Said Nursi'den Sadreddin Yüksel’e: Ben o mübârek medresenin talebesiyim

Said Nursi'den Sadreddin Yüksel’e: Ben o mübârek medresenin talebesiyim

Bediüzzaman Said Nursi'nin talebesi Mustafa Sungur aracılığı ile Sadreddin Yüksel’e gönderdiği mektup

A+A-

Ahmet Bilgi'nin haberi:

RİSALEHABER-İslam alimi Sadrettin Yüksel Hocaefendiyi vefatının 14. yılında rahmetle anıyoruz. 

Sadrettin Yüksel, 1958 yılında Risale-i Nur'dan İşârâtu’l-İ’câz tefsirini Ankara’da Bediüzzaman'ın talimâtıyla neşretmesiyle de biliniyor. Sadrettin Yüksel'in Bediüzzaman Said Nursi ile tanışıklığı 1945 yılında başlar ve mektuplaşmalar ile devam eder. Yüksel, Bediüzzaman'ı birkaç kez Emirdağ’da ziyaret ettmiştir. 

Araştırmacı-Yazar Müfid Yüksel, Bediüzzaman Said Nursi’nin talebesi Mustafa Sungur aracılığı ile babası Sadreddin Yüksel’e gönderdiği tarihi mektubun hikayesi ve ikilinin tanışmalarını şöyle anlatmıştı:

“Merhum pederim gerek Bediüzzaman’ın gerekse sonra Ahmed Husrev ve Hulusi Yahyagil’in kendisine gönderdiği  mektupları bir cildin içinde bir araya getirir. Ancak bu mektupların ve Bediüzzaman ve Ahmed Husrev’in gönderdiği üstadın tashihinden geçmiş teksir Risâle mecmuâlarının bulunduğu sandığı Norşin’den İstanbul’a taşınırken kaybeder. 1983 yazında bir vesile ile ben Norşin’de iken, Dergâh ve Medrese binasının alt katında yapılan rutin temizlik sırasında bu sandık bulunur ve şahsıma verilir. Sandıkta bulunan risâle nüshalarını ve mektupların toplandığı cildi Dergahta (Divân) kitap dolabına İstanbul’a getirmek üzere hepsini bir arada yerleştirmiştim. Ancak birkaç gün sonra, mektupların bulunduğu cildin yerinde olmadığını, kaybolduğunu fark ettim. Ne kadar arayıp soruşturdumsa bulamadım.”

Bediüzzaman Said Nursî’nin Mustafa Sungur Aracılığıyla Sadreddin Yüksel’e Mektubu

باسمه سبحانه

السلام عليكم و رحمة الله و بركاته ابداً دائماً

msungur_mektup.jpgBiismihi Subhânehu

Es-Selâmu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Berekâtuhu Ebeden Dâimen

Pek Muhterem Ve Mübârek Sadreddîn Efendi Hazretleri, Azîz Kardeşimiz,

Bu hafta içerisinde Hazret-i Üstâdımız Allâme Saîd En-Nursî’nin yanında iken çok def’a sizden ve Saîd’ten (1) ve Hazret-i Seydâ’nın (2) medresesinden bahsederek tahsîn etttiler. Size selâmlarını tam zamanında ulaştıramayacağım için mektupla arzediyorum. Hazret-i Üstâd buyurdular ki:

“Ben o mübârek medresenin talebesiyim. Hazret-i Seydâ son nefesini vereceği anda talebe-i ulûmun ruhunu kabzeden meleği istemesi ve aynen Risâle-i Nûr’un mesleğinin bir nev’inde hareket etmesi gibi acîb bir temâyüzü vardır. Bugün hem Anadolu’da hem âlem-i İslâm’da çok geniş bir dâirede envâr-ı imâniyeyi neşreden ve talebe-i ulûmun kıymetini i’lân eden ve Kur’ân hakikatlerini ders veren Risâle-i Nûr, o medresenin de mahsülü olması cihetiyle umûm âlem-i İslâm’daki bu büyük hayr-ı azîmden ve neşr-i hakîkat-i imâniyeden büyük hisseleri vardır. Şeref onlarındır.

Ben her sabah, o medresenin üstâdlarını, talebelerini, Şeyh Ma’sum’u (3)  ve Sadreddîn’i duâlarımda ve mânevî kazançlarımda hissedâr ediyorum.

Arabî Mesnevî-yi Nûriye’de “Hubâb” risâlesinde medenî mü’min ile medenî kâfirin muvâzenelerine dâir mühim bir bahiste medenî mü’mine misâl ve numuneyi Norşin medresesinden aldıklarını ve o parçaları size okumaklığımı, Şark ulemâları içerisinden sizin çıktığınızı ve Cenâb-ı Hakk’a şükrettiğini söylediler. Ve size söylemekliğimi ve bunları aynen Norşin’e bildirmenizi bana emrettiler. Ben de size arzediyorum.

