Said Nursi’nin kötücüllüğünü nasıl isbat ederim telaşındalar

Said Nursi’nin kötücüllüğünü nasıl isbat ederim telaşındalar

Ayşe Hür, Emrah Cilasun ve Mücahit Bilici arasındakai Said Nursi-Nurculuk tartışması devam ediyor

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Ayşe Hür, Emrah Cilasun ve Mücahit Bilici arasındakai Said Nursi-Nurculuk tartışması devam ediyor. Hür ve Cilasun’un Radikal gazetesindeki yazısına Yeni Yüzyıl gazetesinde cevap veren Bilici, söz konusu ikiliyi “acaba Said Nursi’nin kötücüllüğünü nasıl isbat edebilirim saikiyle” davrandığını söyledi.

Bilici’nin yazısı şöyle:

Said Nursi’ye dair Hür ve Cilasun’a cevap

Kıyısındaki ben dahil, Nurculuğun, başta hayatı olmak üzere Said Nursi’ye dair araştırmaya dayalı bugün için saygıdeğer eserler ortaya koyamadığı bir gerçektir. Anekdot ve menkıbelere dayalı Nurcu tarihyazımının son zamanlardaNurcu olmayan perspektiflerin ortaya koyduğu ürünler (mesela Bedri Gencer’in eleştirileri) ile karşı karşıya kaldığı yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu yeni dönem hem Nurculuğun alışageldiği niteliksiz ve bazan self-servis övgü çalışmaları açısından hem de Said Nursi konusunda cehalet ve önyargıyla söz söyleyenler açısından bir karşılaşma ve yüzleşme dönemidir.

Üslubundaki sığlığa rağmen, Emrah Cilasun’un kitabını bu açıdan önemsemiş, bir dergide “review” edilmesi için bir arkadaşa tavsiye etmiştim. Arşivlere giderek Nurcu tarihyazımını ve menkıbeciliğini ofsaytta bırakan böyle bir girişimin her halükarda saygıya değer olduğunu düşünmüştüm. Ancak, Ayşe Hür’ün Cilasun’a yaslanarak Nursi’ye Hitler hayranlığı bulaştırdığı yazısı dolayısıyla başlayan polemikte benim yazıma cevaben Cilasun’un Hür’ün Radikal’deki köşesine yazdıkları beni şu kanaate götürdü: Cilasun’un bu çalışması, acaba Said Nursi’nin kötücüllüğünü nasıl isbat edebilirim saikiyle yazılmış insaftan uzak bir çalışma. Kaht-i ricalden dolayı meydanı boş bulup arşiv protokolüne riayetten kendine bir fikri talan hakkı çıkaran bir kabalıkla ve garip bir “hınç” ile yazılmış. Bu hıncın indirgemecilikle buluşması ise bir dizi soruna yolaçmış.

1. İSLAMCILIK

Ekonomik indirgemecilik malumdur. Ancak politik indirgemecilik, özellikle üçüncü sınıf solculuklarda karşımıza çıkan bir indirgemecilik türü olarak dikkat çekicidir. Dünyada herşey ve herşey sadece iktidar ilişkileri ile anlaşılmalıdır diyenkendisi dünyevi ama bunun farkında olmayacak kadar kendini tarihselleştirmekten uzak anti-antropolojik bir tutum. Demek kidünyayla ilgisi ahiret ve din olan bir adamın hayatını münhasıran siyasi iktidar kampları üzerinden hem de zorlayarak okuyan bir indirgemecilik sözkonusu. Sol cenahtan Canlı ve Beysülen’in Zaman İçinde Bediüzzaman kitabı Nursi’nin hayatında pragmatist bir süreklilik bulan şüpheci bir okuma yapmış ve bunu makul birşekilde ortaya koymuştu. Cilasun’da bunun zıvanadan çıkmış halini görüyoruz. Mesele sol perspektif meselesi değil, asgari bir beşeri bilim edebine sahip olma meselesi. Bu o kadar ciddi bir zaaf ki Cilasun, Said Nursi’nin bugün dini hizmet ve toplumsal mücadelede sivilliği ve en küçük bir hakkı feda etmemeyi temel alan (zulme girmemeyi esas alan maskimalist sivilizmini yani) “müsbet hareket” prensibini bile suçlu sandalyesine oturtmak istiyorGramsci söylediğinde öpüp basının üstüne koyacak ama Said Nursi’den duyunca saldırmak için tahrif etmekten çekinmeyen bir kültürel yabancılaşma örneği.

Özetle, arşiv ve belge emeği takdire değer olmakla birlikte “anlama”nın hakkını vermek gibi bir derdi olmayan bir çalışma ve yaklaşım ile karşı karşıyayız. Anlama konusundaki ciddiyetsizliğin patetik boyutlara vardığının basit bir sızıntısı “hizbullah” kelimesini nasıl anlayıp sunduğudur. Cilasun’un Nursi’nin sözde İslamcılığına delil olarak verdiği “hizbullah” alıntısı, bugünkü korku atmosferini istismar ederek (hatta Türkiye’deki Hizbullah’tan tutun Lübnan’daki Hizbullah’a kadar) Nursi’nin mücadele tarzıyla taban tabana zıt imaları ortalama zihinlere davet ederek gerçeği çarpıtmanın, bel altı vurmanın güzel bir örneğidir. Sadece bu örnek bile Cilasun’un hınç ve önyargısının delilidir.

“Afyon hapishanesinden muhtemelen 1948’de yazılan bir mektuptan” denilerek yapılan şu alıntıdaki vurgu ve imalar ne ilginç:

“Onlar, mevhum bir cem’iyet isnadıyla zulmederler. Kader ise, ‘Neden tam ihlâsa, tam bir tesânüdle, tam bir hizbullah olmadınız?’ diye bizi onların eliyle tokatladı, adalet etti.” (Şualar, Şahdamar Yay. 2010, s.522.)

“Hizbullah”ın Kur’an’da geçen bir kelime olduğunu Cilasun herhalde bilmiyor. Ancak daha önemli olan mesele şudur: Said Nursi’nin diğer alıntılarda olduğu gibi burda da amacı, kaygısı hep din ve insanın Allah’la olan ilişkisi (iman) iken Cilasun’un bunu bir siyasi sinsilik olarak sunma ucuzluğuna ve ciddiyetsizliğine saygı duymak mümkün değil. Sinsilik avında derin okuma derken yüzeyselliğin feriştahını ortaya koymak bu olsa gerek. Halbuki Said Nursi bu alıntıda şunu söylüyor: Bize örgüt ithamıyla haksız zulüm yapılıyor (insanların zulmü) fakat biz [onlara kızıp tepki göstermektense] Allah’a tam olarak teslim olup manevi askeri olmayı başaramadığımız için başımıza gelen bu zulmü kaderin bir adaleti olarak görmeliyiz [yani Allah’la ilişkimizi gözden geçirme vesilesi yapmalıyız].

Nursi’nin İslamcılığına delil diye sunulan bir başka maddede, Afyon Mahkemesi’nde yaptığı savunmadan alıntıyla şu sözlerde bir hinlik arıyor Cilasun: “Nurcular asayişin muhafızıdırlar. İman dersiyle herkesin kafasına bir yasakçı bırakırlar.” (Emirdağ Lahikası-2, Şahdamar Yay. 2010, s.146.)

