28 Şubat, Nurculuk ve Ergenekon

Hüseyin YILMAZ

28 Şubat 1997 devr-i meş’umunun üzerinden on iki uzun yıl akıp geçmiş. Memleketi, “İrtica var!” hezeyãnı ile gürültüye boğan devletin silâhlı kanadı, hãkimiyetini tesis için kolları sıvamış, entrikalar entrikaları kovalamış, tertiplerin en kepazeleri “mutlak hakîkat” diye takdim edilmişti.

Bu milletin bağrından fışkırmış en köklü, en temiz, en ahlâkî ve en insãnî hareket olan Nurculuk, dessãsãne bir kast-ı mahsusla en merkezî hedef noktasına yerleştirilerek, ahmakça bir tertiple milletin bağrından sökülmek, gözden düşürülmek istenmişti. Nurculuk’la yegâne irtibatı Müslüm Gündüz’ün zayıf ve karanlık geçmişi olan Aczimendiler’in,  kahir ekseriyeti istihbãrãt elemanlarından müteşekkil varlığıyla Nurculuğu tahribe teşebbüs, gerçek bir hamãkattı...  Ne hamãkati, düpedüz şuursuzluk. Uzun geçmişinde en ufak bir şaibe bulunmayan, ãsãyişi ihlâl mãnãsına küçücük bir hareketi görülmeyen bu tertemiz ve köklü hareketin, sadece Türkiye’yi değil, ãlemi ihãta istidadı göstermesi karşısında telaşlanan zındıka ve ifsad komitelerinin Aczimendi tertibine teşebbüsleri; acınacak bir hãl...

Bugün, Ali Kalkancı ile Fadime Şahin’in doğrudan devletin maşası olduğu, ãdi bedîhîyãttan... Müslüm Gündüz ise, yola tertipçi olarak çıkmamış olsa bile, 28 Şubat hengamında bu tahribkâr rolü; ya bir menfaat karşılığında isteyerek veya ağır bir tehdit altında, korkuyla oynamış; geçmişini de, geleceğini de hebã etmiş ve rezîl ü rüsva olmuştur. Fadime nerelerde bilmem amma, 28 Şubat’ın tahrible vazifeli sahte şeyhi bir kaç gün önce uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandı... 28 Şubatçı’ların “Ergenekon Dãvãsı” ile hãkimiyetleri sarsılmamış olsaydı, Ali’nin uyuşturucu tezgâhına kimse dokunamazdı; ne var ki, Kalkancı’nın hãmîleri de hesap verme sırasına geçmişler, kendilerinden başkasını düşünecek hãlleri yok.

28 Şubat tertipçilerinin kahir ekseriyetiyle “Ergenekon Dãvãsı”na, en kötü tarafından malzeme teşkil etmesi, şaşırtıcı değildir. Milletle barışık olmayan, değerlerini asla beğenmeyen ve tasvib etmeyen devletî unsurların kuyruklarının birbirine dolanması, tabiî olandır. Milletin, din ve ahlâkî değerlerini yaşamasının tabii tezãhürlerini “irtica” olarak yaftalayıp, avaz avaza bağıran bir avuç devletlinin gelecekleri, geçmişlerinden daha karanlık olacaktır. Zirâ, millet uyandı; uyanıyor... Korku ve tehditlerle, on yılda bir sahneledikleri darbe ve muhtıralarla artık yol alamazlar...

Bugün merakla beklediğim hususların başında, 28 Şubat tertibine en tepe noktasında iştirãk edip sãhib çıkan Demirel’in gerçek yerinin neresi olduğudur? Acaba Demirel, bugün Ergenekon’a da zemin teşkil ettiği açıkça ortada olan 28 Şubat’ın tertipçileriyle hemfikir miydi; yoksa ilerlemiş yaşına rağmen, ikbãl hesaplarının sevkiyle mi aynı pis çamura düşmüştü? İki husus arasındaki fark; yanlış bile olsa, birincinin daha haysiyetli bir neticeye müncer olmasıdır. İnandıklarınız yanlış olabilir, ama samimiyetiniz hürmete şãyãndır. Alçaltıcı olan, inanmadan yaşamak; mürãilik yapmak... Bir nevi münafıklık yâni, en düşük derekesi bile kafirden eşedd olan münafıklık.

Demirel, bütün  olup bitenlere inanmadan iştirãk ettiyse, nazarımda itibãrını kaybeder, etmiştir. Ama inanarak iştirãk ettiyse, suçludur; suçlanacaktır... Açıkçası; “Ergenekon Dãvãsı”nın 28 Şubat tertipçilerinin tepe noktalarına kadar ulaşıp ulaşmayacağını merak edenlerdenim; tabiî Demirel’e de... Zirã, biliyorum ki, doğrudan Ergenekon’u kurmamış olsalar bile, muttali olmamış olmaları imkânsızdır. Bu kat’i hükmün devamı da kat’iyet arzediyor: Seyirci kalınmıştır... Seyirci kalmak, himãye etmekten farksız; himâye edilmiştir...

Erbakan’a gelince... Yaşı ilerledi, sıhhatı da iyi değil, diye biliyorum... Hakkında hayırlı şifa ve ömür diliyorum... Ama, Erbakan’ın millete ve gelecek nesillere bir haysiyet ve şeref borcu var: 28 Şubat ile ilgili bildiklerinin tamamını anlatmak... Bunu yaparsa, 28 Şubat devrinde çiğnetip kirlettiği şerefini, kısmen temizleyebilir ve gelecek nesillerin duasıyla, sebebiyet verdiği günahların yükünü, belki hafifletebilir. Yoksa o devrin mel’anetlerine direnmediğinden, dünyada yaşadığı zulüm ve mezelletler temizlenmesine yetmeyebilir. Bu ihtimal, kabir huzurunu da tehdid eder.

28 Şubat tertibinin sebebiyet verdiği en elîm ve en tehlikeli netice iki: Birincisi, mecburî ilköğretimi sekiz yıla çıkartmak; diğeri, başörtüsü yasağını derinleştirerek eğitim hayatını milletin kahir ekseriyetini yaralayacak şekilde tanzim etmesi. Evinde başörtüsü zulmu sebebiyle acı çekmemiş aile sayısının, çekenlerin yanında hiç mesabesinde olduğu kanaatindeyim. Zirã, geniş aile yapımız sebebiyle, bir kişinin acısı, bãzen yüz kişinin acısı olabiliyor.

Evet, bu şenî’ vaziyet bir kaç neslin dünyevî geleceğini mahvetmiştir, mahvediyor... Ama uzun sürmeyecek, zulüm ãbãd olmaz... Acı çekenlerin artması, çözümü hızlandıracaktır ve çözüm dünden daha yakındır. Yakındır, zirã bir millet despot bir zihniyetin keyfî ve cebrî icraatları altında acı çekiyor. Millet, hukukunu arayacaktır, aramalıdır... “Ergenekon Dãvãsı”, küçük bir başlangıçtır... Dehlizlerin bütününe ulaştırabilecek bir başlangıç... Yãhûd, surda açılan gedik... Hisarların gerisinde mukavemet edecek bir güç yok, korkumuz yersiz; fetih tamamlanacaktır...

28 Şubat başta olmak üzere, bu mazlum millete, neredeyse bir asrı kaybettiren, geleceğini hebã eden bütün darbe ve darbecilere lânet olsun. 

yilmaz@hyilmaz.net

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.