"Mektup yazdığınızda bizlerden de pek çok hürmet ve selâmlar arzetmenizi istirhâm ederiz. Evet, biz üstâdımızın dersinden ve Risâle-i Nûr’dan ve üstâdımızın Tarihçe-i Hayâtından yakînen anlamışız ve bilmişiz ki, Cenâb-ı Hakk nihâyetsiz rahmetiyle Anadolu’da ve âlem-i İslâm’da ve beşeriyette Kur’ân hesâbına ve Kur’ân nâmına hareket eden ve Kur’ân’ın bayrağını dalgalandıracak, akıl ve kalplerde Dîn-i İslâm’ın hakikatlerini yerleştirecek olan nûrlu bir Kurân tefsirini ve muazzam bir dîn ve imân kahramânını o muhitten, bulunduğunuz yerlerden ihsân etti.

Üstâdımız hazretleri çok def’a, hem senelerdir, kerâmetle o mübârek medreseden sitâyişle bahseder. Bütün Nûr talebelerinin kalplerinde o mübârek medreseler nûrlu bir irfân ocağı hâlinde bilinmektedir. Hem İnşaallah, o medreseler kendi öz malları olan Risâle-i Nûr’u tam elde ederek medâr-ı iftihâr hizmet-i dîniyelerinde muvaffakiyetler dileriz. Sizlerin umûmen ellerinizden öperiz.

El-Bâkî Huve’l-Bâkî
Kusurlu
M. Sungur

Mesnevî-yi Nûriye’de “Hubâb” Risâlesinde Norşîn’le Alakalı Bölüm

فان شئت فاذهب بخيالك الی مجلس سيدا قدّس سرّه في قرية نورشين . و ما اظهرت من المدينة الاسلامية بصحبته القدسيّة تر فيها ملوكاً في زيّ الفقراء و ملائكةً في زيّ الاناسي . ثم اذهب الی باريس وادخل في لجنة الاعاظم تر فيها عقارب تلبسوا بلباس الاناسي و عفاريت تصوروا بصورالآدميين. و قد بيّنت الفروق بين مدينة القرآن والمدينة الحاضرة  في لمعات و سنوحات فراجعهما لتری فيهما امراً عظيماً  تفاغل عنه الناس.

Tercümesi: “ Eğer dilersen hayalinle Norşin karyesinde Seydâ‘nın (K.S) (4) meclisine git. Orada İslâm şehrinde, onun kudsî sohbetinde açıkça, fukarâ kıyâfetinde melikleri, insan kıyâfetinde melekleri göreceksin.  Sonra (yine hayalinde) Paris’e git. Ve orada soylular toplantısına dahil ol. Orada insan elbiselerine bürünmüş akrepleri, âdemiler suretinde tasvir olunmuş ifritleri göreceksin. Kur’ân şehri ile asrî, modern şehir arasındaki farkları Lemaât ve Sunûhât’ta beyân etmiştim. Bunlara müracaat edersen, her iki risâlede yüce şeyler görceksin ki, insanlar ondan gâfil olmuşlardır.”

SADRETTİN YÜKSEL KİMDİR?

Ailesi Bitlis'ten gelip Konya'ya yerleşmiştir. 11 yaşında medresede eğitime başladı. Memuriyet hayatına Siirt'in Baykan ilçesinde müftü olarak başladı. Müftülüğü sırasında İşârâtu'l-Î'câz tefsirini yayına hazırladı. Sonra müftülük görevinden istifa edip Norşin'e dönerek ders vermeye başladı. 1964 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kur'an-ı Kerîm meâl ve tefsiri hazırlamakla görevlendirildi. Fakat bu proje yarım kaldı. 1966 yılı sonunda ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. Gönenli Mehmed Efendi ve İsmail Ağa Kur'an kursu'nda Arapça İslâmî ilimler okuttu. 1968 yılında Diyanet tarafından İstanbul merkez vaizliği'ne atandı. 1975 yılında bu görevden istifa etti. Metin, Edip, Müfid ve Nedim Yüksel dahil yedi çocuk babası olup Arapça ve Farsça dillerini biliyordu. Sadrettin Yüksel, 25 Aralık 2004 tarihinde vefat etti.

DİPNOTLAR:
1-Said, 1952 yılında doğan en büyük ağabeyim. Pederim tarafından ona üstadın adı verilmiş, ancak  henüz üçbuçuk aylık iken Norşin’de vefat etmiştir (M.Y)
2-Şeyh Abdurrahman Et-Tâhî. (Vefatı: 1304/1888)
3-Şeyh Ma’sum, Şeyh Abdurrahman Et-Tâhînin torunu ve Sadreddin Yüksel’in kayınpederi. (Vefatı:18 Haziran 1971)
4-Şeyh Abdurrahman Et-Tâhî’nin lakabı. Seydâ, Arapça Efendi, Bey anlamına gelen Seyyid kelimesinin muharrefi olup, Kürtçede, üstad, hoca, öğretmen, muallim, medrese hocası anlamında kullanılmaktadır. Norşin ve çevresinde  Seydâ lakabı Şeyh Abdurrahman Et-Tâhî’ye özel olarak halen kullanılmaktadır.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum