Said Nursi için Urfa neden önemliydi?

Said Nursi için Urfa neden önemliydi?

Risalehaber yazarı Şahin Doğan ile kısa süre önce yayımlanan “Şehr-i Urfa” kitabı üzerine konuştuk.

A+A-

Röportaj: Mustafa Oral
RİSALEHABER

1. KISIM: URFA İSLAM VE İNSALIK TARİHİNDE NADİDE BİR ŞEHİR

M. ORAL: Urfa denilince ilk akla gelen İbrahim Peygamber ve dostluk. Sonradan “Şanlı” oldu. Son zamanlarda “Şanlı Urfa“ “Kanlı Urfa” şeklinde anılır oldu. Sadece Urfa değil, coğrafyamız kan ağlıyor. Dostlarını küstüren, kardeşlerini öldüren, düşmanlarını güldüren bizlere İbrahim Peygamber Halilullah Dergâhından neler söylüyor?

Şahin DOĞAN: Vakti zamanında “Şanlı” gibi bir ünvanı Urfa’ya veren devlet ricalinin duygularını anlıyorum ama kanaatimce Urfa’yı tavsif babında söylenebilecek herhangi bir ilave unvana gerek yok. Yalın halde sadece “Urfa” ismi her şeyi anlatmaya yetiyor. Allah’ın Halili İbrahim Peygamber (a. s) bize sadece, “yeter artık, barışın, dost olun, kardeş olun, İslam olun kısacası insan olun” diyor. Bundan daha güzel ne diyebilir ki! Önemli olan onun demesi değil bizim onun dediklerini anlamamız ve yaşamamız.

M. ORAL: Bediüzzaman Urfa’ya ölmeye gelmiş. Niye başka şehri değil de Urfa’yı seçmiş. Urfa’nın Üstadın dünyasında yeri ne?

Şahin DOĞAN: Evet üstat hazretlerinin dünyasında Urfa’nın başka, bambaşka bir yeri var. Emirdağ Lahikasında “Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir…” diyor. Bir manada Bediüzzaman’ın gözünde Urfa birinci şehirdir. Burada gözlerden kaçan ehemmiyetli bir husus dikkati çekiyor. Bazı mekanların kutsallığı: Mekke, Medine, Kudüs gibi… mekana bu kutsallığı katan onun bazı ilahi mevhibelere ve varidatlara mazhar olmasıdır. Bilindiği gibi Hz. Musa’ya ilk vahiy mukaddes vadi olan Tuva da geliyor. Üstadın Urfa’ya gösterdiği aşırı teveccühün birçok nedeni var ama hepsinden önce buranın başta Hz. İbrahim olmak üzere onlarca peygambere ev sahipliği yapmış olması gelir. Bazı ağabeyler Üstadın bu teveccühünü istikbalde burada ifa edilecek nur hizmetlerinden dolayı olduğunu söylerler. Bu doğru ama hizmet açısından Urfa’dan çok daha ilerde olan bazı şehirlerimiz var ki onlar için aynı taltifi yapmamış Üstat Hazretleri. Bediüzzaman’ın Urfada ölmek istemesi dahil bütün teveccühleri dediğimiz gibi buranın kadimden bu yana manevi, kutsal ve mübarek bir mekan olmasıdır. Bunu görmek için bilhassa Balıklıgöl civarında birkaç günlük bir seyahat kafidir sanırım. Belki bizim bilmediğimiz başka nedenleri de var bunun ama şimdilik bilebildiğimiz nedenler bunlardan ibaret.

M. ORAL: Urfa denilince kadimden beri bizim aklımıza “eski” geliyor. Kadim Urfa ile Modernizmin girdabına girmiş Urfa arasında nasıl bir etkileşim var?

Şahin DOĞAN: Kadim Urfa modernliğin sınır tanımayan hayasız hücumu karşısında, diğer bütün tarihi şehirlerimizde olduğu gibi, can çekişiyor. Bundan kurtulmanın yolu yok sanki. En mahrem mekanlar bile bu taarruzun tesiri altında. Bazı sosyologların dediği üzere bu durum kaçınılması imkansız bir kader gibi. Gerçi bu kaderi çizen ve tayin eden insanoğlu. Öyle olsa bile bu onun kader olma vasfını değiştirmiyor. Bir çeşit iradi kader. Modern batının insanlığa sunduğu en büyük armağan şu kahrolası modernlik oldu. İnsanoğlu kendi eliyle cennet küresini cehenneme çevirdi. Artık eski Urfa denen bir olgu yok yeni, taze, modern malzeme ile cıvık cıvık kaynayan bir modern Urfa var. Önceleri bu modernlik belası bir dayatmaydı belki ama şimdi insanlar kendi özgür iradeleriyle onun sunduğu bütün imkanları candan benimsiyor ve hayatlarının her alanına taşıyor. Kitabımız bu kanayan yaraya tutulan bir tutam gözyaşı belki de. Kitabın her satırında kaybedilen muhteşem bir medeniyete tutulan bir tutum gözyaşı var dense yanlış olmaz. Bu mazi hasretini çekmek yersiz belki ama arka sokaklar arasından her gezişimde onu çekmeden edemiyorum. Şehir eski şehir değil, cemaatler eski cemaatler değil, dersler eski dersler değil, tarikatler eski tarikatlar değil, zikirler eski zikirler değil… Allahtan ümit kesilmez ama bu hususta hiç umutlu değilim; bilakis fazlasıyla karamsarım.

M. ORAL: “Urfa bir camiler ve medreseler şehri” diyorsunuz. Biz kitabınızda Urfa’yı ilim ve ibadet menzili olarak gördük. Doğru mu görmüşüz?

