Kızıl Îcâz Dersleri-29

Fasıl, Hâssa ve Araz-ı Âm: Ayırıcı Vasıfları Yerli Yerine Koymak

Bir önceki dersimizde cins ile nev‘in münasebetini ele aldık. Bugün külliyyât-ı hamsın diğer üç unsuruna bakıyoruz: fasıl, hâssa ve araz-ı âm. Bu üç kavramı ayırmak, bir şeyin mahiyetini bildiren vasıfla onu tanımaya yardımcı olan vasfı birbirine karıştırmamayı öğretir.

1. Süllem’in asıl metni

وَالْكُلِّيَّاتُ خَمْسَةٌ دُونَ انْتِقَاصْ

جِنْسٌ وَفَصْلٌ عَرَضٌ نَوْعٌ وَخَاصْ

Okunuş: Ve’l-külliyyâtü hamsetün dûne’ntikās / Cinsün ve faslün, arazun, nev‘un ve hâss.

Mânası: Küllîler eksiksiz olarak beştir: cins, fasıl, araz, nev‘ ve hâss. Beyitteki “araz”, bu tasnifte araz-ı âmı; “hâss” ise hâssayı ifade eder. Beyit bütün tasnifi hatırlatır; bugünkü dersimiz üç ayırıcı başlığa odaklanır.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyesi

Üstad, faslı “الذاتي المميز” ifadesiyle, yani mahiyete ait ayırıcı unsur olarak açıklar. Hâssayı ise “الخارج المميز”, mahiyetin dışında bulunan ayırıcı vasıf diye belirtir. Araz için kullandığı “الخارج العام” ifadesi, mahiyetin dışında olup başka türlerle de ortaklaşabilen vasfa işaret eder. Böylece iki ölçü belirir: Vasıf mahiyetin içinde mi, dışında mı? Ayırıcı mı, ortak mı?

Burada “mahiyetin dışında” demek, vasfın mutlaka geçici olduğu anlamına gelmez. Haşiyede arazın mutlak veya kayıtlı oluşunun ayrıca zikredilmesi, bu alanın tek biçimli olmadığını gösterir. Mahiyete dahil olmamak ile her an değişebilir olmak aynı hüküm değildir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, “zâtî ayırıcı” açıklamasını yakın ve uzak fasıl ayrımına bağlar. Araz açıklamasında ise lâzım olma kaydıyla sınırlanan veya bu kayıttan bağımsız düşünülen vasıfları ayırır. Bu izah bize şunu öğretir: Bir vasfı yalnız görünür, sürekli veya dikkat çekici olması sebebiyle mahiyetin kurucu unsuru sayamayız.

Üstad’ın haşiyesindeki “yakın veya uzak” kaydını da korumalıyız. Bir şeyi çok genel bir düzeyde ayıran vasıfla, onu yakın cinsi içindeki diğer nev‘lerden ayıran fasıl aynı açıklık derecesinde değildir.

4. Üç kavramı örnekle anlamak

Klasik öğretim örneğinde “insan, düşünen hayvandır” denilir. “Hayvan” cins, “düşünen” karşılığında kullanılan “nâtık” ise insanı aynı cinsteki diğer nev‘lerden ayıran fasıl olarak ele alınır. Burada nâtık, yalnız sesli konuşmayı değil, aklî idrak kabiliyetini ifade eder.

İnsanın “gülmeye kabiliyetli” olması, klasik mantıkta hâssaya örnek verilir. Burada kastedilen fiilen her an gülmek değildir. Bu vasıf, öğretim örneğinde insanı tanıtmaya yardım eder; fakat insanın mahiyetini kuran fasıl yerine geçirilmez.

“Yürümek” ise insanla başka canlılar arasında ortak olabilen bir vasıftır; araz-ı âmın örneği olarak kullanılabilir. Her insanın fiilen yürümesi gerekmediği gibi, yürüyen her varlık da insan değildir. Demek ki ortak bir vasıf tek başına ayırıcı tarif yapmaya yetmez.

Bu örnekler klasik mantığın kavram öğretimine aittir; biyolojik araştırmanın yerine konulmaz.

5. Kelime ve cümle bağlarının öğrettiği ölçü

“Zâtî” ile “hâricî” arasındaki fark, vasfın mahiyetle münasebetidir. “Mümeyyiz” ile “âm” arasındaki fark ise vasfın ayırma yahut ortaklaşma işlevidir. Bu kelimeleri birlikte okuyunca fasıl ile hâssanın ikisinin de ayırıcı olduğu, fakat aynı tarzda ayırmadığı anlaşılır. Fasıl mahiyeti kuran yönden, hâssa mahiyet dışındaki hususiyet yönünden tanıtır.

6. Risale-i Nur bağlantısı

Kızıl Îcâz’ın bu dikkati, Risale-i Nur okumalarımızda kavramların hangi mânada kullanıldığını araştırmaya uygulanabilir. Bir insanı, bir davranışını ve o davranışın meydana geldiği şartları ayrı ayrı düşünmek, acele hükümleri azaltır. Bu bölüm, haşiyeden çıkardığımız bir okuma ve tatbik teklifidir; başka bir risaleden doğrudan nakil değildir.

Bir kişinin tek hatasını onun bütün mahiyeti gibi görmek de, bir iyi vasfını bütün davranışlarının doğruluğuna delil saymak da farklı düzeylerdeki hükümleri karıştırır. Mantıkî ayrım, insaflı değerlendirmeye yardımcı olabilir.

7. Günlük tatbik

Bir işletmede iki çalışan aynı işi yapabilir; bu ortaklık onların ilgisinin, tecrübesinin ve sorumluluk alışkanlığının aynı olduğunu göstermez. Somut davranışı somut biçimde değerlendirmek gerekir. “Bugünkü hizmetinde dikkatliydi” hükmüyle “her şartta kusursuzdur” hükmü arasında büyük fark vardır.

Bir değerlendirme yaparken üç soru soralım: Hangi vasıftan söz ediyorum? Bu vasıf neyi ayırıyor? Verdiğim hüküm, elimdeki gözlemin sınırını aşıyor mu?

Netice

Fasıl, hâssa ve araz-ı âm ayrımı, her dikkat çekici özelliği aynı değerde görmemeyi öğretir. Doğru tarif ve adaletli hüküm, ortaklığı ve hususiyeti yerli yerine koymakla gelişir.

Kaynak: Abdurrahman el-Ahdarî, Süllem, külliyyât-ı hams beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz ve Molla Abdülmecid Nursî’nin şerhi, İhsan Kasım es-Sâlihî’nin düzenlediği nüsha, basılı s. 180 (PDF s. 28). Haşiye ve şerh açıklamaları mânaca aktarılmış; öğretim örnekleri ile günlük tatbikler ayrıca geliştirilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.