Said Nursi tabelası ve insan hakları
Milletin sevgisine bu denli mazhar olmuş böyle barışçı ve sevgi dolu birisini hâla daha en adi teröristler gibi tanıtmaya çalışmak, milletin sevgisini, değerlerini yok saymak değil de nedir?
Oğuz Düzgün'ün haberi:
Bir derneğin şube başkanı “Bediüzzaman’ın tabelası asılamaz bu topraklara, asılırsa da ben gider indiririm” benzeri bir şeyler söylemiş. Bu sözler Türkiye’ye yakışmadı.
Silahtan, kavgadan, nefretten hiçbir zaman medet ummamış bu İslam alimi sadece kitaplarından dolayı 30 küsur yıl sürgünlerde ve hapislerde dolaştırılmış. 19 kere zehirlenmiş, defalarca hakarete uğramış bir insan.
Bu mazlum insandan özür dilemek yerine hâla daha üste çıkmaya çalışmak, dirisine yapılan zulümler yetmezmiş gibi onun ruhunu da ezmeye çalışmak yürek yakan bir durum gerçekten. Üstelik bu insanı milletimiz sahiplenmiş durumda. Atatürk’ün şahsı konusunda zaten hiçbir sorunu olmayan milletimiz, Bediüzzaman’ı da içselleştirmiş durumda artık.
Milletin sevgisine bu denli mazhar olmuş böyle barışçı ve sevgi dolu birisini hâla daha en adi teröristler gibi tanıtmaya çalışmak, milletin sevgisini, değerlerini yok saymak değil de nedir?
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, Bediüzzaman milyonlarca insanın gönlünde taht kurmuş bir üstad, bir alim, bir düşünce adamı, bir ulu insandır. Hala daha insanlar onun barışçı ve sevgi dolu fikirlerinden istifade ediyorlar.
Hem ondan bahseden bir tabelayı indirmekle o insana duyulan sevgiyi yok etmek bir yana ona duyulan sevgiyi bin kat daha arttırırsınız. Çünkü Bediüzzaman ismi bugünlere tabelalarla, övgülerle, alkışlarla gelmedi.
Hapislere girdikçe özgürleşti Bediüzzaman. Sürgünlere gönderildikçe milletin kalbine doğru yol aldı. Zehirlendikçe millete manevi şifalar sundu eserleriyle…
Siz Bediüzzaman’ı tabela indirerek, şiddet kullanarak, hukuksuz yollarla yok edemezsiniz efendiler. Bütün yollar denendi bugüne kadar. İftiralar, hakaretler, yalanlar… Ama hiç kimse ona ve eserlerine duyulan sevgiyi ortadan kaldıramadı.
Bediüzzaman’ın ne zararı var Allah aşkına. Onun sevenlerin olduğu yerlerde kavgalar mı artıyor? Bu eserler gençleri esrara, silaha, nefrete, alkole mi alıştırıyor? Bu eserleri okuyanlar sokaklara çıkıp askere, polise Molotof kokteyli ya da taş mı fırlatıyor? Milletin karısına, kızına bir yanlış mı yapıyorlar yoksa?
Ya da Risale-i Nurlardan istifade etmiş milyonlarca insan özerklik mi talep etti de biz şahit olmadık? Ülke bütünlüğünden ve huzurundan başka neyi önemsedi bu barışçı insanlar?
Hızını alamayan şube başkanı tabela indirme tehditiyle yetinmiyor, Bediüzzaman’ı Türkçe katili, Cumhuriyet düşmanı, Kürtçü olmakla da suçluyor…
Pes yâni pes… Bir insana duyulan düşmanlık gözleri ancak bu kadar karartabilir. Bence indirilmesi ya da yasaklanması gereken o masum tabeladan önce işte bu düşmanlık ve nefret duygusudur.
O şube başkanını da anlamaya çalışıyorum. Bugüne kadar edindiği yanlış bilgilerle bu alakasız sonuçlara varıyor. Ancak Barla’ya gidip halkın Bediüzzaman sevgisine şahit olabilirdi isteseydi.
Oradaki insanların evlerinde bir çay içip gerçek Bediüzzaman’ı ve onun yaşadıklarını rahatlıkla o insanlardan öğrenebilirdi.
Bediüzzaman, Türkçe katili değil, yüzlerce Risalesiyle Türkçe’ye hizmet eden bir şahsiyettir. Çünkü eserlerini Arapça ya da Farsça değil Türkçe olarak yazmıştır.
Almanya’da da pek çok yazar, pek çok bilgin yetişmiştir. Bu yazarların ya da bilginlerin siyasi düşünceleri de birbirlerinden oldukça farklı olabilir. Ancak buna rağmen Almanlar, inançsız Nietzche’yi de, dindar Goethe’yi de bütün yürekleriyle sahiplenirler.
Zira bütün o farklı görüşlerdeki düşünürler, aslında Almancaya ve Alman kültürüne hizmet etmişlerdi. Aynı siyasi görüşe sahip olsalardı, böyle bir fikir çatışması doğabilir miydi?
Bugün biz de benzer çeşitliliğe sahibiz ülkemizde. Nazım Hikmet kadar Bediüzzaman da ne kadar inkar edilse de bu milletin ortak bir değeridir artık.
Bediüzzaman’ın yazdığı Risale-i Nurlar, Nazım Hikmetinkiler kadar Türkçedirler. Elbette ki bahsettikleri konular ya da üslup yönünden aynı olmak zorunda değiller. Bediüzzaman’ın Kürtçülük yaptığı fikrine ise güleriz sadece. Bu adam nasıl Kürtçülük yapmış ki, Barla gibi Türk yurdu bir memlekette adına tabela dikilme kararı alınıyor?
Bu adam nasıl Kürtçü ki, Peyami Safa, Necip Fazıl, Cemil Meriç, Osman Yüksel Serdengeçti, Eşref Edip gibi onlarca Türk alimi tarafından alkışlanmış?
Bu insan nasıl Kürtçü ki, hayatındayken de, şimdi de peşinden gidenlerin, eserlerini okuyanların büyük bir çoğunluğu Türklerden oluşuyor? O ne Türkçüydü ne de Kürtçü! Bediüzzaman sadece insancı bir dindardı dostlar.
Bediüzzaman’a ait bir tabelayı indirmekle, Nazım Hikmet’ten bahseden bir tabelayı indirmek arasında hukuken ve de mantıken hiçbir fark yoktur. Birisi insanlık suçuysa diğeri de masum değildir.
Bediüzzaman, fikirlerinden dolayı hayatındayken onlarca yıl hapislerde, sürgünlerde dolaştırıldığı halde ülkesini terk etmeyecek kadar da vatanını seven bir insandır. “Kahraman Türk askerine silah çekilmez” diyerek Kürt kökenli vatandaşlarımızı da Türk kardeşleriyle birlikte yaşamaya davet etmiştir her zaman.
Risale-i Nur okuyan Kürt kökenli kardeşlerimiz de bırakın özerklikten yana olmayı, kendi kültür özelliklerini de koruyarak bu vatan içinde, hatta bütün İslam âlemiyle birlikte yaşamayı arzularlar.
Yakın geçmişte Kurtuluş Savaşını destekleyen, doğuda Rus ve Ermeni ordularına karşı mücadele ederek, birlikten ve bütünlükten yana olduğunu hayatıyla ortaya koymuş bir insanı bölücü biriymiş gibi göstermek de çok yanlış.
Bediüzzaman’ın Cumhuriyet düşmanı olduğu tezi ise hiçbir gerçekliğe dayanmıyor. Eserlerinde kendisini “dindar bir Cumhuriyetçi” olarak tanımlayan bir insanın cumhuriyete düşman olduğunu iddia etmek gerçeklerle taban tabana zıt.
O, Laiklik prensibine bile tamamen düşman olmadığını, sadece Laiklik prensibinin dindarları ezen taraflı uygulamalarına karşı olduğunu eserlerinde defalarca dile getirmiş durumda.
Aslında Bediüzzaman, hem dindar olup hem de Cumhuriyetle, Demokrasiyle barışık yaşamanın yollarını insanlığa öğretmiş nadir şahsiyetlerden biri. Bugün Arap baharı olarak adlandırılan gelişmelerin oluşmasında onun etkisinin varlığını herkes itiraf ediyor.
Şunu da itiraf edelim ki Bediüzzaman şu anda yaşıyor olsaydı, belki de en öncelikle kendisi öyle bir tabelaya itiraz ederdi ve şunu derdi:
“Benim kıymetsiz şahsımı nazara vermeyiniz kardeşlerim. O tabelaya şöyle yazılmalı: Kur’an’ın tefsiri olan Risale-i Nurlar bu beldede yazılmıştır.”
Ancak şu anda o hayatta değil. Eserleri ve fikirleri ise tüm dünyada milyonlarca insanın yüreğinde yaşamaya devam ediyor.
Bir tabelanın indirilip kaldırılması gibi basit bir eylem Bediüzzaman’a ve onun iman hizmetine asla zarar veremez. Belki de daha fazla ona hizmet eder.
Ancak madem hukuk devleti olma yolunda ilerliyoruz ve madem demokrasimizin standartlarını çağdaş milletlerin de üstüne çıkarma gibi bir kaygımız var, o halde böyle hukuk dışı bir davranış ve hatta ifade günümüz Türkiye’sinde asla kabul edilemez.
Ülkemizi özgürleştirmek, geliştirmek ve yüceltmek istiyorsak bütün nefret ve düşmanlık içeren söylemlerden de kurtulmamız gerekiyor. Çünkü bu gibi söylemler hukuk dışılığı, haksızlığı teşvik ediyor.
Bediüzzaman’ı sevenler ise bu gibi hareketler karşısında ne yapacaklarını çok iyi bilirler. Her zaman olduğu gibi tahriklere gelmeyip hakaretlerden, hukuk dışı hareketlerden, sokağa çıkmaktan, nefretten uzak durup ilmi ve hukuki cevaplar verme yolunu seçerler…
Elbette bu gibi durumlarda insanların hukuka müracaat etmekten, adil yöntemlerle haklarını aramaktan başka yolları olmadığı da açıktır.
Ancak bu süreçte şöyle bir uygulama da yapılabilir. Bilhassa İsparta’da yaşayan ve Bediüzzaman’a yapılan bu haksızlığı kabul etmeyen insanlarımız, dükkanlarının, evlerinin camlarına Bediüzzaman’ın sevgi dolu vecizelerini, öğütlerini asabilirler.
Birbirimizden nefret etmeyeceğimiz, birlik ve beraberlik içinde yaşayacağımız, daha demokratik, insan haklarını daha da benimsemiş, yurt içinde ve dünyada gerçek sulha (barışa) kavuşmuş bir Türkiye inşa etmek dileklerimizle…
Rotahaber
