Said Nursi, Mevlana türbesinde ağlamaya başladı

Said Nursi, Mevlana türbesinde ağlamaya başladı

Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi vefat yıldönümünde rahmet anıyoruz. 17 Aralık 1273'te vefat eden Hazreti Mevlana ile Bediüzzaman Said Nursi arasında...

A+A-

Ahmet Bilgi'nin haberi:

RİSALEHABER-Büyük mutasavvıflardan Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi vefat yıldönümünde rahmet anıyoruz. 17 Aralık 1273'te vefat eden Hazreti Mevlana, eserleriyle insanlığı etkilemeye devam ediyor.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, vefatından kısa süre önce Hazreti Mevlana'nın kabrini ziyaret etmişti. Ziyaret şahitlerinden biri Bediüzzaman Hazretlerinin kardeşi Abdülmecid Nursi’nin arkadaşı Astsubay Mehmet Tekin. 

Bediüzzaman ile de çeşitli defalar görüşen Tekin, şahit olduğu ziyareti Risale Haber'e şöyle anlatmıştı. 

HERŞEYE RAĞMEN MEVLANA’YI ZİYARET EDECEĞİM

Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Urfa’ya giderken Konya’ya uğrayacağını söylemiş… Fakat bir terslik olmuş, Konya Valisi duyunca “olmaz, uğramadan geçsin” demişler. Ama Üstad “ben Mevlana Hazretlerini ziyaret etmeden geçmem” demiş. “Herşeye rağmen onu ziyaret edeceğim” deyince, bu defa “madem öyle arabayla Hükümet Konağına kadar gelsin, oradan yaya gidin” demişler. O da “peki” demiş.

Sabah saatleri idi, öyle hatırlıyorum, çünkü ben hazırlanıyordum vazifeye gitmek için… Dışarı çıktım baktım Mevlana Hazretlerine giden cadde iki taraflı asker sıralanmış bekliyorlar. Hepsi silahlı, silahları da süngülü, şaşırdım. “Allah, Allah ne olmuş acaba” dedim. Sordum oradakilere dediler ki, “Bediüzzaman Hazretleri gelecek onun için tedbir almışlar.” Kendilerince sanırım halkla görüştürmek istemiyorlar. Yani halkı uzaklaştırmak için böyle bir tedbir almışlar. Tam aksine halk daha çok merak etmeye başladı. O hareketliliği görünce herkes merakla oraya gelmiş oldu.

Hükümet Konağına gittim baktım henüz gelmemiş ama bir hareketlilik var. Yakınlarda olduğu belli. Asker, polis gayet telaşlı bir vaziyette… Ben o zaman resmi kıyafetli idim. Orada biraz oyalandım… Baktım hakikaten Üstadın taksisi geldi ve içinden iki kişi indi ama şu anda o iki kişi kimlerdi pek hatırlayamıyorum. Üçüncü olarak da Üstad Hazretleri indi.

SAĞLI SOLLU SIRALANMIŞ ASKERLERE “SELAMÜNALEYKÜM” DEYİP SELAMLIYORDU

Görevlilerden birileri geldi Üstad’a bir şeyler anlattı O da bu anlatılanları dinledi ve kafasını tasdik anlamında birkaç kez salladı. Ve o arabadan inen iki kişi tekrar arabaya bindi ve arabayı biraz daha ileriye çektiler. Üstad tek başına yürümeye başladı, sağlı sollu askerler bir koridor oluşturmuştu, bir yandan yürüyor bir yandan da sağa dönüp “Selamünaleyküm” diyor. Sonra sola dönüp “Selamünaleyküm” diyor. Elini de kaldırıp selam veriyor. İki üç adımda bir bu selam verme işini tekrarlıyor.

Öyle bir tarzda ki, sarığı ile cübbesi ile eliyle, kalbiyle, ruhuyla adeta bütün duyguları ile ellerini kaldırarak “Selamünaleyküm”,  “Selamünaleyküm” her iki tarafa selam vere vere yürüyor. Adeta bir bayram günü Sultan gelmiş askerlerini ve milletini selamlıyor.

ÜSTADLAR BAŞ BAŞA GÖRÜŞMEK İSTEMİŞLER

Benim de çok hoşuma gittiği için askerlerin dışında onu takip ede ede ta Mevlana Hazretlerinin kapısına kadar bu vaziyette yürüdük. O arada duydum ki, içerideki tüm personeli dışarı çıkarmışlar, türbenin içini boşaltmışlar ve Üstad’a hazırlamışlar.

Kendi kendime dedim “Allah Allah bu ne büyüklük, bu ne haşmet kimse onu rahatsız etmesin ve Mevlana ile baş başa rahat rahat görüşsün” istemişler. Oradaki bekçileri, görevlileri hiçbirini bırakmamışlar, dışarı çıkarmışlar. Bana söyleyenler de aynı kanaatte idi “demek ki, Üstad için bunu böyle hazırladılar” diyorlardı.

Bilhassa o zaman Mevlana Hazretlerinin başında bekleyen ehl-i hal bir arkadaş vardı. O günün şartlarında ziyaretçilere yol gösteren bir kimse. O da dışarı çıkarılmış ve o da aynı şeyi söyledi, “Üstadlar baş başa görüşmek istemişler, onun için hepimizi dışarı çıkardılar” demişti. Onun o ifadesi de çok hoşuma gitmişti. Sonra gidip ziyaretini yaptı tabi bizi içeri almadılar.

DUA EDİP AĞLIYORDU

Bediüzzaman Hazretlerinin daha önceki Mevlana ziyaterinin diğer bir şahidi de merhum talebesi Said Özdemir ağabeydi. Özdemir ağabeyin anlattıkları şöyle:

"Konya'ya vardık. Taksi gelip, meydanda durdu. Birden bire taksinin etrafı bulut gibi kapandı. Şoföre, Abdülmecid Ağabeyin evine gitmesini söyledi. Abdülmecid Ağabeyin evi Konya'da, şimdi Turizm Müdürlüğünün arkasında bulunuyordu. O da yola çıkmış geliyordu. Arabanın açık olan camından Üstadla bir müddet görüştüler.

"Bu arada kalabalık gittikçe artıyordu. Polisler kalabalığı dağıtmak için halkı joplarla dövmeye başladı. Halkı dağıttıktan sonra bizi de taksiden çıkararak dövmeye başladılar. Zübeyir Ağabeyi zorla jipe bindirmeye çalışıyorlardı. Ben polislerden kurtulup Üstadın yanına geldim. Üstad gelen polislere saatini göstererek, 'Ben namaz kılacağım' dedi. Öğle namazını Selimiye Camiinde kıldık.

"Üstad 'Mevlânâ'yı ziyaret edeceğim' dedi, fakat polisler müzenin açık olmadığını söylediler. Müze Müdürü Mehmet Önder oradaydı. 'O vazife bana ait, ben hususi olarak gezdireceğim' dedi. İçeriye girdik. Üstad, 'Ben yalnız gezmek istiyorum' dediyse de, halk ve sivil polisler Üstadı yalnız bırakmıyordu. Biraz yürüdükten sonra sandukaların olduğu yere geldi, kıbleye yönelerek dua etti, hem de bir taraftan ağlıyordu.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.