Zafer Özcan'ın haberi:
Elisabeth Özdalga’nın ‘Modern Türkiye’de Başörtüsü Sorunu’ kitabı, 10 yıl önce İngilizce yayımlanmıştı. 10 yıl sonraki Türkçe basım, güncelliğini koruyor. Bu da sorunun Türkiye’deki gidişatı hakkında yeteri kadar bilgi veriyor zaten.
10 yıl önce ve 10 yıl sonra problem nasıl görünüyor denildiğinde, Prof. Özdalga’dan kötümser yorumlar geliyor. Başörtüsü konusunda resmî çevrelerin tavır ve uygulamalarının katılaştığını vurguluyor: “1995-96 yıllarında bir açılma, bir yumuşama olur diye beklerken tam tersi oldu. Baskılar arttı. 90’lı yılların başında mülakatları yaptığım zaman örtülü birçok öğrenci şu veya bu şekilde, bütün sıkıntılara ve eziyetlere rağmen, mezun olmayı başarabiliyorlardı. 28 Şubat kararlarından sonra bu çok daha zor, hatta imkânsız oldu.”
Tarihsel açıdan bakıldığında aslında örtünmek değil, başını açmak hep bir hak meselesi gibi ele alınmış. Modernleşmenin ilk aşamalarında, başı açık ve özgür olmak aynı şeyi temsil ediyordu, birçok kadın açısından. Özdalga, meselenin bugün artık böyle olmadığını düşünüyor. Çünkü modernleşme değişik kesimler tarafından farklı şekillerde yorumlanıyor. Bazı kesimlerin, örtünerek modernleşmeyi yaşamak istediklerinin altını çiziyor. Fakat Türkiye’de, başta üniversiteler olmak üzere, örtünme alanları sınırlandırılmış. Yasaklar var ve bu yasaklar muhafaza edildiği sürece örtünme hakkını savunmak bir kadın hakları meselesine dönüşüyor. Özdalga, bu mücadelede laik ve feminist çevrelerin tavrını eleştiriyor: “Ne yazık ki bu mücadelede laik veya feminist çevreler, yeteri kadar destek vermediler, bu haklara sahip çıkmadılar. Kendilerini örtünen kadınlarla eşit görmediler. Onun yerine kendilerini bu kesimdeki kadınlardan daha haklı, daha üstün, yazar George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği adlı romanında yazdığı gibi, daha eşit olarak gördüler. Bu da üzücü bir şey tabii.”
Bu sorun tartışılırken konu hep başörtüsünün hangi maksatla takıldığına takılıp kalıyor! Örtüyü, inancın sonucu görmek istemeyenlere karşı, Özdalga’nın bu konudaki yaklaşımı da son derece net. Örtünmenin ilk planda siyasi bir tavır değil, bir inanç meselesi olduğunu düşünüyor. Buna rağmen örtünen kesim içinde kendilerini siyasete daha yakın gören veya davranan bir kesim olduğunu da söylüyor ve ekliyor: “Tıpkı diğer toplum kesimlerinde olduğu gibi. Kendini laik gören herkes siyasetle mi uğraşır? Tabii ki hayır. Türkiye’de yaşayan inançlı insanlara İslamcı demek biraz zor. İslamcılık deyince insanın aklına radikal İslam geliyor. O değil söz konusu olan Türkiye’de. En azından küçük marjinal gruplar hariç.”
Başörtü tartışmalarının diğer konu başlığı ise örtünenlerin bunu aile veya çevre baskısı ile yaptıkları iddiaları. Özdalga, Türkiye’de genç kızlara yönelik aile baskısı ve çevresel baskıların olduğunu ancak bunu başörtüsü ile sınırlandırmanın doğru olmayacağını vurguluyor. Sadece kızların değil erkek çocukların da baskıdan nasibini aldıklarını belirterek, “En önemlisi, bu tür baskılar özellikle İslami çevrelere mahsus bir şey değil. Örtünme, sadece aile baskısından, daha doğrusu aile ve mahalle geleneklerinden dolayı gerçekleşmiyor. Birçok kadın bu mücadeleyi tek başına, hem de ailesine ve çevresine karşı sürdürdü.” diyor.
Aksiyon