Said Nursi'yi araştırınca 'Nurcu oldum'  diyen ünlü gazeteci Peter Barnett vefat etti

Said Nursi'yi araştırınca 'Nurcu oldum'  diyen ünlü gazeteci Peter Barnett vefat etti

Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle görüşmüştü

A+A-

RİSALEHABER

ABC'nin eski Washington muhabiri, daha sonra Müslüman olarak Ahmet adını alan Peter Barnett 90 yaşında Avustralya'nın Melbourne şehrinde vefat etti.

Risale-i Nurları okuduktan sonra Türkiye'ye gelen ve Bediüzzaman Said Nursi'nin yaşadığı yerleri gezen Barnett, Bediüzzaman'ı anlatan Türkçe'ye "Kıvılcım Muhafızı" olarak çevrilen The Guardin of the Flame adlı kitabı yazdı.

Peter Barnett kimdir?

1930 doğumlu olan Barnett, Avustralya medyasının duayenlerinden birisi. 1960'lı yılların ortalarından itibaren Avustralya'nın ünlü medya kurumu ABC (Australian Broadcasting Corporation) adına Amerika'da New York merkezli habercilik yaptı. ABD'nin ünlü başkanları, Jimmy Carter ve Lyndon Johnson'ın yanı sıra pek çok tarihi kişilik ile de tanışan Barnett, bu dönemde Amerika'yı, Avustralya'nın gündemine taşıyan isim olmuştu.

kitap-003.jpgİleriki yıllarda Müslüman olarak "Ahmet" adını alan Peter Barnett'in hayatı Risale'i Nur'la tanıştıktan sonra başka bir boyut ve derinlik kazandı. Barnett, 80'li yaşlarını sürürken, bir de kitap yazdı. Yazdığı kitap pek çok meslektaşının yaptığı gibi kendi hatıralarından oluşmuyor. Barnett, kitabında Avustralyalı deneyimli bir gazetecinin gözü ile Üstad Bediüzzaman Said Nursi'yi anlatıyor.

Kitabı hazırlarken Türkiye'ye bir seyahat yapan yazar, Türkiye'de Said Nursi'nin adeta izini sürdü. Talebeleriyle görüşmelerde bulunarak, çeşitli şehirleri gezme imkanını buldu. Yakınlarının "Ahmet abi" dediği Peter Barnett, Said Nursi hakkında şunları söylemişti:

En karanlık dönemde kalplerdeki iman kıvılcımının yanık tutulmasını sağladı

“2009 Nisan ayında kitap yazma kararından sonra; 20. asrın en etkili, önde gelen müslüman şahsiyetlerinden biri olan Said Nursî hakkında ilk elden ve bizzat müşahede yoluyla bilgi toplamak ve gerçekleri öğrenmek için tüm Anadolu’yu kapsayan bir aylık bir yolculuğa koyulduk. Sonunda anladım ki; Said Nursî Batının fen ve teknolojisiyle İslâmi hakikatleri bağdaştıran eşsiz bir alim ve müellif. O, hayatının 30 yılını Türkiye’de İslâmı tahrip etmek için çalışan laik güçlere karşı boyun eğmez mücahede yüzünden hapis, işkence ve tecrid içerisinde geçirdi. Ancak o, manen en karanlık dönemde kalplerdeki iman kıvılcımının yanık tutulmasını sağlayan en önemli dinî bir şahsiyet olarak tarihe geçmiştir. Onun etkisini  bugün Türkiye’de derinden görmek mümkün. Zira eserleri toplumun yüzde ellisi tarafından –okunmasa dahi- takdirle karşılanmaktadır. Onun bir asır önce verdiği haberlerin ve müjdelerin bugün tahakkuk ettiğini görüyoruz.

Dine en büyük hizmeti 6 bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatı

"Onun dine en büyük hizmetinin, İslâmı kapsamlı ve muazzam bir şekilde anlatan 6 bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatı olduğunu söylemek mümkündür. Bu eserler 46 dünya diline tercüme edilmiş, Kur’ân ve Hadisten sonra en çok okunan eserlerdir. 2009 Haziranında ben dahil dört kişi ile birlikte yaptığımız Türkiye seyahatimizde 3 bin kilometrelik, hepimiz için sabır ve tahammül testi gibi olan yolculuk hayatımızın tartışmasız, unutulmayacak bir olayı oldu. Bu seyahat sayesinde Said Nursî’nin bir roman gibi örülü hayatı hakkında çok şey öğrendik. Onun Nurs’ta doğduğu mütevazi evi ziyaret ettik, akrabalarından şahıslarla konuştuk. Onu gören, şu anda seksenli yaşlardaki  sekiz talebesi bize hatıralarını anlattılar. Onun yaşadığı ve acı çektiği yerleri gördük.

p1-002.jpg

Hiç bir şey onun mücadele azmini durduramadı 

O daha çocukken Kur’ân üzerine bir otorite olduğunu göstererek şöhret kazandı. İnsanlar onun bilgisinden ve korkusuzluğundan çekinir olmuşlardı. 16 yaşında mahalli aşiret reisi sert bir paşanın karşısına çıkarak, idareciliğinde halka zulümden kaçınması, yoksa ölümle karşı karşıya kalacağı konusunda ikazda bulundu. Daha sonra, Osmanlı sultan ve halifesi ile görüşerek dinî vazifelerini yerine getirmedeki ihmalini nazara verdiğinden kendisini cezaevinde buldu.

Birinci Dünya Savaşında şecaat ve hamiyetperverliğini göstererek, gönüllü bir milis alayı teşkil edip Rus ve Ermenilere karşı vatan savunmasına katkıda bulundu. Bu arada esir düştü ve Volga Nehri kıyısındaki bir esir kampında 2 yıl kaldı. Savaştan sonra Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp yeni Cumhuriyetin kurulması sırasında İslâmî esaslardan uzaklaşılacağını anlayınca siyasetten ve içtimai hayattan çekilerek imana hizmete yöneldi. Bu yüzden hayatının 30 yılını sürekli sıkıntılar içinde geçirdi, 21 defa zehirlendi, çok zayıf ve hasta düştü. Fakat hiç bir şey onun mücadele azmini durduramadı ve binlerce Türkün Risale-i Nuru okumak, yazmak ve dağıtmak konusunda ev ev, kasaba kasaba bütün memleket sathında verdiği hizmete mani olamadı.

p3-002.jpg

Seyahatimiz sırasında cemaate ait dersanelerde kaldık

Acı ve ıstırap ölümünde bile onu bırakmadı. Onun peygamberler şehri Urfa’da vefat ettiği küçük otel odasını ziyaret ettik. O zaman idareciler kar ve buzun hakim olduğu bir havada hemen ve 24 saat içerisinde kaldığı yere dönmesi için baskı yapıyorlardı. Cenazesi Urfa’da defnedilmesine rağmen, naaşı kısa bir süre sonra oradan alınarak ancak bir kaç kişinin bildiği meçhul bir yere nakledildi. Seyahatimiz sırasında cemaata ait dersanelerde kaldık. Bunlardan bütün Türkiye çapında yüzlerce mevcut ve kendini hizmete adamış genç vakıflar buralarda hizmet veriyorlar ve bizlere ileri düzeyde nezaket gösterdiler. Akşamları dersanelerde toplanan yüzlerce yetişkin ve çocuklar arasında benim gibi Said Nursî hakkında kitap yazmak için ta Avustralya’dan gelmiş, beyaz tüylü, yaşlı, Anglo kimlikli birine fevkalâde ilgi vardı. Bundan dolayı, arkadaşlarımdan biri kendini “rock yıldızı” gibi hissettiğini söyledi.

p2-002.jpg

Avustralya’ya bir Nurcu olarak döndüm

Ben Nurcuları “sakin camia” olarak adlandırıyorum. Zira başkalarına hiç baskı yapmayan ve son derece kendilerini geri planda tutan insanlar. Bunun bir çok örnekleriyle karşılaştım. Hayatımın çoğu mesleğim için dünya çapında yaptığım seyahatlerle geçti ama Türkiye seyahatim sırasında hissettiğim duyguları hiç bir zaman yaşamadım. Said Nursî’nin şahsiyeti, hayatı ve eserleri Risale-i Nur hakkında biraz bilgi sahibi oldum. Bunun yanında onun çektiği, tahammülü zor ve içler acısı sıkıntıları, azim ve kararlılık dolu metaneti ile mücadele ruhunu da öğrendim. Bu seyahat beni, imanın bir ifadesi olarak hodbinlikten uzak, başkalarına hiç baskıda ve tasannuda bulunmayan kamil insanlarla tanıştırdı. Bunun bir çok örnekleriyle karşılaştım. Onun için bu seyahat bütün ruhumu kucakladı, sardı ve sonunda Avustralya’ya bir Nurcu olarak dönmemi sağladı.”

p4-001.jpg

"Kıvılcım Muhafızı" Said Nursi'nin bir sıfatı

Barnett, kitabın adının ne anlama geldiğine dair ise şunları söyledi:

“Türkiye’de İslâm aleyhindeki icraatlara karşı Said Nursî’nin her türlü taciz, tazyik, işkence, hapis ve zehirlemelere göğüs gererek yazdığı eserler ve verdiği hizmet ile kalblerdeki iman kıvılcımını korudu. Bu bakımdan, kitabın adı Said Nursî’nin bir sıfatı ve ünvanı olarak anlaşılabilir."

p5-001.jpg

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum