şeklinde düşünülebilir. Bu dönemden sonra öğrencilerin, yeniden ikinci dört yıllık döneme devam etmeleri bu şekilde sağlanmalıdır.

Bir diğer önemli konu da ‘’Hafızlık Eğitimi’’dir. Hafızlık eğitimi,  yüzyıllardır devam eden, özellikle son yüzyılda büyük zorluk ve engellemelerle de olsa devam etme başarısı gösteren İslami bir gelenek ve hasene olarak, günümüze kadar ulaşmıştır. Kur’an Kurslarında olduğu gibi, hafızlık eğitiminin de gerçekleştirilmesi gereken yaşlar, erken yaşlardır.

Bu iki önemli konu için gerekli tedbirlerin alınmadığı ve kolaylığın sağlanmadığı bir düzenleme, muhakkak ki eksik kalacaktır. Bu kadar önemli bir konuda, bu kadar büyük engellemelere rağmen, kararlı bir şekilde yollarına devam eden hükümetin sayın yetkililerinin, bu konuyu da hal etmek için gereken adımları atacaklarına inanıyoruz.
Hayırlı her adımda, böyle güzel çalışmalarda, emeği geçen herkesin dualarımızla arkalarında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.