Kamu düzenini bozmakla, örgüt olmakla, rejim karşıtlığı suçlamaları ile hapislere atılan ve zulmedilen Nurcuların, dini faaliyetlerinde asayişi (bugünkü adıyla kamu güvenliğini) tehlikeye atacak herhangi bir şiddet eylemine asla bulaşmadıklarını aksine asayişi muhafaza ettiklerini söylüyor. Ve azıcık kriminoloji bilgisi olan Freud veya Durkheim okuyan herkesin anlayacağı üzere, şunu diyor: Nurcuların edindiği güçlü iman ve ahiret inancı, onları ayrıca suç işlemekten alıkoyuyor. Yani yasaya aykırılığa daha varmadan dinen yanlış ve yasak olması onları içeriden moral bir güvenlikle (hala anlaşılmadıysa, “vicdan”la) suçtan uzak ve “güvenli” hale getiriyor. Özetle, bizim şiddetle işimiz olmaz: polis izin vermediği için değil,vicdanımız polisten daha güçlü bir polis olarak bizi suçtan ve şiddetten men ettiği için diyor. Buna yanlış demek veya bu ifadede başka bir anlam aramak için sadece kötü niyetli olmak lazım.

Bu bahiste son olarak Nursi’nin Celal Bayar ve ekibine gönderdiği bir mektuptaki şu vurgusu İslamcılık delili olarak sunulmuş: 30 Mayıs 1950’de “Reisicumhur Celal Bayar ve Heyeti Vükelâsına” başlıklı mektuptan: “…vazifemiz siyaseti dine alet ve dost yapmaktır...” (Emirdağ Lahikası-2, s.13)

Dinin siyaset üstü olduğunu her fırsatta vurgulayan ve tam da bu yüzden dini siyasete alet eden İslamcılığı reddeden Said Nursi’nin burada söylediği şudur: Eğer din ve siyaset arasında bir hiyerarşi olacaksa sivil alanda kalması gereken dine siyasetin/devletin alet ve hizmetçi olması gerekir. Bizim için hiçbir şekilde bir önceliği olmayan siyasete temas ettiğimizde vazifemiz dini siyasete alet etmek değil, siyaseti dine alet ve dost yapmaktır. Yani din özgürlüğünü, toplumun dindarlığının demokratik temsilini temin etmektir. Söylenen budur. Bunu bile suç gibi sunmak için yine sadece kötü niyetli olmak gerekir.

PEKİ SAİD NURSİ NEDEN BİR İSLAMCI DEĞİLDİR?

İslamcılık, dini, bir ideolojiye dönüştürdüğü ve dine bir kimlik olarak sahip çıktığı için Said Nursi İslamcı değildir. Dini bir ideoloji ve kimlik olarak görmekten öteye anlama kapasitesi olmayan kimi ucuz solculukların her dindarı İslamcı olarak görmesi, ötesini görememesi doğaldır. Dinin sosyoloji veya antropoloji gibi temel sosyal bilimlerde ele alınma şeklinde bugün gelinen özenin kırıntısını bile maalesef göremiyoruz Cilasun’un yaklaşımında.

Eski Said, dine hizmet için siyasi aktivizme dahil olup İslamcılıkla İttihad-ı İslam düşüncesinde ve sadece o noktada ortaklaşmıştır. Ancak hayatının ve fikirlerinin ağırlıklı kısmı, İslam yerine iman vurgusunun esas olduğu, Müslüman yerine insanın merkeze alındığı bir çizgide seyretmiştir. Eğer bir “cilik” atfedilecekse Nursi İslamcı değil olsa olsa imancıdır. Komünizm nefreti ateizme olan tepkisinden, Hıristiyan Batıya yer yer sempatik bakan yaklaşımı ve hatta Hitlercilik ve antisemitizm olarak göstermeye çalıştığınız konumlanmaları (Amerikancılık ithamları dahil) hep dinsizliğe karşı dine(Hıristiyan ve Yahudilik dahil) sahip çıkması ile ilgilidir.

Politik tercihleri itibariyle de Nursi İslamcı değildir. İttihatçılara başta verdiği destek, İslamcı Sultan Abdülhamid’e olan eleştirisi, Kemalizme itirazı, dindarlar üzerindeki baskıyı kaldıran Demokrat Parti’ye desteği siyasette İslamcı değil hep demokrat bir çizgiyi takip ettiğini gösterir. İslamcılara bile sorsanız bunu kabul ederler. Ortodoks Nurculuğun çoğunlukla AK Parti’ye eklemlendiği bu son dönem hariç (ki Cilasun bu son dönemi temel alarak doğruluktan ziyade kullanışlılık esasına dayanarak tez üretiyor), Nurcuların İslamcı siyasi partilere mesafeli olmuş olması bile bunun bir yansımasıdır. DP desteğini İslamcı tavır olarak görmek için DP’yi de İslamcı saymak gerek. Bunu ucuz Kemalistler bile yapmadı. Sovyet hayranları belki yapabilir.

İslamcılığın transparanlığına karşılık, Said Nursi’nin bir perdenin altında gizlenmiş, araya başka laflar, konular sokuşturarak sinsice aynı numaraları çevirdiğini düşünmenizin sebebi budur. Politik indirgemeciliğin ele aldığınız fenomeni ele alış çerçevenizi bu kadar çoraklaştırması normaldir. Derine inmek sandığınız şey yüzeysel bir körlüktür. Yaklaşımınız sosyal bilimler açısından bile geçer not alabilecek bir öz-farkındalık ve sofistikasyondan yoksundur.

2. KÜRTÇÜLÜK

Ayşe Hür dayanamayıp aklı sıra Twitter’dan mühimmat tedarikçiliği yapmış. Eyvallah ama fazla sevinmesin. Geçmişte laik/Kemalist bugün ise dindar/İslamcı Türk kardeşlerinin kardeşlik sözleriyle oyalayıp aldattığı Kürdlerin, kendi hak ve hukuklarını güvence altına almadan haklar konusundaki kardeşlik sözlerine güvenmemesini salık verdim. Bugün de aynı sözümü/tweetimi tekrarlıyorum: “Kürdler Türk kardeşlerini sevmeli ama haklar konusunda dindar dinsiz farketmez, bu kardeşlerine zerre kadar güvenmemeli.” Yani temel haklar konusunda “hüsn-ü zan, adem-i itimad” ilkesi Kürdler için şart. Azıcık akıllı olan herkes şunu görür: Milliyetçi, ötekine nefreti tavsiye eder. Demokrat olan ise haklar konusunda teyakkuza davet eder. Şu hale bakın ki solun kıytırık gündemlerine sokak malzemesi olsunlar diye Kürdlerin (değil doğrularının, yanlışlarının bile) sırtını sıvazlayanlar hesabına gelince benim gibi birini bile Kürtçülük ile itham etmekten çekinmiyorlar. Vallahi bravo!

Gelelim Cilasun’a. Dindar ve alim kimliğini çiğneseniz bile Kürd kimliğinden dolayı Said Nursi’yi Nihal Atsız gibi bir faşist ve Necip Fazıl gibi bir Türkçü ile aynı kefeye koyamazsınız, dediğim için Cilasun duyanları duygulandıracak kadar benim “kavmiyetçi” olma ihtimalime sarılmış. “Kürd’den faşist olmaz” diye varsaydığımı ümit ile ulusun bütünlüğü, “sınıfsızlık” lakırdıları ile ilkokul beşinci sınıf seviyesinde ulus eleştirisi kompozisyonu yazmış. Laf sokuşturma kısmı sayıp geçelim ve Said Nursi için ne söylediğine bakalım. Özetle “Nursi’nin bizatihi kendisinin ‘Kürd kimliği’ne… sahip çıkmadığı”nı ileri sürüyor ve birkaç tane de örnek gösteriyor.

Birinci örneği: Şeyh Said İsyanı sırasında nüfuzu kuvvetli diye Bediüzzaman’dan yardım istemeye geliyorlar. O da “Türk milleti asırlardan beri İslamiyete hizmet etmiş ve çok veliler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılınç çekilmez; siz de çekmeyiniz; teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşad ve tenvir edilmelidir!” diye cevap vermiş.

Bir kere bu doğru değil. Bahsi geçen isyan 1925’teki Şeyh Said İsyanı değil, 1914 yılındaki Bitlis İsyanı’dır. Görüldüğü üzere bu itinalı araştırmacımız, işine gelince Türkçü/sağcı Nurcularin çarpıtmalı tarihyazımını sorgulama zahmetine hiç girmiyor ve kendi ajandasi icin kullanışlı çarpıtmaları delil olarak sunmaya kalkıyor (Ayrıca orada “Türk milleti” diye bir ibare yok).

Beni sözümona “kavmiyetçilik” ile itham ettikten sonra, Said Nursi’nin yeterince Kürd olmadığına hükmeden Kürd miliyetçisi yani kavmiyetçi kaynakları Said Nursi’nin Kürd’lüğüne sahip çıkmadığının delili olarak kullanıyor Cilasun. Biraz tutarlık lütfen! Aleyhte kullanılacaksa yanlış bilgi de haksız itham da bu araştırmacımızın radarına yakalanmıyor. Fakat hesabına gelmeyince, Nurculuğun sağcı çöplerinde muhatabını çürütmek için malzeme arıyor.

Bir kere Said Nursi’nin dönemin şartları altında birinci meşgalesi ve mücadele önceliği iman’dır. İslam bile değildir. Kürd meselesi de değildir. Fakat Said Nursi değil Kürd’lüğünü, Şafii’ligini (hatta kıyafetini) bile tüm baskılara rağmen hiçbir zaman red, inkar veya feda etmemiştir. Said Nursi, kendisine zulmedenlerden intikamını hem de silaha başvurmadan evrensel bir derinlik ve sivillikle ve evet bir Kürd olarak almıştır.

3. ANTİSEMİTİZM

Said Nursi’nin antisemitizmin sıradanlaştığı bir dönemde o dönemin bugün için sorunlu “sağduyu”suna ait unsurlara (Yahudilerin paraya düşkün olduğu varsayımı, ihtilallerde aktif rol alarak sorumlu olduğuhırs ve dünya sevgisiyle dolu olduğu, cama elmas fiyatını veren Yahudi tüccar tiplemesi gibi kabuller) başka konuları tartışırken örnek olarak yer verdiği doğrudur. Konu genel itibariyle Yahudiler veya Yahudilik değil, dünyevilik ve hırs gibi başkaca manevi konulardır. Said Nursi özel olarak antisemit olsaydı, Yahudilerin zulme maruz kaldığını, sefalet içine düştüklerini söylemezdi. Said Nursi’nin ana kaygısının ne olduğunu ortaya koymadıktan sonra bu tarz bir algıda biçicilik demagojiden öteye gitmez.

İslamiyetin temel kaynaklarının Yahudilik ve Hıristiyanlığı muharref saymasından kaynaklanan genel bir İslami olumsuzlamayı antisemitizm olarak sunmak kötü niyetli bir anakronizmdir. Said Nursi, ehl-i kitap saydığı ve dünyeviliğini eleştirdiği Yahudi insanlara demokratik hukuk açısından nasıl bakıyor? Müslümanların ve Müslüman alimlerinin ezici çoğunluğunun eşitsizliği savunduğu bir zamanda, taa 1911’de, Said Nursi Yahudilerin ve Hıristiyanların hukukta eşit haklara sahip olması gerektiğini savunmuş mu savunmamış mı? Said Nursiİslamın politik felsefesinde “zimmilik” kurumunu lağvederek demokratik bir İslam anlayışını geliştiren kişidir. Bu konuda Münazarat isimli eserine bakılabilir.

Müslümanların dünyeviliğini eleştiren Nursi, Batı modernliğinin hem dünyeviliği sebebiyle kapitalist kültürünü hem de dine düşmanlığı sebebiyle komünist ideolojisini yerden yere vurmuştur. (Hatta dinsizlik/ateizm fikrini Deccal olarak yorumladığı için ateizmi merkeze aldığını düşündüğü Sovyet komünizmini en büyük düşman olarak görmüştür). Dolayısıyle dünyevilik ve dinsizlikle ilişkilenme ölçüsünde (kendi zamanının çocuğu, ibnüzzaman bir Bediüzzaman olarak) Said Nursi de o zaman yaygın ancak bugün için kabul edilemez sayılan popüler Yahudi figürüne yer vermiş, bazı metinlerindeki eleştirilerde örnek olarak zikretmiştir.

Fakat Nursi’nin bu konuya yaklaşımı bundan ibaret değildir. Mesela, Yahudilerin Filistin’de neden başarılı olduğunu soran bir talebesine şunu söylüyor:

"Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri [aşırıya kaçtıkları] için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan'da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti." (Şualar)

Burda şunu görüyoruz: Said Nursi’nin Yahudilere milliyet ve dinlerinden dolayı bir düşmanlığı sözkonusu değildir. Bu yüzden, Nursi’nin Yahudilere Yahudi oldukları için düşmanlık gösteren antisemitizmle bir ilgisi yoktur. Nursi’ninYahudilere ilişkin eleştirileri hep hırs ve dünyevilik gibi Yahudiliğin kendisinin de eleştirebileceği ve Kur’an’da geçen konulardadır. Hem Türk milliyetçiliğinde hem de İslamcılıkta rahatça bulunan antisemitizmle Said Nursi’nin Yahudilere yaklaşımı aynı şey değildir. Said Nursi’nin Yahudilerinki dahil dünyeviliği ve ateizmi eleştirirken Yahudilere dair bazı stereotipleri kullanmak dışında, teşhis edilebilecek özel, varoluşsal bir düşmanlığı yoktur.

Yakın dönemde Gülen Cemaati tarafından daha araçsallaştırılmış versiyonu ortaya konup sonra bugün İslamcı sağcılık tarafından şeytanlaştırılan dinlerarası diyalog ve Yahudi ve Hıristiyanlarla insaniyet ve Allah inancı etrafında diyalog ve dayanışma vurgusunun orjinali ve samimisi Said Nursi’de vardır. Antisemitizm kimde var peki? Bugün de diyaloğu ve eşitliği reddedenlerde var. Said Nursi bu çamurdan beridir. Burada Cilasun ve Hür olaya tamamen dini bir açıdan bakan bir Said Nursi’yi retrospektif olarak ve dar bir önyargıyla antisemitizm çamuruna batırmakla en fazla anlayış kıtlıklarını ortaya koyuyorlar.

Zira Cilasun’un ve Hür’ün hakkında yazdıkları adamın düşüncesine azıcık saygıları olsaydı, teolojik olarak Nursi’nin ikinci dünya savaşındaki insanlık dışı zulümler dolayısıyla hayatını kaybeden masum gayrimüslimlerin bir nevi şehid hükmünde olduklarını ve cehennem ateşinden kurtulacaklarını söylediğini görürlerdi (Kastamonu Lahikası, s.111). Sünni ortodoksinin hazmında zorluk çekip itiraz edebileceği böylesine önemli bir içtihadın sahibi olan Said Nursi nefret ve demagojinizin resmettiği karikatür olmasa gerek.

Binlerce sayfalık Risale-i Nur külliyatının oryantasyon, endişe ve ana vurgusunu okuyucuya vermeden Said Nursi’yibağlamından koparılmış söz ve imalarla tarif etmek bilimsellik değil politik aktivizmdir. Buna rağmen bu kitabın Nursi çalışmaları açısından önemli sorgulamalara, tartışmalara yolaçtığını, açması gerektiğini düşünüyor ve Cilasun’a buna sebep olduğu için Nurcuların ehl-i tahkik kısmının da teşekkür borçlu olduğunu düşünüyorum. Evet, bütün bir Nurculuk Nursi’yi belgelerle çalışma konusunda sınıfta kalmıştır ve Cilasun’un bu son derece hasmane ve sathi arşivciliği karşısında mahçup olmuştur. Çünkü o kadarını bile yapmamıştır, yapma lüzumunu hissetmemiştir.

Yazının tamamı için tıklayınız

 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
11 Yorum