Said Nursi'nin vefatından önceki son 3 günü: Bunlar beni anlayamadı, tokat yiyecekler!

Said Nursi'nin vefatından önceki son 3 günü: Bunlar beni anlayamadı, tokat yiyecekler!

Isparta Urfa arasındaki 25 saatlik yolculuğun tutanağı

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat etti. Vefatından üç gün önce ani bir kararla Urfa'ya doğru yola çıkan Bediüzzaman ve talebelerinin bu yolculuğunu merhum talebelerinden Abdülkadir Badıllı ağabey kaleme almıştı.

İşte Bediüzzaman'ın vefatından önceki son üç günü:

20 Mart 1960 Pazar günü Isparta’dan sabah saat 9'da ayrılan ve durmadan Urfa’ya doğru yol alan Üstâd’ın arabası emniyet kuvvetlerinin telsizlerle Türkiye’nin her tarafını aramalarına rağmen hiç bir engelle karşılaşmadan ve arabada da herhangi bir arıza olmadan selâmet içinde, 21 Mart 1960 Pazartesi günü sabah saat on onbir sıralarında Urfa’ya ulaşmış oluyordu. Böylece 25 saatten fazla Türkiye emniyet kuvvetleri Üstâd’ı bulmak için seferber olduğu halde, Üstâd’ın arabasının izini dahi bulamamışlardır. Hükûmet ve emniyet daha çok Üstâd’ın İstanbul ve Ankara gibi yerlere gideceğini düşünerek o taraflarda arıyorlardı. Üstâd ise, ta Urfa’ya ulaşıp otele yerleşinceye kadar emniyet ve istihbarat hiç bir yerden Üstâd hakkında bir haber alamamıştı.

Isparta Urfa arasındaki 25 saatlik yolculuğun tutanağı

Üstâd’ın beraberinde Urfa’ya gelen hizmetkârlarından Zübeyir Gündüzalp, Bayram Yüksel ve Hüsnü Bayramoğlu ağabeylerden defalarca bizzat dinlediğim rivayet şöyledir:

“Biz Isparta’dan çıktıktan sonra, en çok korktuğumuz Konya valisiydi, çünkü o sıralar gazetelerin baş manşetlerinde “Nurcuların kökünü kazıyacağım” şeklinde sözlerini işitiyorduk. (Bu vali Cemil Keleşoğludur. Niğdeli olan Keleşoğlu, Demokratlarla beraber taht-ı tevkife alındı. Hapiste iken, intihar için bileklerini kesti ve öldü. A.B.)

Eğridir’e ulaştığımızda yağmur daha da şiddetlenmişti. Yolumuz polis karakolunun önünden geçiyordu. Telâş ediyorduk. Fakat polisler o esnada yağmurdan içeri girmişler, bizi görmediler.

Üstâdımız indi, bir taş üzerinde namazını kıldı 

Şarkî Karaağaç’a varmadan, arabamızın plakalarını çamurladık. Orada da kimse bizi tanıyıp göremedi.

Şarkî Karaağaç’tan çıktıktan sonra, Üstâd biraz iyileşti. Arabadan indi, abdest aldı ve yine arabaya girdi. Şarkî Karaağaç’ı bir kaç kilometre geçtikten sonra, yolun kenarındaki bir çeşmenin yanında durduk. Üstâdımız indi, bir taş üzerinde namazını kıldı. Yine geldi arabaya girdi. Araba içinde evradlarını okumaya başladı. Konya’ya varmadan Üstâd bütün evradlarını bitirdi ve epeyce düzelmişti.

Konya’nın Meram bağlarına ulaştığımızda, Üstâd yine hastalandı. Konuşamaz duruma geldi. Konya’ya girdiğimizde bir bakkaldan akşam iftarı için biraz peynir ve zeytin aldık. Parasını da Üstâd’ımız verdi. Amma bizler Konya’ya girerken korkmuş ve ayet el kürsileri okumaya başlamıştık. Çünkü eğer Konya Valisi bizi duyarsa, mutlaka geri göndertir diye heyecanlanıyorduk. Fakat Allah’a şükür hiç kimse bizi ne gördü, ne de duydu. Mevlânâ Camii yanından Adana yoluna girdik.

Bunlar beni anlayamadılar

Konya’dan çıktık, henüz Ereğli’ye ulaşmamıştık. Üstâd’ımız arabanın arkasından öne doğru uzandı ve Zübeyir ağabeyle benim kulaklarımızdan tuttu ve “Evlâdlarım! Siz hiç merak etmeyin. Risale-i Nur dinsizlerin, masonların belini kırmıştır. Risale-i Nur daima galibtir” sözlerini bir kaç kere tekrar ettikten sonra, “Bunlar beni anlayamadılar!..” cümlesini de üç kere üst üste tekrarladı. Daha sonra: “Bunlar beni siyasete bulaştırmak istediler” dedi.

Nitekim bir kaç gün önce, İstanbul’da yapılan nümayiş vesaire üzerine Üstâd’ımız, “Ben buradan gitsem, bunlar tokat yiyecek, iş karışacak” demişti. (Hazret i Üstâd’ın “Bunlar”dan muradı bazı gafil Demokratlardı. Üstâd bir nevi burayı terketti, gitti vefat etti. İşler de karıştı, tokat da yediler. A.B.)

Ulukışla’da iftar vakti olmuş, geçmişti. Üstâd bir şeyler yemek istedi. Zübeyir ağabey lokantadan biraz pirinç pilavı aldı ve yolumuza devam ettik. Pozantı’yı geçtikten sonra, bir tren yolu bekçisi kulübesinde Üstâd’ın pirincini süzdük, ısıttık. Üzerine bir yumurta kırdık, biraz da yoğurt kattık. Üstâd araba içinde bir tek kaşık aldı, başka yiyemedi. Boğazından geçmiyordu.

Adana’dan geçtik. Üstâd’la beraber yatsı namazını Ceyhan’da kıldık. Hüsnü kardeşimiz arabayı kullandığı için burada biraz uyudu. Sonra devam ettik.

Sahur vaktinde Osmaniye’ye geldik, burada bir şeyler yedik. Üstâd’ımız hiç bir şey yemedi. Sabah namazını da Alman pınarında kıldık. Üstâd namazını ancak araba içinde kılabildi.

Gavur dağı Nur dağı

O güne kadar bu dağa “Gâvur Dağı” denilmiş. Bugünden itibaren ona “Nur Dağı” diye isim verildi... Ve sabah 7,30 sıralarında Gaziantep’e vardık. Urfa yolunu sorduk ve devam ettik.
 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum