12 Eylül'ün konuşulmayan boyutu

Türkiye, 12 Eylül'e giden süreçte neler kaybetti? Herhalde hesaplanması en güç olan şey budur.

Vedat Bilgin'in yazısı  

Çünkü bu kaybın içerisinde insan ve insani değerler var. Bir neslin yüz binlerce gencinin, milyonlarca insanın ve bir ülkenin ruhunun baskı altına alınması, ufkunun karartılması, ümitlerinin soldurulmuş olması var. Yeni filizlenen demokrasinin kesilmesi var.
Bunların dışında çok konuşulmayan başka önemli bir kayıp da var. Bu, 1970'li yıllardan itibaren Türkiye'nin kalkınma anlayışında öne çıkan sanayileşme politikalarıyla ilgilidir.

Gerçekten de 1970'li yıllar, Türkiye'nin sanayileşmeyle yoğun ilişkiler kurduğu yıllardır. O gün politik yelpazenin neresinde yer alırlarsa alsınlar, hemen herkesin bir 'sanayileşme davası' vardır.

Darbeleri kim istiyor?

Bu konuda kıt kaynaklara ve bir sürü yetersizliğe karşın temel endüstrilerin kurulması bakımından Türkiye'nin gösterdiği performans, mukayeseli olarak bakıldığı zaman dahi, birçok ülkeye göre önemli bir gelişmeyi ifade etmektedir.

Sanayileşmenin, Türkiye'de askeri darbeler ve müdahaleler açısından hem uluslararası ekonomik ilişkiler hem de toplumsal değişimin yaşattığı sorunlar bakımından önemli olduğunu belirtmek gerekir.
   
Batı sistemi içerisinde, edilgen bir konumda bulunan Soğuk Savaş Türkiye'sinin, sanayileşmesi ve ekonomisini güçlendirmesi iki kutup arasında denge sağlama ihtimalini elde etmiş bir ülke anlamına geldiği için Batı açısından çok makbul görülmediğini tahmin etmek zor değildir. Ayrıca belli endüstrilerin kuruluşunda, Batı'nın Türkiye'nin önünü kesen, ekonomik anlaşmalar ve uluslararası ilişkilerdeki dayatmalarına karşı Sovyetler Birliği ile işbirliği yapma arayışı, teknolojik transferlerle bazı endüstrilerin kurulmasının Doğu Bloku üzerinden gerçekleştirilmesi, bu bağlamda hatırlanabilir.

Diğer husus sanayileşmenin yaşattığı sosyal farklılaşmalarla ilgilidir. 1970'lerde görünürlük kazanan işçi hareketleri, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı, demokratikleşme taleplerinin toplumsal temellerinin güçlenmesi, darbeler ve militer zihniyet açısından bir kargaşa, 'anarşi ortamı' olarak değerlendirilmiş ve müdahalenin gerekçelerinden birisi haline getirilmiştir.

Kâbus bitti mi?

Kısaca sanayileşmenin iki boyutu da darbecilerin ilgi alanı içerisindedir. Birinde, sistemin öngördüğü ve kontrolünde olan, bir ekonomi içinde kalınması talebine karşılık vermek üzere hareket etmişler, diğerinde ise sanayileşmenin ve toplumsal taleplerin yaşattığı farklılaşmaya, demokratikleşme taleplerine baskıyla müdahale etmişlerdir. Zira Türkiye'nin demokrasisinin güçlenmesi, istikrar içinde kalkınmaya yol açacağı için, ülkeyi kontrolü güç bir konuma taşıyacaktır.

12 Eylül öncesi Türkiye'deki sıcak çatışmanın adı 'sağ-sol' diye nitelendirilmiş olsa da arka planda uluslararası sistemin Türkiye'ye verdiği rol, Batı ittifak sistemi içerisinde Türkiye'nin belirlenmiş misyonu ile Türkiye'nin toplumsal gelişme dinamizminin yaşattığı çelişkilerin yol açtığı sonuçların bulunduğunu görmek gerekir. Sürecin 'sağ-sol' çatışmasına dönüştürülmesi de bütünüyle Soğuk Savaş dünyası içerisinde üretilmiş ve yönetilmiş bir durumdur.

Bugün 'Ergenekon süreci' diye bilinen gelişmede ortaya dökülen birçok bilgi, belge kritik edildiğinde, bu tür illegal yapıların, o gün Soğuk Savaş sürecinde nasıl bir iç çatışmayı örgütledikleri daha kolay görülebilir.

12 Eylülcüler sadece yaptıkları işkencelerle, cinayetlerle, baskı ve zulüm düzeniyle ülkenin üzerine bir kâbus gibi çökmüş olan siyasal rejimiyle hatırlanmayacaktır. Bütün darbeler ve darbeciler gibi, aynı zamanda ülkenin gelişmesini engelleyen bir zihniyet olarak da tarihe karşı sorumlu tutulacaklardır.

İhlas

Güncel Haberleri