Şahin DOĞAN: Bu dediğiniz hususiyetler yine mazide kaldı. Gerçi mazi bakiyesi bazı medrese ve tekkeler yok değil ama onların da gönüllü müşterisi zamanla bir elin parmakları kadar azalmış durumda. Medrese, cami ve tekke medeniyetimizin mümeyyiz üç büyük remziydi. Koca medeniyetimiz sönmeye yüz tutunca bu üç büyük remiz de ister istemez ondan nasibini aldı. Çok acı ama gerçek. Bugün seküler bir dünyada yaşıyoruz. Dinler, cemaatler, tarikatler, vakıflar bile sekülerleşiyor. Maziden kalma şeyler bir ritüelden öteye geçmiyor artık. Benim anlattığım tahayyülümdeki Urfa. Urfa’daki bu vaziyeti görünce İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerin hal-i pür melalini hayal bile etmek istemiyorum. Bize bir haller oldu ama bu halin ne olduğu konusunda vazıh bir fikir sahibi değilim.

M. ORAL: Urfa Kalesi ve Çocukluk yazısını okurken aklımıza Galata Kulesi ve Hazerfen Çelebi geldi. Yükseklik ve tarih çocukları ve çocuk ruhlu yazarları çekiyor galiba…

Şahin DOĞAN: Öyle galiba. “Çocuk ruhlu yazar” dediniz ki çok doğru. Bence bütün yazarlar bir parça çocuk ruhludur. Peygamberlerin vahiy almak için genellikle yüksek dağlara çıkması, Üstadın inziva için Yuşa tepesini tercih etmesi bir tesadüf olmasa gerek. Bir kavle göre yüksek mekanlar kalbe nurani ilhamların gelmesi açısından en uygun yerlerdir. Asıl olan uzlet ve istiğnadır. Bilirsiniz Üstadın nastan istiğna düsturunu. Bilhassa Üstadın daima yüksek yerleri tercih edişi çok calib-i dikkattir. Rahmanın dostu olan kalpler yalnızlık ve inzivayı sever; diğerleri ise kaos ve karmaşayı. Modernlik demek bir kelimeyle kaos ve karmaşa demektir zaten.

M. ORAL: Kitapta Necip Fazıl’a çok fazla gönderme var. Urfa’da yaşamış meşhur şair, yazar, sanatkâr var mı?

Şahin DOĞAN: Necip Fazıl’a yapılan göndermeler makam muktezasınca olan şeylerdir. Bazı metafizik hislerimi dile getirdiği için fazlasıyla gönderme yaptım Üstada. Benim şiirle tanışıklığım birçok muhafazakar yazarda olduğu gibi Necip Fazıl ile başladı. “Çilesi”nin yarası hafızamdadır hala. Ben şiirden öte Necip Fazıl’ın eşya, zaman ve madde karşısında duyumsadığı o metafizik ürpertiyi çok severim. Bence bir eserde bu duygu yoksa veya cılızsa geleceğe kalma ihtimali çok zayıftır. Necip Fazıl bir zamanlar risaleden sonra ikinci başvuru kaynağımdı. Sadece benim gibi namsız ve şöhretsiz biri için değil bugün namlı ve şöhretli birçok yazarın arkasında onun emeği ve mücadelesi olduğuna inanıyorum. Atilla Maraş gibi Urfalı birçok meşhur yazar ve sanatkar var tabii ki. Kısacası benim göndermelerim duygu bakımından.

M. ORAL: Risale’yi Urfa’da bir camide tanımışsınız. Kitabınızda güçlü bir Risale sesi duyuyoruz. Risale gerek kalbinizde gerekse kaleminizde ne karar yer tutuyor?

Şahin DOĞAN: Henüz ortaokul birinci sınıfta iken kendimi gürül gürül risale okunan meşhur bir cemaatin içinde buldum. Bu yönüyle ne kadar değişik okumalar yapmış olsam bile gerek bilinçaltımın bir köşesinde gerekse kitapta sizin deyiminizle “güçlü bir risale sesi”nin olduğunu inkar edemem. Bu yönüyle kendimi bahtiyar hissediyorum. Şunu gösteriş olarak anlamayın lütfen! Risaleden her bir kitabı belki yirmi defa okumuşumdur ama kitapta da belirttiğim gibi çok okumakla çok istifade etmek ayrı şeyler. Samimi söylüyorum benim kadar çok okuyup da az istifade eden yoktur. Risalenin kalbimde ve kalemimde eskisi gibi kuvvetli bir şekilde yer tuttuğunu söyleyemem. Çünkü Atilla İlhan’ın bir yerde dediği gibi “okumak kopmaktır. ” Değişik okumalar yapınca ister istemez manevi bağlar zayıflıyor. Her zaman dini bütün iyi bir Müslüman ve Üstada derinden bağlı bir nurcu olmak istedim ama heyhat bunu hayatım boyunca başaramadım. Bunları tevazu olsun diye söylemiyorum. Zaten tevazu kastıyla söylense kibir olur. İçimden geldiği gibi inanarak söylüyorum. Bunun ızdırabını kitabımızın “Minnacık Bir Hayat Sergüzeşti” bölümünde birazcık kelimelere taşımak istedim ama bu öyle büyük bir pişmanlık hissi ki kelimeler onu taşımaktan aciz kalır. Sağ olsunlar o bölümü Mustafa Kutlu ve İsmail Kara hoca da okudular ve hissiyatımı çok iyi anladıklarını ifade ettiler.

1. KISIM: URFA İSLAM VE İNSALIK TARİHİNDE NADİDE BİR ŞEHİR

 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum