"Savaşı Atatürk kazandı" demek Mehmetçiğe haksızlık

"Savaşı Atatürk kazandı" demek Mehmetçiğe haksızlık

Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan, tarih eğitimimizde ahlaksızca bir çifte standart yapıldığını ifade etti

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan, "Deniliyor ki Kars’ı Mehmetçik kurtardı. Kazım Karabekir olunca Mehmetçik kurtarıyor. Ama İnönü olduğu zaman İsmet İnönü kurtarmış oluyor. Bu ahlaksızlığı bir şekilde kaldırmak lazım. Eğer orada Mehmetçik kazandıysa; İnönü, Dumlupınar, Başkomutanlık da Mehmetçik tarafından kazanılmıştır. Ama işine gelmeyince Mehmetçik işine gelince Atatürk ve İnönü kazandı. Bunlar artık yakışmıyor" dedi.  

Kayseri Gündem gazetesine konuşan Armağan'ın ilgili sözleri şöyle.

Siz tarih konusunda ezberleri bozuyorsunuz. Resmi tarihinin dışında bazı şeyleri kaleme alıyorsunuz. İnsanların bu konudaki teveccühünü nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’de üniversiteler ve okullar çoğaldı. Eğitim seviyesi yükseldi. Yabancı dil bilen sayısı arttı. Düşünen ve internet sayesinde dünyayı tanıyan bir kitle oluştu. Buna paralel olarak tarih ders bilgileri yükselemedi. Yükselemeyince kitleler arasındaki uçurum durdurulamaz hale geldi. Dolayısıyla bizim gibi kişilerin yazdıkları, insanlara bir anda yeni bir dünya açtı.

Sultan Abdülhamit döneminde 3 bin km demiryolu yapıldığını Atatürk döneminde buna bin km eklendiğini söylediğimiz zaman insanlar buna da şaşırıyor. Osmanlı döneminde yapılan demir yolları Cumhuriyet döneminde yapılan demir yollarından çok daha fazlaydı. Bu bilgiler insanlara çok ilginç geliyor. Bunları ilkokuldan beri duya duya ezberlemişler ve kanıksamışlar. Yeni bir yaklaşım olduğu zaman hemen dikkat kesiliyorlar.

Son zamanlarda ders kitaplarında bazı değişiklikler yaşandı. Bu değişiklikleri nasıl buluyorsunuz?

Kısmen Osmanlı tarihi bölümleri düzeldi. Ama 1918 sonrası için neredeyse hiçbir düzenleme yok. Çanakkale bundan 70 sene önce nasıl anlatılıyorsa bugün yine öyle anlatılıyor. Yine kurtuluş savaşı nasıl anlatılıyorsa bugün öyle anlatılıyor. Kurtuluş Savaşı’nda Kazım Karabekir’in ismi 2 yerde geçiyor. Birisinde pasif olarak Mustafa Kemal’in doğu cephesine tayin ettiği kadar. Kendisinden dolayı değil, Mustafa Kemal’den dolayı ismi önemli. İkinci olarakta Kars ve Gümrü antlaşmasını imzaladı. Peki Kars’ı kurtardığını niye yazmıyorsunuz? Niçin Ermenileri yendiğini yazmıyorsunuz? Orada da ahlaksızca bir şey yapılıyor. Deniliyor ki Kars’ı Mehmetçik kurtardı. Kazım Karabekir olunca Mehmetçik kurtarıyor. Ama İnönü olduğu zaman İsmet İnönü kurtarmış oluyor. Bu ahlaksızlığı bir şekilde kaldırmak lazım. Eğer orada Mehmetçik kazandıysa; İnönü, Dumlupınar, Başkomutanlık da Mehmetçik tarafından kazanılmıştır. Ama işine gelmeyince Mehmetçik işine gelince Atatürk ve İnönü kazandı. Bunlar artık yakışmıyor.  İnsanlar bunu görüyor. Bizim de uyarmamızla daha iyi görmeye başladılar. Bunu görmeye başladıkları için de ders kitaplarına olan inançları kalmadı.

Keşke yavaş yavaş revize etmeye başlasaydık

Ankara’da İnkılap Tarihi Enstitüsü’nü ziyaret ettim. Oranın başkanı bana şunu söyledi: ‘Hocam öyle bir şey yapıyorsunuz ki bizim inkılap tarihi binası bir enkaza dönmüş durumda. Bir enkazın altındayız. Derse giriyoruz. Öğrencilerin yüzde onu Kemalist bir kafa yapısına sahip. Onlar bizim söylediklerimize yüzde yüz iman ediyor. Yüzde on da her söylediğimizi inkar eden bir kesim. Ama ortada bir yüzde seksen var ki; bunlar hiçbir şeye inanmıyor. Ne anlatırsak anlatalım hiçbir şeye inanmayan bir kitle var. Ne yapalım.”

Biz bu kadar uzun süre direnmemiş olsaydık. Bu tarihi yavaş yavaş revize etmeye yanaşsaydık. Bugün bu olmayacaktı. Şimdi ayıkla pirincin taşını… Bundan sonra yapılacak şey; bütünüyle yeni bir mantıkla tarih eğitimi vermek. Burada tek bir görüşün değil; farklı görüşlerin de haklı olabileceğini… Çünkü demokraside tek kişi haklı değildir. Haklılığın belli bir oranı vardır. Orada da Karabekir’in, İnönü’nün, Fevzi Çakmak’ın ve Mustafa Kemal’in de haklı olduğu bir şekilde anlatılırsa insanlar fanatik düşünmekten kurtulur.

Bu eğitim sisteminden fanatik bir kitle çıkıyor. Küfürden ve hakaretten başka bir şey bilmeyen bir nesil gelişmiş. Halbuki demokratik toplumlarda tepkiyi göstermenin bir yöntemi var. Gördüğünüz gibi tarih neyi etkiliyor. Siyah ve beyaz şekilde hainler ve kahramanlar şeklinde bir tarih anlatırsan insanlar da hakaret ve küfre yönelirler. Tarih öğretimi, sadece tarih öğretmek değil, bir toplumun demokratikleşmesinin önünü açmak olduğunun altınız çiziyorum.

Said Nursi: "Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez"

Said Nursi hazretleri mahkemede kendisini Mustafa Kemal'i sevmemekle ittiham eden savcıya verdiği cevabı On Dördüncü Şua'da şöyle anlatır: 

Bir müddeiumumînin, Mustafa Kemal’e dostluğu taassubuyla, kanunsuz ve lüzumsuz ve yanlış itiraz ve sualleri beni bu sadet harici gibi izahatı vermeye mecbur eyledi. Ben onun, adliye kanunu namına tamamen şahsî ve kanunsuz bir sözünü misal olarak beyan ediyorum.

Dedi: “Beşinci Şuâda sen hiç kalben nedamet etmedin mi ki, onu rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin?” Ben onun bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukàbil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti, malları, erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.

Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni ittiham etti, âdeta vatan hâini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle ittiham ediyorum. Çünkü bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor. 

Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir. Çünkü birşeyin vücudu, bütün şeraitin ve erkânının vücudu ile olur ki, kumandan yalnız bir şarttır. Ve o şeyin ademi ve bozulması ise, bir şartın ademiyle ve bir rüknün bozulmasıyle olur, mahvolur, bozulur. O fenalık başa ve reise verilebilir. İyilikler ve haseneler, ekseriyetle müsbet ve vücudîdir. Başlar sahip çıkamazlar. Fenalıklar ve kusurlar, ademîdir ve tahribîdir. Reisler mes’ul olurlar. Hak ve hakikat böyle iken, nasıl ki bir aşiret fütuhat yapsa, “Aferin Hasan Ağa”; mağlûp olsa “Aşirete Tuh” diye aşiret tezyif edilse, bütün bütün hakikatin aksine hükmedilir. Aynen öyle de, beni ittiham eden o müddeî bütün bütün hak ve hakikatin aksine bir hatâsıyla, güya adliye namına hükmetti.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum